Dilovası’nda 8 Kasım 2025’te Ravive Kozmetik’e ait parfüm imalathanesinde meydana gelen ve 7 işçinin yaşamını yitirdiği işçi cinayetinin, yalnızca bir iş yeri yangını ya da münferit bir ihmal olmadığı, dosyanın kaplumbağa hızıyla ilerlemesine rağmen her geçen gün daha da açığa çıkmaktadır. Bu cinayetin; yıllardır göz yumulan kaçak yapılaşmanın, ruhsatsız işletmelerin, denetimsizliğin, belediye içindeki siyasi baskıların ve sermaye-iktidar ilişkileriyle büyüyen rant düzeninin sonucu olduğu, müfettiş raporuyla da tescil edilmiş durumdadır.
Dilovası gibi sermaye için kuralsızlığın ve rant ilişkilerinin düğümlendiği azgın sömürü merkezleri sermaye için dikensiz gül bahçesi düzeyindedir. İlçenin tümüyle rant sarmalı içinde şekillenmiş bir ilişkiler ağıyla yönetildiği artık gizlenemez bir gerçektir. Yaşanan katliamın da bu sermaye-bürokrasi-belediye-iktidar ilişkilerinin tam ortasında durduğu artık saklanamamaktadır.
Zabıta müdürlerine ev hapsi güvensizliği büyütüyor: Gerçek sorumlular yargılanmalı
Dilovası’ndaki Ravive Kozmetik iş cinayeti soruşturmasında, eski ve mevcut belediye zabıta müdürlerinin ev hapsi kararıyla salıverilmesi, kamuoyunda ve ailelerde güvensizliği ve endişeleri derinleştirmiştir. Denetimden sorumlu bu kritik isimlerin serbest bırakılması, davanın asıl faillere uzanmasını engelleme ve birkaç alt düzey çalışanı "kurban" ederek gerçek sorumluları yargıdan kaçırma riskini açıkça ortaya koymaktadır.
Oysa İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından hazırlanan ön inceleme raporu ve alınan ifadeler, Dilovası’nda uzun süredir var olan ancak üzerine gidilmeyen organize bir çarkı deşifre edilmesi için salıverilen bu iki isim kritik bir noktada bulunmaktadır. Soruşturmanın daha “yukarılara” taşınmasını engellemek, siyasi bağlantılarını gözden kaçırmak bu tür davaların genel karakterini oluşturduğu bilinmektedir. Raporda ortaya konan ilişkiler ağı, sorunun birkaç memurun ihmaliyle açıklanamayacak kadar derin olduğunu, yerel ve merkezi rant ilişkilerine dayandığını net bir şekilde göstermektedir. Salt bu neden bile iş cinayeti davalarının -özelde Dilovası davası- iç içe geçmiş geçmiş devlet-sermaye ilişkilerinin açığa çıkarılması mücadelesini zorunlu kılmaktadır.
Kamuoyunun ve ailelerin talebi nettir:
Bu rant ilişkilerini görmezden gelen, denetimleri engelleyen, yıkım kararlarını uygulamayarak işçilerin ölümüne giden sürece göz yuman başta eski ve yeni Dilovası belediye başkanları olmak üzere, imza yetkisine sahip olan tüm sorumlular istisnasız bir şekilde yargı önüne çıkarılmalıdır. Bu dosya, sadece birkaç tutuklamayla ya da zabıta müdürlerinin ev hapsine çarptırılmasıyla sürdürülemez ve kapatılamaz.
Kaçak yapılaşma ve ruhsatsızlık ilçenin yönetim düzenine dönüşmüş
Dilovası Belediyesinin ilk Yapı Kontrol Müdürü Cihan Sorgucu’nun ifadesine göre, ilçenin merkezindeki yapı stokunun yaklaşık yüzde 95’i kaçak yapı statüsündedir. Altı mahalle doğrudan devlet ormanı üzerine kurulmuş, binlerce yapı kaçak durumda olmasına rağmen elektrik, su, doğalgaz, ulaşım ve diğer kamu hizmetlerinden yararlanmaya devam etmiştir. Yine Sorgucu’nun ifadesine göre ilçedeki 34 camiden 29’u ruhsatsız ve kaçak yapı statüsündedir; ilçe emniyet müdürlüğü gibi bazı kamu binaları da aynı durumdadır.
Bu tablo, kaçak yapılaşma sorununun yalnızca yerel belediyenin imkânlarıyla açıklanamayacağını göstermektedir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, valilik, kaymakamlık ve merkezi hükümet düzeyinde bilinen bu sorun yıllardır çözümsüz bırakılmıştır. Belediyenin kuruluşundan bu yana yüzlerce kaçak yapı hakkında yıkım kararı alınmasına rağmen bu kararların önemli bir kısmı uygulanmamış; hatta 30 yıl önce alınmış yıkım kararları dahi bekletilmiştir.
Yıkım kararı vardı ama uygulanmadı
Ravive Kozmetik cinayetinin yaşandığı bina da bu düzenin somut sonucudur. Müfettişlerin tespitine göre yangının meydana geldiği iş yeri hem kaçak hem de ruhsatsızdır. Bina hakkında 25 Ağustos 2021’de yıkım kararı alınmış olmasına rağmen bu karar uygulanmamıştır. Bu gerçek, yalnızca önceki belediye yönetimlerinin değil, mevcut belediye yönetiminin de sorumluluğunu gündeme getirmektedir.
Eski Dilovası Belediye Başkanı Hamza Şayir döneminde uygulanmayan yıkım kararları, belediye içindeki baskı iddiaları ve görevini yapmak isteyen kamu görevlilerinin engellendiğine dair anlatımlar mutlaka soruşturulmalıdır. Aynı şekilde mevcut Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu döneminde de hakkında yıkım kararı bulunan, kaçak ve ruhsatsız olduğu belirtilen iş yerinin faaliyetini nasıl sürdürdüğü açıklığa kavuşturulmalıdır.
Denetim yapıldı ama asıl tehlike görmezden gelindi
Faciadan 15 gün önce Dilovası Belediyesi Zabıta Müdürlüğünün çevre denetim birimi tarafından bölgede rutin iş yeri kontrolü yapılmıştır. Ancak bu denetim, facianın önlenmesi bir yana, denetim mekanizmasının nasıl etkisizleştirildiğini göstermektedir. Bu uygulamanın altında imzası bulunan zabıta yetkilisinin ev hapsi ile salıverilmesi kabul edilemez. Üstelik denetim ekibinde yer alan Ömer Kocabay’ın zabıta personeli olmadığı, belediye şirketinde işçi statüsünde çalıştığı ve fiilen zabıta aracında şoförlük yaptığı müfettiş raporuyla kanıtlanmışken...
Denetim sırasında orada bulunan iş yeri yetkilisi Kurtuluş Oransal, tesisin taşınacağını beyan etmiş, istenen evrak ve ruhsatların muhasebecide olduğunu söylemiştir. Buna rağmen firma herhangi bir belge sunmamış, belediye ekibi ise işlem yapmak yerine yalnızca tutanak tutarak denetimi sonlandırmıştır. Tutanak ise tozlu raflarda yerini almıştır. Daha da önemlisi, denetim sırasında facianın yaşandığı asıl adresin denetlenmediği, farklı bir adres üzerinden işlem yapıldığı ortaya çıkmıştır. Böylece riskli üretim alanı denetim dışında bırakılmış; 15 gün sonra aynı adreste çıkan yangında 7 yurttaş yaşamını yitirmiştir.
Bu nedenle soruşturma yalnızca denetime katılan görevlilerle sınırlı kalamaz. Zabıtanın ve belediye personelinin görevini yapmasını engelleyen, göz yumulan ilişkiler ağı açığa çıkarılmalıdır. Kamu görevlilerinin neden işlem yapmadığı, kimin baskısıyla ya da hangi ilişkiler nedeniyle denetimlerin etkisiz bırakıldığı, tutulan tutanakların neden gereğinin yapılmadığı ortaya konulmalıdır.
Görevini yapmak isteyen kamu görevlileri engellendi
Müfettiş raporunda yer alan Cihan Sorgucu’nun ifadeleri bu açıdan son derece önemlidir. Sorgucu, Yapı Kontrol Müdürü olduğu dönemde eski Belediye Başkanı Hamza Şayir tarafından sistemli baskıya ve mobbinge maruz kaldığını, görevini kanunlara uygun biçimde yapmasının engellendiğini, yasalara aykırı talimatları yerine getirmediği için farklı müdürlüklere gönderildiğini belirtmiştir. Ayrıca Şayir’in yakın arkadaşına ait kaçak yapıya tutanak tutmak istediği için görevden alındığını ifade etmiştir. Bu ifade ve iddialara rağmen eski belediye başkanı Hamza Şayir’in soruşturmadaki belirsiz durumu izaha muhtaçtır.
Eski ve yeni belediye başkanlarının rolü açığa çıkarılmalıdır
Bu anlatımlar, Ravive Kozmetik cinayetinin arkasında yalnızca “görevini ihmal eden birkaç memur” olmadığını; belediye içinde yasal denetimi engelleyen, kaçak yapılaşmaya göz yuman ve sermaye sahiplerini koruyan bir düzen bulunduğunu göstermektedir. Bu düzenin siyasi ayağı, belediye başkanları ve belediye yönetimleri başta olmak üzere tüm yönleriyle araştırılmalıdır. Talimatları yerine getiren memurların sorumlu tutulması ancak talimatı veren belediye başkanlarının, zabıta amirlerinin ve diğer yetkililerin gözden kaçırılması dosyadaki ilişkilerin gizlenmesi anlamına gelmektedir.
Çünkü Ravive Kozmetik cinayeti, birkaç belediye çalışanının tutuklanmasıyla kapatılacak bir dosya değildir. Bu dosya, tüm iş cinayetleri için emsal niteliğinde veriler sunmaktadır. Devlet ve bürokrasi içerisinde rant düzeninin süreklilik kazandığı artık gizlenemez bir gerçekliktir. 7 yurttaşın hayatını kaybettiği bu işçi cinayetinde, eski Dilovası Belediye Başkanı Hamza Şayir ve mevcut Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu’nun buradaki rolleri açıklığa kavuşmadan bu dosya kapatılamaz. Mevcut müfettiş raporu da tam olarak bu bürokrasi, rant ve iktidar ilişkilerine işaret etmektedir. İlgili belediye yöneticileri, görevini yapmayan ya da yapması engellenen tüm kamu görevlileri ve bu düzenin arkasındaki siyasi-sermaye ilişkileri soruşturulmalıdır.
“Büyük balık” iddiaları ve sermaye-iktidar ilişkileri
Dosya ilerledikçe, işletmenin gerçek sahipliği ve arkasındaki ilişkiler de daha fazla önem kazanmaktadır. Özellikle mealen “Ben büyük balığım, beni yutamazsınız, benim tüm devlet büyükleriyle fotoğraflarım var” diyen ve dosya ilerledikçe asıl patron olduğuna dair iddialar güçlenen Ali Osman Akat’ın “büyük balık” konumu ve özgüveni, rapordaki ilişki ağlarıyla daha da anlam kazanmaktadır. Bu iddialar, sermaye sahiplerinin siyasi iktidarla kurdukları ilişkilere güvenerek nasıl hareket ettiklerini göstermesi bakımından önemlidir.
Ali Osman Akat şahsında görünür hâle gelen bu ilişkiler, AKP iktidarı döneminde büyüyen rant, ayrıcalık ve cezasızlık düzeninden bağımsız değildir. Kaçak ve ruhsatsız işletmelerin korunması, yıkım kararlarının uygulanmaması, denetimlerin etkisizleştirilmesi ve kamu görevlilerinin baskı altına alınması yalnızca yerel yönetim zaafı değil; sermaye sahiplerini kollayan siyasal düzenin sonucudur.
İş cinayetleri kader değildir
İş cinayetlerinin bir kader olmadığı; sermaye, yerel yönetimler ve merkezi iktidarın birbirine bağlandığı bu rant düzeninin bir sonucu olduğu Ravive Kozmetik cinayetiyle bir kez daha açığa çıkmıştır. Daha çok kazanma ve daha çok sömürmeye dayalı kapitalist sermaye düzeninin siyasal iktidar tarafından korunup kollanmasının sonuçları yaşanmaktadır. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri raporu, tüm işçi ve emekçilere bu gerçekliği bir kez daha hatırlatmaktadır.
Emek Partisi olarak çağrımızdır
Dilovası’nda ve iş cinayetlerinin yaşandığı her yerde insan hayatını hiçe sayan kaçak yapılaşma, ruhsatsız üretim, rant, siyasi koruma ve cezasızlık düzeni tüm yönleriyle açığa çıkarılmalıdır. Bu düzene göz yuman herkes yargı önünde hesap vermelidir. Sadece verilen emri uygulayanları değil, emir verenlerin icranın ve yönetim erkine sahip olanların sorgulanmadığı, yargılanmadığı bir yargı süreci adaleti sağlayamaz.
İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından hazırlanan ön inceleme raporu, gerçek sorumlulara hâlâ dokunulmadığını ve asıl faillerin gözden kaçırılmaya çalışıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Sorumluların aklanmasına ve adaletin karartılmasına izin vermemek için; tüm işçileri, emekçileri, emek ve demokrasi güçlerini gerçek bir yargılama ve gerçek bir adalet için mücadele etmeye çağırıyoruz.