“Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu'nda görüşüldü. Teklifin tartışmalı maddelerinden biri olan 26. madde ile 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun 3. maddesinin ikinci fıkrasına “yükseköğretim kurumlarında çalışacak öğretim elemanları” ibaresinin eklenmesi öngörülüyor. Yani teklif yasalaşırsa tüm yükseköğretim kurumlarında çalışacak öğretim elemanları hakkında arşiv araştırmasıyla birlikte güvenlik soruşturması da yapılacak.
'BU MADDE ÇOK TEHLİKELİ'
Söz konusu maddeye komisyondaki muhalefet milletvekillerinden tepkiler yükselirken eğitim sendikaları da maddenin geri çekilmesini istedi. Komisyonda maddeye ilişkin konuşan CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, "Güvenlik soruşturmasını bütün öğretim elemanlarına yayarak akademik özgürlük, üniversite özerkliği ve liyakat açısından ciddi bir risk yaratmış durumdasınız. Bu kabul edilemez. Akademinin ruhu farklı fikirlerin çatışması zaten. Her tür siyasi görüşten insanın üniversitede olması lazım. Memleketin tamamını milliyetçi muhafazakâr yaptığınızı zannederseniz ülkenin gelişeceğini zannediyorsunuz. Bakın, bu madde çok tehlikeli. Yarın, bugün iktidar ortağı olanların birbirini o üniversitelere sokmadığını görürsünüz. Bugün burada bulunan, AKP'li, MHP'li milletvekilleri, bu uygulandığı takdirde; örneğin iktidar başka biriyse Ülkü Ocakları geçmişi olan herkes gitti taca çıktı, CHP'nin Gençlik Kollarında olanlar taca çıktı" görüşlerini aktardı. CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala ise, "Bu, yalnızca solcuları, yalnızca soldan bakanları etkilemeyecek, iktidarda kim varsa, onun istemediği kim varsa onları etkileme potansiyeli gösteren bir yasal düzenleme olduğu için itiraz ediyoruz. Lütfen anlayın bunu ve geri çekin. Bu, bu ülkenin yararına bir uygulama değil" dedi.
'ÜNİVERSİTELERİ BİLİMSEL YERLER OLMAKTAN ÇIKARAN ADIMLAR'
Maddeye ilişkin "Temel ölçüt güvenlik ama neyin güvenliği, nasıl bir güvenlik?" sorusunu gündeme getiren DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu da bu tanımların uluslararası normlar ile Anayasa'ya uygun olmadığını ve keyfiyetin önünü açtığını savunarak, "Kesinlikle üniversitelere görevlendirmeler yapılırken, akademik seviyede bilimsel yeterlilik ve akademik başarının baz alınması gerekirken, güvenlik soruşturması ve arşiv taraması gibi saçmalıkların kendisi üniversitelerin bilimsel yerler olmaktan çıkarılması için yapılmış adımlar" ifadelerini kullandı.
'ELEME MEKANİZMASINA DÖNÜŞECEĞİNİ BİLİYORUZ'
İYİ Parti Manisa Milletvekili Şenol Sunat ise 26. maddenin; 'devletin güvenliğini sağlamak için değil, iktidarın kendi dünya görüşüne uymayan, muhalif veya bağımsız düşünen liyakatli akademisyenleri ötekileştirme ve üniversitelerden uzaklaştırma aracı olarak kullanılacağına' inandığını belirtti. Devlet yönetimi ve hukuk güvenliğinin kişilerin veya iktidarların keyfî takdirine bırakılamayacağının altını çizen Sunat, "Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının hukuki güvencelerden uzak, ucu açık bir eleme mekanizmasına dönüşeceğini bildiğimizden bu maddenin çekilmesinden yana olduğumuzu ifade etmek istiyorum" diye konuştu.
'GÜVENLİK, ÖZGÜRLÜĞÜ BELİRSİZ DENETİM ALTINDA BIRAKMAMALI'
Yeni Yol Partisi Samsun Milletvekili Mehmet Karaman da söz konusu maddeye ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: "Üniversitelerde esas ölçüt bilimsel yeterlilik, akademik üretim ve liyakat olmalıdır. Güvenlik soruşturmasının genel atama şartına dönüşmesi, kişisel verilerin korunmasının yanında bilimsel özgürlük ve üniversite özerkliği üzerinde de caydırıcı etki oluşturabilir. Bu uygulama ancak gizlilik dereceli veya stratejik görevlerle sınırlandırılmalı, olumsuz değerlendirmenin somut gerekçesi ilgili kişiye bildirilmeli ve etkili itiraz imkânı sağlanmalıdır. Güvenlik ihtiyacı akademik özgürlüğü belirsiz ve süresiz bir denetim altında bırakmamalıdır. Bunun için geri çekilmesi ve daha sonra yeni şekliyle ortaya konmasını teklif ediyoruz."
‘KOŞUL: İKTİDARIN KABUL SINIRLARI İÇİNDE BULUNMAK’
26. Maddeye ilişkin endişelerini gazetemize açıklayan Eğitim Sen Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez, “Teknik bir personel düzenlemesi gibi sunulan bu madde, gerçekte akademinin kimlere açık, kimlere kapalı olacağına ilişkin siyasal bir tercihtir. Çünkü bu süreçte kişinin akademik yeterliliği, bilimsel üretimi ya da mesleki etiği değil; istihbari kayıtlar, sosyal çevresi, ilişkileri ve idarenin yorumuna açık değerlendirmeler belirleyici hâle gelebilmektedir. Böylece akademisyenlerin önüne bilimsel ve mesleki ölçütlerin dışında yeni bir koşul konulmaktadır: ‘Siyasal iktidarın kabul sınırları içinde bulunmak.’ Üstelik akademik özgürlükleri doğrudan tehdit eden bu düzenleme, öğrenci affı gibi toplumun geniş kesimlerinin beklediği maddelerin arasına yerleştirilmiştir. Bu durum, torba yasa yönteminin demokratik tartışmayı nasıl gölgelediğini ve kamuoyunun dikkatinden kaçırılmak istenen düzenlemelerin nasıl yasalaştırılmaya çalışıldığını bir kez daha göstermektedir” dedi.
‘BUNUN ADI OTOSANSÜR’
Üniversitelerde görev yapacak bütün öğretim elemanlarının hiçbir ayrım gözetilmeksizin bu kapsama alınmak istenmesinin; güvenlik soruşturmasını istisnai bir uygulama olmaktan çıkararak, akademik istihdamın genel koşullarından biri hâline getirdiğini belirten Gülez, “Bir akademisyen ekonomi politikalarını, yargı bağımsızlığını, toplumsal eşitsizlikleri, laik eğitimi ya da resmî tarih anlatısını tartışırken çalışmalarının yalnızca bilimsel değeriyle değil, siyasi sonuçlarıyla da değerlendirileceğini düşünecektir. Bu durumda araştırmanın yerini tedbir, eleştirinin yerini suskunluk, bilimsel merakın yerini ise “Geleceğim etkilenir mi?” kaygısı alacaktır.
Düzenlemenin asıl etkisi yalnızca bazı kişilerin kadrolara alınmaması olmayacaktır. Genç araştırmacılar tez konularını seçerken, bir bildiriyi imzalarken, sendikal faaliyetlere katılırken ya da düşüncelerini açıklarken güvenlik soruşturmasını hesaba katacaktır. Amaç, ceza vermeden önce korkutmak, yasaklamadan önce vazgeçirmek ve üniversiteye girmeden önce susturmaktır. Bunun adı otosansürdür” diye konuştu.
‘OLAĞANÜSTÜ DÖNEM UYGULAMALARI KALDIRILMIYOR, GENİŞLİYOR’
Güvenlik soruşturmalarının kamu görevine girişte yaygınlaştırılmasının, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hal koşullarında gündeme geldiğini anımsatan Gülez, “Olağanüstü dönem uygulamaları kaldırılmak yerine sürekli genişletildi. Olağanüstü hal döneminde yaygınlaştırılan ve keyfi uygulamalara zemin hazırlayan bir yöntemin 2026 yılında bütün üniversitelere taşınmasının kamu güvenliğiyle açıklanması mümkün değildir. Üniversitelerin ihtiyacı daha fazla soruşturma değil; daha fazla bilimsel özgürlük, özerklik, demokrasi, iş güvencesi ve şeffaflıktır. Ancak AKP iktidarı, üniversiteyi özgür düşüncenin, eleştirel bilginin ve toplumsal hakikatin üretildiği bir alan olmaktan çıkararak kendi siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusunda yeniden biçimlendirmeye çalışmaktadır” dedi.
‘BİLİMSEL ÖZGÜRLÜKTEN SÖZ EDİLEMEZ’
Rektör atamalarından, akademik kadroların dağıtımına, disiplin süreçlerinden, araştırma alanlarına kadar üniversitelerde bilimsel liyakat ve demokratik katılım yerine iktidara yakınlık, uyum, biat ve sadakat ölçütlerinin öne çıkardığına dikkat çeken Gülez, “Güvenlik soruşturması düzenlemesi de bu dönüşümün yeni bir aşamasıdır. İktidar, yalnızca eleştirel akademisyenleri üniversitelerden uzaklaştırmakla yetinmemekte; akademiye adım atacak genç araştırmacılara daha en baştan hangi sınırlar içinde düşünebileceklerini, hangi konuları araştırabileceklerini ve hangi sözleri söylemekten kaçınmaları gerektiğini göstermektedir. Oysa bilim, sonucu önceden belirlenmiş bir faaliyet değildir. Araştırmacıdan çalışmaya başlamadan önce siyasi iktidarın çizdiği sınırlar içinde kalması bekleniyorsa, orada bilimsel özgürlükten söz edilemez. Akademisyenin görevi siyasi iktidarı memnun etmek, idari istikrarı korumak ya da resmî görüşleri yeniden üretmek değildir. Akademisyenin görevi gerçeği araştırmak, soru sormak, eleştirmek ve ulaştığı bilgiyi toplumla paylaşmaktır. Her eleştiriyi güvenlik sorunu, her farklı düşünceyi tehdit ve her örgütlü itirazı sadakatsizlik olarak gören bir anlayış, üniversite fikriyle bağdaşmaz” ifadelerini kullandı.
‘İKTİDARLA UYUMLU KADROLAR TERCİH EDİLECEK’
AKP’nin yaratmak istediği üniversitenin; ‘hakikatin değil iktidarın sözünü üreten, eleştiren değil onaylayan, özgür düşünen değil itaat eden bir üniversite’ olduğunu belirten Gülez, “Buna karşı savunulması gereken ise bilimsel özgürlüğün, demokratik yönetimin, eleştirel düşüncenin ve toplumsal sorumluluğun esas olduğu ‘İnsan,Toplum,Doğa Yararına Üniversite’ anlayışıdır. Türkiye’de genç akademisyenler güvencesiz koşullarda çalışmakta, araştırma görevlileri gelecek kaygısı yaşamakta, kadrolar şeffaf olmayan ilanlarla dağıtılmakta ve bilimsel araştırmalara yeterli kaynak ayrılmamaktadır. Bu sorunların hiçbirinin çözümü güvenlik soruşturması değildir. Aksine bu düzenleme, bilimsel yeterlilik ve liyakat yerine siyasi uygunluğu öne çıkaracaktır.
Böyle bir sistemde nitelikli bilim insanları değil; itiraz etmeyen, eleştirmeyen ve iktidarla uyumlu kadrolar tercih edilecektir. Toplumun ihtiyacı; depremleri, yoksulluğu, eşitsizliği, ırkçı, gerici ve cinsiyetçi eğitim anlayışını, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini, ekolojik yıkımı ve emek sömürüsünü araştıran; ulaştığı sonuçlar siyasal iktidarın hoşuna gitmese bile bilimsel gerçekleri cesaretle toplumla paylaşabilen özgür, özerk ve demokratik üniversitelerdir.
Bilim ancak özgür olduğunda toplum yararına hizmet eder. Bu nedenle teklifin 26. maddesi yalnızca akademisyenlerin değil; öğrencilerin, genç araştırmacıların ve doğru bilgiye ulaşma hakkı bulunan bütün toplumun sorunudur. Teklifin 26. maddesi geri çekilmeli; akademik atamalar bilimsel yeterlilik, liyakat, şeffaflık ve eşitlik ilkeleri temelinde yapılmalıdır. Çünkü üniversite bir sadakat kurumu değildir. Üniversite soru sorar, eleştirir, araştırır ve hakikatin peşinden gider” diye konuştu.