Avrupa genelinde sığınmacılara ve siyasi mültecilere yönelik hak gaspları ve sınır dışı politikaları tırmanırken, İsviçre’de benzer bir iade kıskacı yaşanıyor. İltica talepleri reddedilen ve Türkiye’ye iade edilme tehlikesi altındaki Kürt siyasi mülteciler Ahmet Tabu ve Mehmet Agit Bağdu, tutuldukları Zürih Havalimanı Hapishanesinde başlattıkları açlık grevi eyleminde 9. günü geride bıraktı. Türkiye’de haklarında açılmış siyasi davalar ve kesinleşmiş hapis cezaları bulunan sığınmacılar, İsviçre hükümetinin uluslararası mülteci hukukunu hiçe sayarak kendilerini ateşe attığını vurguladı.
Türkiye’de ceza tehdidi
Türkiye’ye iade edilmeleri halinde doğrudan havalimanında gözaltına alınarak cezaevine konulacaklarını belirten Tabu ve Bağdu, hukuki dosyaların detaylarını paylaştı.
Yaklaşık 3 yıldır İsviçre’de bulunan Mehmet Agit Bağdu, Türkiye’de politik faaliyetleri ve düşünceleri nedeniyle yargılandığını belirterek, “Türkiye’ye iade edilirsem doğrudan gözaltına alınıp tutuklanmam kesin. Hakkımda 5 yıl ile 10 yıl arasında kesinleşmiş hapis cezası var. Siyasi kimliğimden dolayı doğrudan cezaevine gönderileceğim” dedi.
3 buçuk yıldır iltica dosyasının sonuçlanmasını bekleyen Ahmet Tabu ise Türkiye’deki yargı kıskacını ve yaşadığı cezaevi sürecini şu sözlerle aktardı: “Ben zaten Türkiye’de toplamda 4 buçuk yıl civarında cezaevinde kaldım. Muhalif kimliğim nedeniyle sürekli parça parça farklı dosyalardan davalar açtılar. Dışarı çıkıyordum, hemen yeni bir dosya uydurup tekrar içeri alıyorlardı. En son 8 ay gibi bir cezam kalmıştı ama tutuklama esnasında önüme yeni ve ekstra dosyalar çıkaracaklarını, cezayı katlayacaklarını biliyordum. Can güvenliğim ve özgürlüğüm olmadığı için iltica ettim. Bu kaygılarımı İsviçre makamlarına doğrudan aktardım ancak iki yıl sonra bana ret verdiler.”
Kimlik yenileme ve adres değişikliği denilerek çağırıldı, gözaltına alındı
İsviçre kanton yönetimlerinin ve Göç İdaresinin mültecileri tuzağa düşüren uygulamalarına değinen Ahmet Tabu, gözaltına alınma sürecindeki hukuksuzluğu anlattı: “Beni göç merkezinden çağırdılar. Güya sadece kimlik değişimi ve adres değişimi işlemi olacaktı. Oraya gittiğim esnada hiçbir tebligat, hiçbir evrak gösterilmeden ‘İltica dosyan düşürüldü, itiraz hakkın dahi yok’ dediler. O dakikadan itibaren ters kelepçe takılarak götürüldüm. Önce Zürih’ten alıp Frankfurt’ta bir cezaevine kapattılar. Geçtiğimiz pazar sabahı apar topar mahkemeye çıkarıldım. Herhangi bir avukat hakkı tanınmadı, yollanmadı. Sadece bir tercüman ve kayıt alan bir sözcü vardı. Mahkemede yüzüme baka baka ‘Kesin olarak seni göndereceğiz’ denildi.”
Daha sonra yeniden Zürih’teki cezaevine nakledildiğini belirten Tabu, burada da cezaevi idaresinin “Avukat talep etme hakkınız var” gibi en temel hukuki bilgilendirmeyi dahi kendilerinden gizlediğini, her iki merkezde de çıplak arama dayatmasına maruz kaldıklarını ifade etti.
Sağlık hakları engellendi, ayrımcılığa maruz kaldılar
Açlık grevine başlamalarının ardından geri gönderme merkezindeki baskıların tecride dönüştüğünü söyleyen Mehmet Agit Bağdu, cezaevi hekiminin ırkçı yaklaşımlarına maruz kaldıklarını dile getirdi: “Bir haftadır açlık grevindeyiz ve cezaevi yönetimi sürekli üzerimizde baskı kuruyor. Cuma günü sağlık kontrolü için doktora çıktığımızda, doktor bize hakaretvari bir dille ‘Siz aç değilsiniz, grevde de değilsiniz’ diyerek bizi aşağılamaya çalıştı. Biz karşılık vermeyip odadan çıkınca, gardiyanlar bizi doğrudan koğuşa getirip üzerimize kapıları kilitlediler. Hemen ardından yakınlarımızla, avukatlarımız ve dayanışma ağındaki arkadaşlarımızla iletişim kurabildiğimiz bilgisayar sistemlerini merkezden kapatarak bizi tamamen izole ettiler.”
Tecrit altındayken sağlık durumunun aniden bozulduğunu aktaran Bağdu, “Koğuşta tansiyonum düştü, fenalaştım. Arkadaşım Ahmet gardiyanları acil koduyla çağırdı. Ancak ‘Bekleyin’ diyerek tam 20-25 dakika sonra geldiler. Sadece bir tansiyon ölçüp, dil altı hapı verip gittiler. Ne bir takip ne bir insani yaklaşım var” dedi.
Mülteci hakları gasbediliyor
İsviçre’deki sağ siyasetin ve yaklaşan seçimlerin mülteci hakları üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çeken sığınmacılar, ülkede 14 Haziran'da yapılacak nüfusun 10 milyonla sınırlandırılması referandumunda mülteci karşıtı politikaların tırmandırıldığını ifade etti: “Anketlerde ırkçı-sağ kesimin yüzde 2 önde olduğuna dair veriler yayımlanıyor. Muhtemelen bu siyasi atmosfer yüzünden sınır dışı kararlarını çok aceleye getirmeye başladılar. Normal şartlarda hukuken üç defa ret verilmesi ve tüm yargı yollarının tükenmesi gerekirken, yeni gelen siyasi mülteci arkadaşlara ilk reddin hemen ardından direkt ‘ülkeyi terk et’ kararı ve deport dayatması çıkarılıyor.”
‘Taleplerimiz karşılanana kadar eyleme devam edeceğiz’
Tecrit edildikleri hücrelerden kamuoyuna ve insan hakları savunucularına seslenen Ahmet Tabu ve Mehmet Agit Bağdu, talepleri netleşene kadar açlık grevini sürdürmekte kararlı olduklarını vurguladı: “Bizlerin en temel insani ve hukuki talebi, hukuksuz iade sürecinin derhal durdurulması, bu hapishane benzeri deport merkezinden çıkarılarak sağlıklı koşullara kavuşmamızdır. Ancak serbest bırakılıp sağlıklı bir ortama geçebilirsek mahkemelerde kendimizi doğru düzgün ifade edebilir, hukuki sürecimizi yürütebiliriz. Cezaevi idaresinin haklarımızı gizleyen, bizi dünyadan koparan bu tecrit politikasına karşı sonuna kadar direneceğiz ve sonuç alana kadar eylemimize devam edeceğiz.”