ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD’nin İsrail ile birlikte 28 Şubat’ta başlattığı ve 8 Nisan’da ateşkes ilan ederek ara verdiği savaşı bitirmek üzere bir mukabakat metnine imza attılar. Trump metni, G7 zirvesi için bulunduğu Fransa’da, Versay Sarayı’nda imzaladı. Pezeşkiyan’ın metni imzaladığı fotoğraflar ise İran haber ajansları tarafından yayımlandı. Ardından metnin dijital ortamda imzalandığı ve maddelerin yürürlüğe girmesinin artık yasal olarak zorunlu olduğu açıklamaları yapıldı. Mutabakat metni, 60 günlük kapsamlı bir müzakere döneminin başlatılmasına zemin hazırlıyor.
ABD için ‘Şok edici bir teslimiyet belgesi’
İran basınında genel olarak “kazanım” havası hakim olsa da ‘aşırı muhafazakar’ cephede “Hürmüz” anlaşmazlığı sürüyor.ABD cephesinde ise anlaşmaya dair çokça eleştiri basında ve sosyal medyada yer aldı. Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice, “Trump’ın anlaşması, yüz milyarlarca dolarlık tazminatla tamamlanmış, korkunç ve şok edici bir teslimiyet belgesidir. Bu sonuç beceriksizce yürütülen müzakerelerin öngörülebilir bir neticesi, ayrıca bu felaket savaşın acemice başlatılması ve sürdürülmesinin getirdiği stratejik bir yıkımdır” ifadelerini kullandı.
İsrail medyası ve Netanyahu’ya yakın çevreler de anlaşmaya karşı duydukları öfkeyi açıkça ortaya koydu. Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Kanal 14’ün sunucusu, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’e yönelik hakaret içerikli ifadeler kullanırken, Trump’ın temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ı ise “Yahudi karşıtlığı” (antisemitizm) ile suçladı.
Cenevre’den Versay Sarayı’na değişen rüzgar
Mutabakat metninde yer alan maddeleri incelemeden önce 28 Şubat savaş başlamadan öncesini hatırlayalım.
28 Şubat 2026’da başlatılan savaştan kısa bir süre önce ABD ve İran, Umman’ın ara buluculuğunda Cenevre’de son bir dolaylı müzakere turu gerçekleştirdi. Dönemin ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff aracılığıyla masada olan ABD, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen sıfırlamasını, elindeki yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını imha etmesini ve balistik füze programını kalıcı olarak sonlandırmasını talep ediyordu. Bu talebin bir yanı İran’ın vekil güçlerinden tamamen vazgeçmesi, Lübnan ve Filistin’de kalıcı olarak geri çekilmesi üzerineydi.
Müzakereler sırasında Trump, İran anlaşmaya yanaşmazsa altyapının yok edileceği yıkıcı bir askeri müdahalede bulunacaklarını belirterek sert tehditler savuruyordu, hatta saldırılar başlamadan hemen önce İran halkına rejim değişikliği çağrısında bulundu. İran tarafının dayatmaları kesin bir dille reddetmesi üzerine görüşmeler tıkandı. 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik geniş çaplı hava saldırılarıyla savaş resmen başlamış oldu. İran’da, içlerinde yüzlerce çocuğun da yer aldığı en az 3 bin 500 kişi hayatını kaybetti.
4 ay sonra gelinen noktada ise İran üst düzey yetkilileri bu anlaşmayı bir zafer olarak nitelendiriyor. Meclis Başkanı ve İran’ın müzakerelerdeki ana figürü Muhammed Bakır Kalibaf, Tahran’ın nihai zafere doğru büyük bir adım attığını söyledi.
Mutabakat ABD’nin savaşı başlattığı her bahaneden geri adım atmak zorunda kaldığını gösteriyor. ABD, İran yönetimini teslim olmaya zorlayamadı; rejimi istedikleri biçimde deviremedi, İran’ın nükleer programını askeri eylemlerle durduramadı ve İran’ın Lübnan Hizbullahı ile bölgedeki diğer destekçi gruplarla olan bağlarını koparamadı.
Bunun yerine ABD, Lübnan’ı bile mutabakat kapsamına dahil etmiş durumda ve yaptırımların hafifletilmesi konusu da İran’a alan açıyor.
Mutabakat metninde öne çıkanlar
Mutabakatta yer alan maddelerin bazılarına göz atalım:
İlk maddede ABD, İran ve müttefiklerinin Lübnan dahil “tüm cephelerde” askeri operasyonlara “derhal ve kalıcı olarak” son verileceği belirtiliyor. ABD perspektifinden bakıldığında Trump, İsrail’in Hizbullah’a yönelik askeri operasyonlarının İran ile yapılan anlaşmayı tehlikeye atabileceğinden giderek daha fazla endişe duyuyordu. Tahran da Lübnan’ın bu ateşkese dahil edilmesini beklediğini defalarca vurgulamıştı. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü çarşamba günü yaptığı açıklamada, İsrail’in Lübnan’daki askeri operasyonlarına devam etmesinin “bu mutabakatın ihlali” sayılacağını ve buna yanıt olarak “gerekli adımların” atılacağını söyledi.
İsrail ordusu perşembe günü yaptığı açıklamada, güçlerinin Güney Lübnan’da yaklaşık 10 kilometre genişliğinde bir “güvenlik bölgesinde” operasyon yürüttüğünü duyurdu. İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Donald Trump’ın anlaşması bizi bağlamaz. Güvenliğimizi garanti altına almayan bir anlaşmanın ortağı değiliz” diye yazdı.
Eski bir Mossad yetkilisi ve İran uzmanı olan Sima Shine ise “Amerikalıların bunu neden kabul ettiğini anlamak güç” dedi. Shine, sözlerine şöyle devam etti: “Amerika, Lübnan’da ne olacağına dair karar yetkisini İran’a vererek, Tahran’ın Hizbullah’ı desteklemeyi sürdürmesine ve Hizbullah’ın Lübnan arenasındaki önemli bir siyasi aktör olarak kalmaya devam edeceğinden emin olmasına imkan tanıyor.”
Hürmüz tartışması ve açmazları
Mutabakatın beşinci maddesinde, İran’ın mutabakat metnini imzaladıktan sonra ticari gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan hiçbir harç veya ücret ödemeden güvenli bir şekilde geçmesini sağlamak için “Mümkün olan tüm çabayı göstereceği” belirtiliyor.
Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, savaşın başlamasından ve küresel petrol fiyatlarında sert artışa neden olan bu stratejik geçidin kapatılmasından bu yana ABD’nin temel hedeflerinden biri oldu. Belgede, teknik ve askeri engellerin kaldırılması ile mayın temizleme operasyonlarının yapılması gerekmesine rağmen gemi trafiğinin “derhal” yeniden başlayacağı ifade ediliyor. Suudi Arabistan bayraklı ve toplam 6 milyon varil ham petrol taşıyan üç süper tankerin, İran ile ABD arasında mutabakat metninin imzalanmasından saatler sonra Hürmüz Boğazı’ndan geçtiği duyuruldu.
Amerikalı yetkililer, bilgilendirme toplantılarında gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin hiçbir harca tabi olmayacağını defalarca vurguladı. Uzun vadede ise İran; Umman ve diğer Basra Körfezi ülkeleriyle iş birliği yaparak Hürmüz Boğazı’nın yönetimine ilişkin daha kapsamlı bir çerçeve geliştirmeyi taahhüt ediyor.
Bu madde İran’daki ‘aşırı muhafazakar’ cepheyi kızdıracak maddelerden biri oldu. Tahran Milletvekili ve aşırı muhafazakarların önde gelen temsilcilerinden Mahmud Nabavian, X’te yaptığı açıklamada, metnin İran’ın en büyük kazanımı Hürmüz’den geri adım atacağı yönündeki eski eleştirilerini dile getirdi.
Yaptırımların sonu, yatırımların başlangıcı
Altıncı madde, ABD ve bölgesel ortaklarının İran’ın yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için değeri en az 300 milyar dolar olan ve “iki tarafça üzerinde uzlaşılan nihai bir program” hazırlayacağını hükme bağlıyor. Ancak bu madde, ABD’nin doğrudan para transferi yapacağı anlamına gelmiyor.
ABD’deki şirketleri İran’da yatırım yapmak için finanse edileceği veya onlara çeşitli imtiyazlar tanınacağı ya da örneğin Birleşik Arap Emirlikleri’nin ABD’nin onayıyla İran’da bir elektrik santrali inşa edebileceği gibi farklı iddialar var. Ayrıca yedinci maddede İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması, 11. maddede ise İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması yer alıyor. Bu konu, müzakerelerin önündeki en önemli engellerden biri olmuştu. İran, ekonomik durumunu iyileştirmenin bir yolu olarak dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını yıllardır talep ediyordu.
Bu üç madde, Trump’ın İran politikaları açısından en çok eleştirdiği Obama döneminde bile bu kadar esnekleşmemişti.
Zenginleşmiş uranyumun akıbeti
Mutabakatın sekizinci maddesinde İran, hiçbir şekilde nükleer silah üretmemeyi veya edinmemeyi kabul etti; ayrıca iki taraf mevcut zenginleştirilmiş uranyum stoklarının nasıl ele alınacağı konusunda da anlaşmaya varmayı hedefliyor. Bu malzemelerin nasıl yönetileceği henüz net değil.
Anlaşma çerçevesine göre, iki tarafın 60 günlük müzakere süresi boyunca mevcut durumu koruması bekleniyor. Bu doğrultuda İran nükleer faaliyetlerini genişletmeyecek, ABD ise yeni yaptırımlar uygulamaktan veya bölgedeki askeri varlığını artırmaktan kaçınacak.
Barack Obama’nın başkanlığı döneminde 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmada Tahran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini yüzde 3.67 ile sınırlandırmıştı. Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde, 2018 yılında ABD’nin bu anlaşmadan çekilmesinin ardından İran, nükleer programını ciddi ölçüde genişletti.