Türkiye’de sanılanın aksine, 2002 yılından itibaren, ekonomik program dahil, birçok gelişme ABD, AB ve İsrail’in “Kürdistan” projesinin türevi olarak ortaya çıkmıştır. Güçlü bir ordusu olan Türkiye’yi Irak’ta yaptıkları gibi dize getiremeyeceklerini bilen ABD/Batı ittifakı, ekonomik program yoluyla (ucuz döviz, yüksek faiz, üretimsizlik, borçlandırma) iktidarları tehdit edecek araçları yaratarak ve geliştirerek sonuç almaya çalışmıştır.
Yaratılan döviz/sıcak para borç batağıyla AK Parti iktidarı etki altına alınmıştır. Özellikle 2002-2014 arası AK Parti yönetimi büyük ölçüde diz çöker hale getirilmesine rağmen, “Kürdistan” projesi Türkiye’de yol alamamıştır. AK Parti iktidarı projeyi 2013 yılına kadar iştiyakla sürdürmüş, işin olamayacağı, toplumun direnişi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sadece AK Parti iktidarından ibaret olmadığı anlaşılınca, bizzat AK Parti iktidarının doğacak kargaşa sonucunda yıkılacağı sezilince, programdan çekilmek zorunda kalmıştır. Bu çekilme, ABD ve İsrail’in, AK Parti’yi devirmek amacıyla “esas oğlan” FETÖ’yü harekete geçirmesine sebep olmuş, iş 2016 FETÖ Darbesi’ne kadar gelmiştir.
AK Parti’nin 2013’ten sonra hem PKK hem FETÖ ile mücadelesi bir bakıma ABD/Batı ile “sürtüşmesine” yol açmış, milli refleksler bu dönemden başlayarak 2023’e kadar sürmüştür. AK Parti’nin borç baskısı ve borçları çevirememe korkusu nedeniyle, 2023 yılında Biden yönetimine beratı sunmasından sonra bile emperyalizm lehine bölünme anlamında bir ilerleme sağlanamamıştır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’de bölünme sürecinin manivelası olarak yaratılan “düşük kur, yüksek faiz, üretimsizlik, borçlanma” politikasına rağmen 2023 sonrasında bölücülük projesi yürümemiştir.
ABD/İsrail ve topyekûn Batı emperyalizmi tarafından yürürlüğe konulan “Kürdistan” stratejisi, dört ülkede de kısa zamanda geri getirilemeyecek şekilde çökmüştür. Özellikle İran’ın zaferi sonrası dosya “düyuna” kalmıştır. Türkiye açısından bu stratejiden geriye, iktidarları baskı altına alan ekonomi programı ve bölücülüğe teşne grup ve kişilerin açığa çıktığı tablo kalmıştır.
ÜÇÜNCÜ İSYAN ve YİNE İNGİLTERE
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş dönemi sırasında ve hemen sonrasında çıkan isyanların ve “Yunan” işgalinin arkasında İngiltere ve Damat Ferit gibi sömürgecilerin gönüllü uzantıları vardı. Çanakkale’de binlerce Mehmetçiği şehit eden İngiltere, isyanlar yetmiyormuş gibi 1919 yılındaki Yunanistan’ın Anadolu işgalini de örgütlemişti. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki İngiliz destekli isyan ve saldırılara “Birinci İsyan” dalgası diyebiliriz.
İkinci önemli kalkışma, 2016 FETÖ darbe girişimidir. FETÖ, bilindiği gibi ABD ve İsrail güdümünde, sadece Türkiye’de değil daha birçok ülkede söz konusu “sahipler” tarafından kullanılan bir casusluk örgütüdür. Çalışma ve örgütlenme prensipleri ve programı gizlilik esaslı ve yurt dışı istihbarat kaynaklıdır. FETÖ darbesi başarılı olsaydı, Türkiye büyük olasılıkla Rusya ve İran ile savaşa sürüklenecek ve 3. Dünya Savaşı’nın kapısı aralanacaktı. ABD ve İngiltere küreselcilerinin “Biz daha güçlüyken vuralım!” fikri gerçek olacaktı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, içerisinde yer aldığı ittifak üyeleri tarafından tam emir eri niteliğinde iktidar oluşturma darbesini 2016 yılında püskürtmüştür.
Üçüncü İsyan ise İngiltere-İmamoğlu-FETÖ iktidar projesidir. FETÖ’yü ve Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmanlık yapan İngiltere’yi de kapsadığı için en tehlikeli yurt dışı kaynaklı kalkışmadır. Kronolojik gelişmeleri şöyle özetleyebiliriz:
2016 yenilgisinden sonra harekete geçen Biden (ABD küreselcileri), İngiltere ve Almanya, yeni alternatif yaratmak için çalışmalara başlamışlardır. Serdar Üsküplü arkadaşımızın bize döne döne ezberlettiği RAND Corporation 2020 Raporu’nda bu çalışmaların yönü ve yöntemi açık açık ifade edilmişti. Pervasızlık, yüzsüzlük, suça eğilim, kültürsüzlük; aranan lider tipinin en belirgin özellikleridir. Zelenskiy tipi bir lider arayışı 2016 yılından hemen sonra başlamıştı.
Emperyalizm her zaman bütün tuşlara basar. Hiçbir tuşu ve sesi küçümsemez. 2023 yılından sonra AK Parti içerisinde de İmamoğlu’na paralel bir grup oluşturarak bütün kaleleri fethetmeye soyunmuştur. AK Parti içerisindeki bu grup İmamoğlu’nun doğal ve objektif müttefiki olarak temayüz etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti “Hükümetinin” yakın bölgede, Batı lehine koçbaşı görevi yapmasına sebep olan gruptur. İran’ın zaferi, İmamoğlu’nun hırsızlık ve casusluk iddialarından tutuklanması, mutlak butlan kararı, ekonomik programın yarattığı yoksullaşma ve sanayinin çökmesi, bölücülüğün yenilgisi, AK Parti içerisindeki bu grubu güçten düşürmüştür. Ukraynacılık yapan ve İran’la savaş tamtamları çalan da bu gruptur.
Biden, İngiltere ve Almanya tarafından başlatılan tam güdümlü iktidar programı, Biden’ın siyaseten mevta olmasıyla sadece koordinatör İngiltere ve Almanya’nın omuzlarına kalmıştır. Biden sonrası yeni ABD yönetimi (Trump) açık bir şekilde İngiltere-FETÖ-İmamoğlu iktidar programının arkasında durmamıştır. ABD’nin bu geri çekilmesinin temel nedeni, böyle bir iktidar projesinin (İngiltere-FETÖ-İmamoğlu) kısa sürede Türkiye’yi Ukrayna konumuna sürükleyeceğinin ABD tarafından anlaşılmasıdır.
Entrikacı İngiltere’nin binbir tertiple Rusya’yı kışkırtacağının ve ABD’yi savaşla burun buruna getireceğinin, esasen İngiltere’nin (ve güdümündeki Almanya’nın) sadece Türkiye’yi değil ABD’yi de kullanarak yol almak isteyeceğinin Trump yönetimi tarafından kolayca tespit edilmesi, ABD’nin projeden çekilmesine neden olmuştur. Mevcut ABD yönetimi, İngiltere’nin ABD’yi sürüklemek istediği maceranın farkındadır. Benzer şekilde İngiltere, AB ve AK Parti içerisindeki Batıcı grubun bütün tertiplerine rağmen Tayyip Erdoğan da Rusya ve İran ile ilgili savaş niyetlerine set çekmiştir. Biden ile başlayan, şimdilerde sadece İngiltere ve Almanya’nın elinde kalan strateji, İmamoğlu’nun yolsuzluk ve casusluk gerekçeleriyle tutuklanması nedeniyle yara almıştır; ancak aynı grup, İngiltere-FETÖ-İmamoğlu ortak iktidar programını Özgür Özel vasıtasıyla sürdürmeye çalışmaktadır. Mutlak butlan kararı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, İngiltere ve Almanya’ya karşı bir darbesi olarak düşünülmektedir.
Almanya gibi bir devletin Prusya ruhunu terk ederek tabiri caizse İngiliz dominyonu haline dönüşmesi; İngiltere’nin bir fabrika çalıştırır gibi Yeşiller Partisi adı altında Almanya’da bir siyasi parti işletmesine izin vermesi de ayrı bir garabettir. Merkel’den sonra Almanya da İngiltere’nin operasyonuna maruz kalmış, İngiltere Almanya’nın nükleer santrallerini ve kömür ocaklarını Yeşiller Partisi’ni kullanarak kapattırmış, enerji açısından en zor duruma düşen ülke olmasına yol açmıştır.
Anlaşılacağı gibi, şimdilerde sadece İngiltere destekli hale gelen İngiltere-FETÖ-İmamoğlu ortak iktidar projesi ve asıl hedeflenen Türkiye-Rusya ve Türkiye-İran savaşları stratejisi yara almış görünmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun beklenen feraseti, projenin tümden iptalini sağlayabilecek ve ülkenin İngiltere nam ve hesabına büyük bir felakete sürüklenmesini önleyecektir.
*Vatan Partisi Ekonomi Siyasetleri Bürosu Üyesi.