Arnavutluk, tarihinin en büyük kitlesel eylemlerinden birine sahne oluyor. Başkent Tiran ve Avlonya kentine bağlı Zvërnec bölgesinde sokaklara dökülen halk, “Arnavutluk satılık değildir” şiarıyla haftalardır direnişte. Protestoların görünürdeki temel nedeni; stratejik ve koruma altındaki sahil şeritlerinin, ABD Başkanı Donald Trump’ın kızı Ivanka Trump ve damadı Jared Kushner ile bağlantılı 4 milyar dolarlık lüks bir turizm projesi kapsamında yabancı sermayeye devredilmesi.
Ancak sokaklardaki öfke sadece bu projeyle sınırlı değil. Başbakan Edi Rama hükümetinin istifasını talep eden halk; ülkeyi saran yolsuzluk sarmalına, şeffaflıktan uzak ihalelere ve derinleşen yoksulluğa karşı mücadele veriyor. Polis müdahalesine rağmen kararlılığını koruyan Arnavutlar, 24. günü geride bırakan eylemlerde ülkenin doğal ve tarihi varlıklarının emperyalist sermayeye peşkeş çekilmesine izin vermeyeceğini haykırıyor.
Peki, bu eylemlerin sınıfsal karakteri ne? Sokaktaki gençlerin asıl talepleri neler ve arka planda nasıl bir uluslararası güç savaşı yaşanıyor? Süreci, eylemlerin en başından beri sokaklarda olan Arnavutluk Komünist Partisi Birinci Sekreteri Qemal Cicoralli ile konuştuk.
"Eylemin bir diğer nedeni derinleşen yoksulluk"
Eylemlerin nedeni sadece ABD’li oligarkların toprak satın alması mı, yoksa arka planda başka nedenler de var mı?
Bu, her şeyden önce halkın hükümete karşı başlattığı bir eylem. Sadece Arnavutluk’taki halk değil, diasporadakiler de hükümetin baskı ve yolsuzluklarına karşı birleşti. Özellikle gençlerin katılımı çok baskın. Kuşkusuz Trump’ın damadının yatırımları bardağı taşıran son damla oldu ancak tek neden bu değil.
Asıl neden, hükümetin halkın yararına değil, Amerikan emperyalizminin çıkarlarına hizmet etmesi. Bir diğer temel etken ise derinleşen yoksulluk. Çalışan insanların yüzde 40’ı yoksulluk sınırında yaşıyor. Ortalama asgari ücret 300 avro civarında, fakat temel tüketim ürünlerinin fiyatları Avrupa’daki ülkelerle tamamen aynı. Kiralar ortalama 100-120 avro bandında. Aylık enflasyon yüzde 3.2 seviyesinde ve sürekli artıyor. İşsizlik ödeneği ise sadece 90 avro.
Bu ağır mali nedenlerle sadece geçtiğimiz yıl 2 milyon insan Yunanistan, Fransa, Almanya gibi ülkelere göç etti. Başka ülkelere gidip tutunmak kolay değil ancak emperyalist merkezlerin ucuz iş gücüne ihtiyacı olduğu için bu göçe göz yumuluyor. Gidenler hiçbir sosyal yaşantıları olmadan, sadece hayatta kalmak için çalışıyorlar. Birçok insan kısa sürelerle ülkeye giriş yapıp sonra çalışmak için tekrar Avrupa’ya dönüyor. Gelir uçurumu her geçen gün büyüyor. Nüfusun yüzde 1’i, ülkedeki gelirin ve finansal varlıkların yüzde 70-80’ini elinde tutuyor.
"Göçe zorlanan gençler hükümete büyük öfke duyuyor"
Eylemlerde gençlerin bu kadar ön planda olmasını neye bağlıyorsunuz? Siyasi sistemden beklentileri neler?
İşsizlik en çok gençler arasında yaygın. Genç nüfusun yüzde 70’i işsiz. Eylemlere gençlerin yoğun olarak katılmasının ve ülkeden göç edenlerin büyük çoğunluğunun gençler olmasının temel nedeni bu. Gençler yeteneklerini gösterebilecek imkanlar bulamıyor, hükümete büyük bir öfke duyuyor ve çareyi göç etmekte buluyorlar.
Fakat kalan gençler artık gerçeği gördü ve her şeyin farkındalar. Meydanlarda “Arnavutluk satılık değil” pankartları taşıyorlar. Başbakanın ve bu emperyalist rejimin istifasını talep ediyorlar. Dahası, sadece Başbakan Edi Rama’nın değil, ana muhalefet lideri Sali Berisha’nın da gitmesini istiyorlar. Tüm mevcut siyasi odakları, ülkenin bu hale gelmesinin sorumlusu olarak görüyorlar.
"Protestoların üç somut talebi var"
Peki, sokaktaki kitlenin ortak bir politik çizgisi veya somut talepleri var mı?
Temel olarak üç somut talepleri var: Birincisi, seçim sisteminin tamamen değişmesini istiyorlar. İkincisi, Arnavutluk’taki yabancı yatırımları düzenleyen, ülkenin peşkeş çekilmesinin önünü açan stratejik yatırımlar yasasının iptal edilmesini talep ediyorlar. Üçüncüsü ise, bir yıllığına bağımsız, teknik bir hükümet kurulmasını ve bu hükümetin ülkeyi şeffaf bir seçime götürmesini istiyorlar.
"Uluslararası bazı sivil toplum kurumları eylemlere hakim olmaya çalışıyorlar"
Protestoya katılanlar arasında eski günlere, yani sosyalist döneme bir özlem var mı? Meydanlarda buna dair bir atmosfer gözlemliyor musunuz?
Parti olarak ilk günden beri tüm üyelerimizle eylemlerin içindeyiz. Sahadaki üyelerimiz, eylemlere katılan bazı kesimlerde eski günlere dair ciddi bir özlem dile getirildiğini aktarıyorlar. Ancak meydanlarda çok farklı politik yaklaşımlar var ve bu gruplar kitleyi kendi yönlerine çekmeye çalışıyor. Hakim olan burjuva yaklaşım, protestocuları komünist fikirlerden veya o döneme duyulabilecek olası bir yönelimden hızla uzaklaştırma eğiliminde.
Şunu unutmamak lazım; meydandaki gençlerin çoğu, komünizmin ne olduğunu teorik olarak bilmiyor. Son 30-35 yılda burjuva sistemin yazdığı kitaplarla eğitim aldılar. Ayrıca ülkede antikomünizm çok ciddi şekilde destekleniyor ve mali olarak fonlanıyor.
Bu durumda, eylemlerin tamamen kendiliğinden geliştiğini söyleyebilir miyiz, yoksa arkasında bir politik veya örgütsel plan var mı?
Uzaktan bakıldığında tamamen kendiliğinden bir halk patlaması gibi görünüyor. Ancak derinden bakarsanız ve daha fazla bilgiye sahipseniz, güçlü bir politik arka planı olduğunu görürsünüz. Öte yandan, uluslararası bağları olan bazı sivil toplum kuruluşları eylemleri destekleyerek hakim olmaya çalışıyor. Bu yapılar eylemlerin mutlak örgütleyicisi veya tek sahibi değiller ama kitleyi kendi çıkarları doğrultusunda etkilemeye ve yönlendirmeye çalışıyorlar. İşin ilginç tarafı, bu yapılar bir yandan eylemleri yönlendirmeye çalışırken diğer yandan mevcut hükümeti de mali olarak desteklemeye devam ediyorlar.
"Liderlik etmek isteyenlerle halk arasında net bir çelişki var"
Eylemlerde Avrupa Birliği (AB) bayrakları da görüyoruz. Madem bu bir emperyalizm karşıtı tepki, bu bayrakları taşıyanlar kimler?
AB bayraklarını taşıyanlar, doğrudan ABD ve AB emperyalizmi ile onların fonladığı sivil toplum örgütleri tarafından desteklenen, yönlendirilen kitleler. Bu grupların Arnavutluk’ta korunması gereken maddi çıkarları var.
Eylemlerde çok net bir çelişki yaşanıyor. Eylemlere liderlik etmek, yön vermek isteyenler burjuva kesimlerden oluşuyor ancak “Arnavutluk satılık değil” diyerek sokağa dökülen yoksul halk ve gençler, en temelde kapitalizmin yarattığı bu yıkıma karşı çıkıyor.
Protestoların sınıfsal karakterini ve geleceğini nasıl görüyorsunuz? Eylemler sistemsel bir değişime evrilir mi?
Eylemlere katılan halk son derece vatansever, demokratik ve ilerici insanlardan oluşuyor. Fakat onlara liderlik yapmaya, onları yönlendirmeye çalışan grupların doğrudan emperyalist rejimle bağlantıları var. Bu nedenle protestolar, demokratik ve burjuva karakterleri bir arada, iç içe taşıyor.
Şu anki aşamada eylemler ve eylemciler, güncel ekonomik ve siyasi sorunların yine kapitalist sistem içerisinde çözülmesini talep ediyorlar; maalesef henüz köklü bir sistem değişikliği hedefleri yok.
"ABD ve AB arasındaki küresel pazar çatışması Arnavutluk sahasında da karşımıza çıkıyor"
ABD ve AB gibi emperyalist güçlerin bu sürece ve Arnavutluk siyasetine yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Amerikan emperyalizmi mevcut rejimi doğrudan destekliyor. Resmi olarak Edi Rama hükümetine karşı bir tutumları yok. Ancak Arnavutluk’ta arka planda işleyen iki farklı çizgi var: Biri ABD emperyalizmi, diğeri AB emperyalizmi.
AB emperyalizmi bu halk hareketini kendi çıkarlarına göre şekillendirmeye ve “ülkenin AB standartlarına ulaşması gerektiği” argümanıyla etki kurmaya çalışıyor. Aslında burada ABD ve AB emperyalizminin çıkarları çakışıyor. Her ikisi de ülkenin üretim araçlarına, ekonomi politikalarına, petrole ve diğer yeraltı kaynaklarına sahip olmak istiyor. Arnavutluk’un ekonomik yönetimini tamamen ele geçirme derdindeler.
Öte yandan, muhalefet lideri Sali Berisha da AB ve ABD’nin kölesinden başka bir şey değil. Emperyalist güçler, kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece ülkedeki her partiyi desteklerler; karşı oldukları tek güç komünist partiler. ABD ve AB arasındaki küresel pazar çatışması, diğer bölgelerde olduğu gibi Arnavutluk sahasında da karşımıza çıkıyor. Acı gerçek şu ki; biz şu an AB ve ABD emperyalizmi tarafından ortaklaşa yönetilen, kaynakları sömürülen bir sömürge ülkesi durumundayız.
"Bu protestoların halkın sınıfsal farkındalığını artıracağına inanıyoruz"
Parti olarak bu süreçte nasıl bir rol üstleniyorsunuz? Özellikle gençlerden partinize bir yönelim var mı?
Arnavutluk’taki bütün siyasi partiler bu eylemlerde yer alıyor ve kitleyi etkilemeye çalışıyor. Biz de Arnavutluk Komünist Partisi olarak tüm üyelerimizle sahadayız. Özellikle gençleri ve işçileri eylemlere katılmaya, kendi geleceklerine sahip çıkmaya ve meydanlardaki diğer kitleleri etkilemeye çağırıyoruz. Gençlerin içinde barındırdığı devrimci gücü açığa çıkarmayı hedefliyoruz.
Bugünün koşullarında yeni üyeler kazanmak kolay değil. Ancak gençlik örgütümüz sahada aktif rol alarak gençleri komünizm ideolojisi etrafında eğitmeye çalışıyor. Bu protestoların halkın sınıfsal farkındalığını artıracağına ve partimize olan ilgiyi büyüteceğine inanıyoruz. Şimdiden, gençlik örgütümüze olan ilginin gözle görülür şekilde arttığını söyleyebilirim.