Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Alparslan Türkeş’in vefatının ardından 6 Temmuz 1997'de devraldığı liderlik koltuğundaki 30 yıllık dönemi, Türk siyasi tarihi açısından eşi benzeri olmayan paradokslarla dolu bir dönemi ifade ediyor.
Beklenmedik kararlarla dolu söz konusu otuz yıl, AK Parti'nin iktidara gelişine, Türkiye’de güçler ayrılığının yok olmasına, İmralı açılımına ve milliyetçi siyasetin bölünmesi ve iktidara ihtiyaçlarına göre şekillenen esnek bir aparata dönüşmesine mal oldu...
Bahçeli'nin siyaset tarzı ve aldığı kritik kararlar, Türkiye’ye şu ağır faturaları çıkardı:
HÜKÜMET YIKAN, HÜKÜMET TUTAN ERKEN SEÇİM ÇIKIŞLARI
Devlet Bahçeli, Türk siyasi literatürüne "erken seçimlerin mimarı" olarak geçti. Erken seçim çıkışlarının dikkat çeken yanı, Bahçeli’nin sandığı bir kaçış ya da kartları yeniden dağıtma aracı olarak kullanması oldu. Bu çıkışların ilki ve en radikali, 2002 yılında yaşandı. DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinin ortağı olan Bahçeli, 7 Temmuz 2002'de ani bir kararla 3 Kasım 2002 için erken seçim çağrısı yaptı.
Bahçeli'nin ekonomik krizin yaraları henüz sarılmaya başlanmışken, ortağı olduğu 57. Hükümeti aniden erken seçime götürmesi, sadece kendi partisinin değil, dönemin tüm merkez partilerinin Meclis dışı kalmasına neden oldu. Bu hamle, AK Parti’nin 20 yılı aşkın sürecek tek parti hegemonyasının yolunu açan en büyük "altın tepsi" olarak tarihe geçti.
7 HAZİRAN 2015 SONRASI AK PARTİ'Yİ İKTİDARDA TUTTU
AK Parti'nin ilk kez tek başına iktidar çoğunluğunu kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimleri gecesinde kameralar karşısına geçen Bahçeli, bütün koalisyon formüllerine kapıyı kapatarak "En erken seçim ne zaman olacaksa o zaman olur" çıkışı yaptı.
Muhalefetin ortak bir hükümet kurma potansiyelini ilk dakikada baltalayan bu katı tutum, ülkeyi terör olaylarının tırmandığı ve istikrarsızlığın derinleştiği karanlık bir beş aya mahkûm etti. Nihayetinde 1 Kasım'da yapılan tekrarlanan seçimlerle AK Parti kaybettiği tek başına iktidarı geri aldı.
2018 yılında yine benzer bir refleksle ülkeyi acil seçime sürüklemesi, Türkiye'nin ekonomik olarak en kırılgan olduğu dönemde kurumsal yapısını tamamen altüst eden bir sistem değişikliğine erken yakalanmasına mal oldu.
ERDOĞAN'A SİSTEM TEDARİĞİ VE AK PARTİ İLE İTTİFAK
Bahçeli’nin genel başkanlık dönemindeki en büyük u dönüşü, şüphesiz Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’ye yönelik politikasında yaşandı. 2015 yılına kadar sert muhalefette bulunduğu ve en ağır hakaret ve eleştirileri yönelttiği Erdoğan'a, 15 Temmuz sonrasında adeta "siyasi can simidi" oldu.
Bahçeli, Ekim 2016'da fiili durumun hukuki bir boyut kazanması gerektiğini savunarak AK Parti'nin uzun süredir hedeflediği "Başkanlık Sistemi" için kapıyı açtı. MHP’nin sunduğu bu anayasal ve siyasi destek, mühürsüz oyların geçerli sayıldığı 2017 referandumu ile Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçmesini sağladı. Geçilen yeni sistem Türkiye’de güçler ayrılığının yok olmasına, yargı bağımsızlığının ağır yara almasına ve denetleme mekanizmalarının felç olmasına mal oldu. Sistemin getirdiği yüzde 50+1 şartı da siyaseti ittifaklara mahkum ettiğinden var olan kutuplaşma daha da arttı.
Bahçeli, "iktidar olmadan iktidarı yönetme" konforunu yaşarken, Türkiye liyakat krizleri ve derinleşen bir ekonomik çöküşle baş başa kaldı.
PARTİ İÇİ MUHALEFETİ TASFİYE: MİLLİYETÇİ SİYASETİN BÖLÜNMESİ
Bahçeli'nin liderlik tarzı, parti içi demokrasiyi tamamen yok sayan, kurultay taleplerini yargı ve iktidar gücüyle bloke eden bir baskı rejimine dönüştü. MHP tabanından yükselen değişim seslerine kulak tıkamak, milliyetçi siyasete çok ağır bir kurumsal parçalanma faturası kesti.
Bahçeli'nin özellikle 2015 seçimlerinin ardından AK Parti ile yakınlaşması ve parti içi yönetim tarzı, MHP tabanında ve yönetim kademesinde ciddi bir kırılmaya yol açtı. Meral Akşener, Sinan Oğan, Ümit Özdağ ve Koray Aydın gibi isimlerin başını çektiği muhalif kanat, olağanüstü kurultay toplama mücadelesine girdi.
Yargıya taşınan sancılı kongre süreçlerinin ardından Bahçeli partisindeki muhalif hareket tasfiye etti.
Bu tasfiye, Türk milliyetçiliği hareketinde tarihi bir bölünmeye yol açtı ve 2017 yılında İYİ Parti kuruldu. İYİ Parti'den Zafer Partisi ve Anahtar Parti doğdu. Bahçeli, koltuğunu korumak adına Türk milliyetçiliğini güçlü çatı olmaktan çıkarıp parçalı, birbiriyle kavgalı ve iktidarın gölgesinde siyaset üretmeye mahkûm bir yapıya dönüştürdü.
EN AĞIR İDEOJİK İFLAS: ÖCALAN'A UMUT HAKKI VE STATÜ
Bahçeli’nin MHP Genel Başkanlığı koltuğundaki 30 yıllık serüveninin en büyük ve sarsıcı kararı ise PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’a yönelik yaptığı tarihi çağrıyla yaşandı. Yıllarca rakiplerini "terörle iş birliği" ve "hainlik" ile suçlayan, ilk çözüm sürecine en sert muhalefeti yapan Bahçeli, bizzat umut hakkı vadettiği Öcalan'ı TBMM çatısı altında konuşmaya davet etti. Bu çıkış, milliyetçi camiada şok etkisi yaratırken böylece, Terörsüz Türkiye adı verilen yeni açılım MHP'nin anonsu ile başladı.
Terörist başına "Umut Hakkı" adı altında özgürlük kapısını aralayan bu çıkış, MHP'nin yarım asırlık ideolojik bagajını, şehit ailelerinin hassasiyetlerini ve partinin varlık sebebini bir gecede boşa çıkardı. Siyasi analistlere göre bu hamle, milliyetçi söylemin pragmatizm uğruna ne kadar kolay feda edilebileceğini gösteren tarihi bir kurumsal iflas belgesi oldu.
LÜBNAN MODELİNİ ÖNERDİ
Bahçeli’nin 30 yıllık liderlik tarihindeki en şaşırtıcı ve tartışılan çıkışları umut hakkı ile sınırlı kalmadı. Bahçeli, ortaya attığı "Bir Alevi, bir Kürt iki Cumhurbaşkanı Yardımcısı olsun" önerisi ile, anayasal vatandaşlık esasına dayalı Türk ulus modelinin yerine, Ortadoğu'yu kana bulayan etnik ve mezhepsel kotalara dayalı "Lübnanlaşma" modelini resmen Türkiye'ye dayattı.
Liyakat ve vatandaşlık yerine kimlik fonksiyonerliği öneren bu yaklaşım, devletin kurumsal omurgasına yerleştirilmiş bir saatli bomba olarak yorumlandı.
ÖCALAN'A HEYET GÖNDERDİ
TBMM'nin iradesi, Bahçeli’nin isteği doğrultusunda millî hafızayı zedeleyen bir operasyona alet edildi. Milletvekillerinin TBMM adına İmralı’ya giderek teröristbaşı Abdullah Öcalan’ı dinlemesi, yasama organını bir terör odağının muhatabı konumuna düşürdü.
Bahçeli, Öcalan'a salıverilme yolunu açacak "Umut Hakkı" vaadinin ötesine geçilerek, terörist başının doğrudan yasal ve meşru bir aktöre dönüştürülmesine kapı aralandı. İmralı'yı ve bebek katili unvanlı bir hükümlüyü masaya oturtulması için Bahçeli tarafından statü istendi.
Devlet Bahçeli’nin MHP Genel Başkanlığındaki 30 yılı; Türkiye’den öngörülebilirliğin çekilip alınmasına, üniter devlet yapısının etnik mezhepsel pazarlıklara açılmasına ve milliyetçilik fikrinin iktidar blokunun ihtiyaçlarına göre şekillenen esnek bir aparata dönüşmesine mal oldu. Tarih, Bahçeli'yi attığı urganla değil, o urganın ucunu uzatarak ülkeye "Lübnan modeli" ve İmralı'ya meşruiyet vadettiği yeni Türkiye tablosuyla hatırlayacak.