Dış Haberler
Latin Amerika, emperyalist müdahalecilik ve ulusal egemenlik arasında tarihi bir yol ayırımdan geçiyor. Peru'da devlet başkanlığı seçimi sonrası oy sayımında bıçak sırtı mücadele sürerken yakın tarihte sandık sonrası yaşanan süreçler, benzer seçim aşamalarından geçen ülkeler için uyarı niteliğinde.
Birbiri ardına gelen veya “getirilen” sağcı liderlerin emekçilerin sırtına yüklediği ağır neoliberal fatura, bugün benzer sandık süreçlerinden geçen diğer ülke halkları için en somut referans haline geldi. Arjantin’den Peru’ya, Bolivya’dan. Peru’daki bıçak sırtı cumhurbaşkanlığı seçimleri, Latin Amerika’daki bu ideolojik cepheleşmenin en kristalize olduğu sahalardan birisi. Pazar günü düzenlenen seçimlerin ardından oy sayımı sürerken son olarak solun adayı Roberto Sanchez, sağcı aday Keiko Fujimori’nin önüne geçti. Sanchez’in bu atılımı, Fujimori’nin güçlü olduğu başkent Lima bölgesindeki oyların kırsal bölgelere göre daha önce sayılmasına bağlanıyor.
PERU’DA BIÇAK SIRTI SEÇİM
AA’nın Peru Ulusal Seçim Süreçleri Ofisi'nden (ONPE) aktardığı son güncellemesine göre, Peru'da sandıkların yüzde 95,22'si açılırken Peru İçin Birlikte'nin (Juntos por el Peru) adayı Sanchez, 8 milyon 884 bin 280 oyla yüzde 50,11 oranıyla önde görünüyor. Sağcı Popüler Güç Partisi (Fuerza Popular) adayı Fujimori ise 8 milyon 842 bin 993 oyla yüzde 49,88 oranıyla rakibini takip ediyor.
İki aday arasındaki farkın birkaç binle ifade ediliyor olması, ülkedeki derin kutuplaşmayı da gözler önüne seriyor.
1990’larda ülkeyi demir yumrukla yöneten diktatör Alberto Fujimori’nin kızı olan Keiko, Latin Bolivya, Şili ve Ekvador gibi Amerika’daki sağ dalgayla iktidara gelen diğer liderlere benzer şekilde seçim kampanyasını güvenlik ve suçla mücadele üzerine kurdu. Babasının neoliberal dönüşüm mirasını sürdürme sözü veren Keiko, ülkeyi yabancı şirketlerin yağmasına açacak neoliberal politikaların savunucusu.
Ancak son 10 yılda 9’uncu başkanını seçen Peru’daki bu istikrarsızlığın ve kutuplaşmanın arkasında da halkın bu neoliberal entegrasyona direnci bulunuyor. Daha önce Pedro Castillo hükümetinde dış ticaret bakanlığı yapan 57 yaşındaki Sanchez ise, sağlık ve eğitim yatırımlarını artırmayı, devletin ekonomideki rolünü güçlendirmeyi ve yolsuzlukla mücadeleyi öncelik haline getirmeyi vaat ediyor.
BİR SONRAKİ AŞAMA GÖZLER ÖNÜNDE
Bir yanda yer altı kaynaklarını ve tarım alanlarını çok uluslu şirketlerin yağmasına açmak isteyen, Washington destekli neoliberal sağ diğer yanda ise bu kaynakların kamulaştırılmasını ve yoksul halk kesimlerine aktarılmasını savunan sol damar karşı karşıya. Benzer bir atmosfer, 21 Haziran’da ikinci tur devlet başkanlığı seçimine gidecek Kolombiya’da da hâkimken Devlet Başkanı Gustavo Petro, Latin Amerika’daki farklı aşamalarının aynı anda yaşandığı bu örüntüye dikkat çekiyor.
MİLEİ’DEN GELEN NEOLİBERAL REÇETE
Kolombiya’daki yarış Petro’nun desteğini alan Tarihsel İttifak'ın (Pacto Historico) solcu adayı Ivan Cepeda ile sağ kanadın güçlü aktörü Abelardo De La Espriella arasında geçecek. Washington’daki ikinci döneminde “arka bahçe” doktrinini hayata geçiren ABD Başkanı Donald Trump’ın açıktan destek verdiği son isim olan Espirella, Latin Amerika’daki sağcı liderlerden sentezlediği ajandasıyla sandığa gidiyor.
Güvenlik politikalarının yanı sıra Arjantin’de 2023’te iktidara gelen Javier Milei’nin özellikle çalışma reformu adı altında işçi haklarını tırpanlayan, sendikasızlaştırmayı dayatan ve kamu hizmetlerini özelleştiren ekonomik reçetesi, en büyük vaatlerinden birisi. Arjantin’de Milei’nin iktidara gelmesiyle başlayan süreç, bölge sağcıları için bir "altın standart" olarak pazarlanıyor. Ancak Petro’nun da vurguladığı gibi kıta halkları bu modelin çalışma hayatını kölelik düzenine çeviren, kamusal eğitimi ve sağlığı piyasanın insafına terk eden yüzünü, bu politikaların sonuçlarını biliyor ve bedelini ödemek istemiyor.
Bu yeni sömürü düzenine karşı en büyük itirazlardan biri Bolivya’da yaşanırken Şili’de de yeni bir halk hareketi filizleniyor.
BOLİVYA VE ŞİLİ BİR SONRAKİ AŞAMA
Bolivya’da aralık ayında göreve gelen sağcı Rodrigo Paz hükümetinin neoliberal dayatmaları, yakıt krizi, ücret kayıpları ve toprak yasasına karşı patlak veren isyan, yerlilerden çiftçilere, öğrenciden işçilere büyük bir halk ayaklanmasına dönüştü.
Ekonomik krize karşı yükselen tepkiler emperyalist yağmaya, sermaye düzenine ve halkları yoksulluğa mahkûm eden sömürüye karşı mücadele hattının en canlı örneği konumunda. Protesolar patlak vermeden birkaç gün önce Bolivya hükümetle yıllardır göz diktiği Lityum kaynakları için anlaşma sağlayan ABD ise Paz hükümetine açıktan destek veriyor.
Bolivya Devlet Başkanı Paz, 40 gündür devam eden hükümet karşıtı protestoları bastırmak için son olarak meclisten geçirilen OHAL yasasını yürürlüğe koydu. OHAL ilanı için kararname de gerekiyor ancak sağcı Paz polis ve ordu için operasyon planının çoktan hazırlandığını belirtti.
Bir dönem "neoliberalizmin laboratuvarı" olarak anılan Şili’de halk, yapısal dönüşümün eksik kalmasına ve sağın yeniden mevzi kazanma çabalarına karşı sokak barikatlarını yeniden canlandırıyor. Aralık 2025'te yapılan devlet başkanlığı seçimini, Trump’ın açık desteğiyle ikinci turda kazanan Jose Antonio Kast’ın dayattığı kemer sıkma reçetesine ilk ayaklananlar öğrenciler oldu.
ABD MÜDAHALELERİ VE NEOLİBERAL ÖRÜNTÜ
Kast hükümetinin kemer sıkma programı kapsamında en büyük bütçe kesintileri eğitim alanında uygulanırken güvenlik güçlerinin sert müdahalede bulunduğu gençlerin görüntülerini paylaşan Petro’nun da vurguladığı gibi: Bu yıkım faturası, benzer sandık süreçlerinden geçen ülkelerdeki halkların gözü önünde bir ibret tablosu olarak duruyor.
Washington, yerli işbirlikçileri ile kıtayı tekrar arka bahçesi haline getirmek için sömürü mekanizmalarını ve müdahaleciliğini artırıyor. Latin Amerika, neoliberal yıkım ile bu yıkıma karşı gelişen toplumsal direnişin en sert hesaplaşmalarından birini yaşıyor.