Ünlü yazar Mark Twain'in "Önce Mauritius yaratıldı, sonra cennet; ve cennet Mauritius'tan kopyalandı" sözleri, adaya ayak basıldığında çok daha anlamlı hale geliyor. Hint Okyanusu'nun ortasında bir zümrüt gibi yükselen Mauritius, yalnızca kartpostalları süsleyen plajlardan ibaret değil. Volkanik dağları, şeker kamışı tarlaları, sömürge döneminden izler taşıyan kasabaları, dünyanın dört bir yanından gelen kültürlerin harmanlandığı yaşam biçimi ve üst düzey konaklama seçenekleriyle ada, her köşesinde farklı bir hikâye anlatıyor.
Mauritius, tarihi boyunca hiçbir yerli halka ev sahipliği yapmamış, ıssız bir cennet olarak keşfedilmeyi beklemiş nadir kara parçalarından biri. Adaya ilk ayak basanların 10. yüzyılda Arap denizciler olduğu düşünülse de, adanın küresel haritaya girişi 16. yüzyılda Portekizli denizcilerin burayı bulmasıyla başlamış.
İlk kalıcı yerleşim 1598 yılında Hollandalılar tarafından kurulmuş ve adaya Prens Maurice van Nassau’nun onuruna "Mauritius" adını vermişler. Hollandalıların adadaki varlığı sömürgecilik tarihinin acı bir detayını da barındırıyor: Adanın simgesi haline gelen ve uçamayan sevimli Dodo kuşu, Hollandalıların adaya getirdiği evcil hayvanlar ve aşırı avlanma nedeniyle 17. yüzyılın sonlarında tamamen yok olmuştur.
Eşsiz bir sosyolojik mozaik
1715 yılında Fransızların kontrolüne geçmiş ve adı "Île de France" (Fransa Adası) olarak değiştirilmiştir. Bu dönemde, şeker kamışı plantasyonlarıyla büyük bir ticaret merkezine dönüşmüş, başkent Port Louis inşa edilmiştir. 1810 yılında İngilizler adayı ele geçirerek adını tekrar Mauritius yapmış ve 1968 yılında Mauritius bağımsızlığını kazanana kadar adayı yönetmişlerdir. Bugün Mauritius; Hint, Afrika, Çin ve Avrupa kökenli insanların oluşturduğu, farklı dinlerin (Hinduizm, Hristiyanlık, İslam, Budizm) barış içinde bir arada yaşadığı eşsiz bir sosyolojik mozaiktir. Bu tarihi çeşitlilik adanın mutfaktan mimariye her anına yansımıştır.
Mauritius sadece deniz ve kumdan ibaret bir ada değil. İç kısımlara doğru ilerledikçe volkanik kraterler, çağlayan şelaleler ve vahşi yaşam alanları sizi karşılar.
Sega dansı ve ritimlerin sırrı
Mauritius sanatının ve ruhunun en belirgin temsilcisi "Sega"dır. Kökeni Afrikalı kölelere dayanan, acıyı unutup yaşama sevincini ritimle ifade etmeyi amaçlayan Creole müziği ve dansı Sega, bugün UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras listesindedir. Sadece Ravanne (keçi derisinden davul), maravanne (içi tohum dolu sallama çalgı) ve üçgen zillerle yapılan bu müzik, plajlarda ateş etrafında dönen rengarenk elbiseli dansçılarla efsanevi bir şölene dönüşür.
Edebiyat ve el sanatları
Ada, 2008 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi J. M. G. Le Clézio'nun memleketi (ailesi buralı) olarak edebiyat dünyasında önemli bir yere sahiptir. Ülkedeki el sanatları ise özellikle ahşap gemi maketleri yapımı konusunda dünyaca ünlüdür. Adanın tarihi denizci köklerine saygı duruşu niteliğindeki bu maketler, büyük bir incelikle ve orijinal gemi planlarına sadık kalınarak elde üretilir. Hint Okyanusu florasını yansıtan doğal palmiye yapraklarından örülmüş sepetler ve renkli tekstil ürünleri de adanın vizyoner sanatının gündelik yaşamdaki yansımalarıdır.
İkonik bir golf destinasyonu
Mauritius, dünyaca ünlü premium otelleri ve lüks resort'larıyla rüya gibi bir tatilin tüm beklentilerini aşan bir kapasiteye sahip. Özellikle adanın iklimi, coğrafyası ve geniş yeşil arazileri, burayı dünyanın en ikonik golf destinasyonlarından biri haline getirmiştir.
Bembeyaz kumsalların hemen ardında uzanan zümrüt yeşili golf sahalarında okyanus esintisiyle golf oynamak, Mauritius'ta bir lüks standardıdır. Golf konusunda adada 2 otel öne çıkıyor: Adanın doğu kıyısında, 2 kilometrelik pudra beyazı bir kumsala kurulan Constance Belle Mare Plage, golf sporunu bir yaşam tarzı olarak benimseyenler için bir cennet. Otel, misafirlerine her ikisi de 18 delikli şampiyona standardında iki eşsiz golf sahası sunuyor: The Legend ve The Links. MCB Tour Championship gibi uluslararası büyük turnuvalara ev sahipliği yapan The Legend sahası, eski bir geyik rezervi olan volkanik kaya oluşumları ve su altı göletleri etrafında şekillenmiştir
Eğer aradığınız şey lüksün daha da izole, ultra-premium ve dingin bir versiyonuysa, rotanızı Constance Prince Maurice'e çevirmelisiniz. Adını adaya ismini veren Prens Maurice'ten alan bu masalsı tesis, 60 hektarlık bakir bir doğa parçasında, lagünün sakin sularına gizlenmiştir. Prince Maurice misafirleri, Belle Mare Plage'ın efsanevi golf sahalarına (The Legend ve The Links) ücretsiz erişim ve ücretsiz transfer imkanına sahiptir; bu da dingin bir tatili kesintisiz bir golf macerasıyla birleştirmeyi olanaklı kılar. Türkiye'den Mauritius’a ulaşmak hem çok pratik hem de oldukça konforlu. Türk Hava Yolları’nın her gün İstanbul’dan direkt uçuşu bulunuyor. Üstelik Mauritius’un Türk vatandaşlarından vize istememesi bu eşsiz tatilin planlanmasını çok daha cazip ve zahmetsiz bir hale getiriyor.

GÖRMEDEN DÖNMEYİN
Yedi Renkli Toprak (Chamarel Seven Colored Earth)
Adanın güneybatısında yer alan bu jeolojik harika, volkanik kayaların farklı sıcaklıklarda soğumasıyla oluşmuş kum tepelerinden meydana gelir. Kırmızı, kahverengi, mor, yeşil, mavi, mor ve sarı renklerinde parlayan bu topraklar, güneşin açısına göre adeta bir renk cümbüşü sunar. Çevresindeki 100 metrelik devasa Chamarel Şelalesi ise bu görsel şöleni tamamlar.

Geyik Adası (Île aux Cerfs)
Adanın doğu kıyısında yer alan bu küçük ada, kartpostallardan fırlamış gibi duran bembeyaz kumsalları ve sığ turkuaz lagünleriyle su sporları ve dinlenme tutkunlarının bir numaralı adresidir.
Mauritius’ta sanat dediğimizde sadece galerilerdeki tablolardan bahsedemeyiz, adanın sanatı sokaklara, mutfağa, renklere ve en çok da müziğe yansır. Creole, Hint, Fransız ve Çin kültürlerinin kesişimi, adayı büyük bir sanat atölyesine çevirmiştir.
Le Morne Brabant Dağı
UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bu ihtişamlı bazaltik dağ, adanın güneybatı ucunda okyanusa karşı yükselir. Sadece muhteşem manzarasıyla değil, tarihiyle de derindir; 18. ve 19. yüzyıllarda kaçak köleler (Maroonlar) için bir sığınak olmuştur. Dağın eteklerinden okyanusa bakıldığında meşhur "Su altı şelalesi" illüzyonu (kumların akıntıyla okyanus çukuruna dökülmesi) görülür.

Pamplemousses Botanik Bahçesi
18. yüzyılda Fransızlar tarafından kurulan ve Güney Yarımküre'nin en eski botanik bahçesi olan bu alan, dünyanın en büyük nilüfer yapraklarına (Dev Amazon Nilüferleri) ev sahipliği yapar. Baobap ağaçları, 85 farklı palmiye türü ve dev kaplumbağalar arasında yürürken kendinizi bir masal diyarında hissedebilirsiniz.
Başkent Port Louis ve Central Market
Adanın kalbinin attığı yer. Sokaklarında dolaşırken kolonyal Fransız mimarisiyle Hindu tapınaklarını, camileri ve Çin pagodalarını yan yana görebilirsiniz. Central Market (Merkez Pazar), taze tropikal meyvelerin, aromatik baharatların ve adanın renkli ruhunun en iyi hissedildiği yerdir.