Ana içeriğe geç

ZÜCDER/Önder: Rekabetçiliği güçlü sanayi ile kazanırız

Küresel ticaret yalnızca ürünlerin değil, üretim merkezlerinin de yeniden şekillendiği bir sürece girdi. ABD’den Avrupa’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar birçok ülke üretim kapasitesini korumaya, sanayisini güçlendirmeye ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye çalışıyor. “China Plus One”, “Near-shoring” ve “Re-shoring” gibi kavramlar artık yalnızca akademik tartışmaların değil, ekonomi politikalarının merkezinde yer alıyor.

ZÜCDER/Önder: Rekabetçiliği güçlü sanayi ile kazanırız
Ekonomim.com
16

İMAM GÜNEŞ

Türkiye ise bu dönüşümün tam ortasında bulunuyor. Coğrafi konumu, üretim tecrübesi ve sanayi altyapısıyla yeni dönemin önemli oyuncularından biri olabilecek potansiyele sahip. Ancak son yıllarda artan maliyetler, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve rekabet gücündeki aşınma ihracat performansını baskılıyor.

Ev ve mutfak eşyaları sektörü de bu dönüşümü yakından hisseden alanlardan biri. Türkiye’nin en güçlü ihracatçı sektörlerinden biri olan züccaciye sektörü, bir yandan küresel talepteki değişimleri takip ederken diğer yandan yükselen maliyetlerle mücadele ediyor. Züccaciyeciler Derneği (ZÜCDER) Başkanı Burak Önder’e göre, Türkiye’nin önünde önemli fırsatlar bulunuyor ancak bu fırsatların değerlendirilebilmesi için üretim ekosisteminin güçlendirilmesi gerekiyor.

Sanayici rekabet gücünü neden kaybediyor?

Burak Önder, şunları anlattı: Bugün hâlâ Türkiye’ye ciddi bir ilgi var. Ancak bunu Türkiye’nin eski rekabetçi gücünü koruduğu şeklinde yorumlamak doğru olmaz. Son birkaç yıldır rekabetçilikten uzaklaşıyoruz. Bunun tek nedeni kur değil. Kur önemli ama hikâyenin tamamını anlatmıyor. 2022’den bu yana işçilik maliyetlerinde çok ciddi artış yaşandı. İşçiliğin cirodan aldığı pay yüzde 15’lerden yüzde 30-35 seviyelerine çıktı. Küresel rekabet içinde yer almak isteyen bir sanayi için bu çok yüksek bir oran. Fiyatlama gücümüzü doğrudan etkiliyor. Uluslararası pazarlarda fiyat tutturmak her geçen gün daha zor hale geliyor.

Bunun yanında sanayide dijital dönüşümü yeterince hızlı gerçekleştiremediğimizi de görüyoruz. Rekabetçilik artık yalnızca maliyetle açıklanamaz. Verimlilik, otomasyon ve teknoloji yatırımları da belirleyici hale geldi. Dünyada üretim yapan şirketler daha az iş gücüyle daha fazla katma değer üretmeye çalışırken bizim de bu dönüşümü hızlandırmamız gerekiyor. Bugün birçok sektörde yaşanan sorun aslında talep eksikliğinden çok rekabetçilik sorunu. Müşteri var ama fiyat tutturamıyorsunuz. Talep var ama siparişi başka ülke alıyor. Bu ayrımı doğru yapmak gerekiyor.

Talep var ama ihracat aynı oranda büyümüyor

İhracat iklim endeksi iki yıldır pozitif bölgede seyrediyor. Bu bize ana pazarlarımızdaki talebin tamamen kaybolmadığını gösteriyor. Buna rağmen ihracatımız aynı ölçüde büyüyemiyorsa burada dönüp rekabet gücüne bakmamız gerekiyor.

Aslında dünya üretim tarafında yeni bir döneme giriyor. Şirketler artık bütün üretimlerini tek bir ülkeye bağımlı hale getirmek istemiyor. “China Plus One” yaklaşımı bunun sonucu. Çin’in yanına ikinci ve üçüncü üretim merkezleri aranıyor. Bugün gelişmiş ülkeler de gelişmekte olan ülkeler de aynı şeyi yapıyor; tarımını ve sanayisini koruyor. Re-shoring, Near-shoring ve Friend-shoring kavramlarının tamamı bu anlayışın ürünü. Amerika üretimi geri çağırıyor. Avrupa yakın coğrafyadan tedariki artırmaya çalışıyor. Herkes sanayisini daha güçlü hale getirmenin yollarını arıyor.

Türkiye bu dönüşümde avantajlı ülkelerden biri. Avrupa ile Asya arasında güçlü bir üretim merkezi. Genç nüfusu, sanayi tecrübesi ve üretim kabiliyetiyle önemli fırsatlara sahip. Ancak bu avantajlarımızı destekleyecek politikalar geliştiremezsek fırsatlar başka ülkelere gider. Bugün Mısır’dan Fas’a, Romanya’dan Bulgaristan’a kadar birçok ülke yatırım çekmek için özel politikalar uyguluyor. Sanayiciye arsa veriyor, finansman sağlıyor, yatırım ortamını kolaylaştırıyor. Dünyanın her yerinde yatırım çekme yarışı yaşanıyor.

Ev ve mutfak ihtiyaçları tamamen ortadan kalkmaz, bu nedenle daha dayanıklıyız

Bizimiz sektörümüz diğer bazı sektörlere göre farklı bir yapıya sahip. Sonuçta insanlar yaşamaya devam ettiği sürece evinde tencere kullanacak, bardak kullanacak, saklama kabı kullanacak. Biz yaşamı tamamlayan ürünler üretiyoruz. Bu nedenle krizlerden genellikle daha geç etkileniyoruz. Bir otomobil ya da beyaz eşya alımını erteleyebilirsiniz ama temel ev ve mutfak ihtiyaçları tamamen ortadan kalkmaz. Bu da sektörümüzü görece daha dayanıklı kılıyor.

Ancak buna rağmen bugün biz de ihracatta çift haneli daralmalar görüyoruz. Özellikle Orta Doğu pazarında son dönemde belirgin bir yavaşlama yaşanıyor. Bunun arkasında hem bölgesel gelişmeler hem de artan rekabet baskısı bulunuyor.

İlk ihtiyaç finansman, ikinci adım sanayide dönüşüm

Bugün önümüzdeki öncelikleri sıralamam gerekirse ilk sıraya finansmana erişimi koyarım. Kamunun kaynakları sınırlı olabilir ancak mevcut kaynakların üretime yönlendirilmesi gerekiyor. Sanayicinin uygun maliyetli finansmana erişebilmesi lazım. Çünkü finansman üretimin nefes borusudur. Finansmana ulaşamayan bir işletmenin yatırım yapması, kapasitesini büyütmesi ya da yeni pazarlara açılması kolay değildir.

Finansmandan sonra en önemli başlık sanayide dönüşümdür. Türkiye daha fazla otomasyon, daha fazla dijitalleşme ve daha fazla verimlilik üretmek zorunda. Bugün işçilik maliyetlerinin ciro içindeki payı sürekli artıyorsa bunun çözümü ücretleri baskılamak değil, verimliliği artırmaktır. Liman masrafları, konteyner maliyetleri ve yerel operasyon giderleri birçok rakip ülkeye göre yüksek seviyelerde. Bu durum rekabetçiliğimizi olumsuz etkiliyor. Türkiye’nin hava taşımacılığında elde ettiği başarıyı deniz taşımacılığında da göstermesi gerekiyor. Güçlü lojistik altyapısı artık rekabet gücünün ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ürün kadar onu doğru maliyetle ve doğru zamanda ulaştırabilmek de önem taşıyor.

Sanayi arsalarının yatırım aracı olmaktan çıkarılması gerekiyor

Bir diğer önemli sorun ise sanayi arsaları. Üretim yapacak yatırımcı yüksek arsa maliyetleriyle karşılaşıyor. Avrupa’da çok daha erişilebilir seviyelerde olan sanayi arazileri Türkiye’de ciddi bir maliyet unsuruna dönüşmüş durumda. Bugün birçok sanayici üretime, teknolojiye ve otomasyona ayırması gereken kaynağı arsa ve bina maliyetlerine harcamak zorunda kalıyor. Bu da yatırımların niteliğini olumsuz etkiliyor. Sanayi arsalarının yatırım aracı olmaktan çıkarılması gerekiyor. Üretim yapmeyacak kişilerin sanayi arazilerini spekülatif amaçlarla kullanmasının önüne geçilmeli. Sanayi alanları üretim için var olmalı.

Türkiye’nin geleceği sanayisini, üretim kültürünü koruyabilmesine bağlı

Sanayi yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Aynı zamanda bir kültürdür. Eğer üretim kültürünü koruyamazsak, yeni kuşakları üretime yönlendiremezsek uzun vadede çok daha büyük sorunlarla karşılaşırız. Eskiden aileler çocuklarının tarımla uğraşmasını istemezdi. Şimdi benzer bir risk sanayi için oluşuyor. Üretimin giderek zorlaştığı bir ortamda sanayiciler çocuklarının bu işi sürdürmesini istememeye başlayabilir. Bu çok önemli bir kırılma noktası olur. Çünkü sanayicilik nesilden nesile aktarılan bir birikimdir. Üretim kültürü kaybolursa onu yeniden inşa etmek çok uzun yıllar alır. Bugün dünyanın yeniden keşfettiği şey üretimin gücü. Herkes kaybettiği sanayi kapasitesini geri kazanmanın peşinde. Türkiye’nin de geleceği sanayisini, üretim kültürünü ve rekabet gücünü koruyabilmesine bağlıdır.

Yol haritasında 7 kritik adım

ZÜCDER Başkanı Burak Önder’e göre Türkiye’nin yeniden güçlü bir üretim ve ihracat merkezi haline gelmesi için şu başlıklara odaklanması gerekiyor:

1- Finansmana erişim: Üretimin sürdürülebilirliği için ilk şartın finansman olduğunu belirten Önder, mevcut kaynakların öncelikle üretime yönlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
2- Sanayide dönüşüm: Dijitalleşme, otomasyon ve verimlilik yatırımları hızlandırılmalı. İşçilik maliyetlerinin yükseldiği bir ortamda rekabet gücünün korunmasının yolu teknoloji yatırımlarımdan geçiyor.
3- Lojistik gücünün artırılması: Liman, konteyner ve yerel lojistik maliyetleri ihracatçının rekabetçiliğini olumsuz etkiliyor. Türkiye’nin deniz taşımacılığı ve lojistik altyapısında yeni yatırımlara ihtiyacı var.
4- Sanayi arsalarında rantın önlenmesi: Üretim yapmayacak kişi ve kurumların sanayi arazilerini yatırım aracına dönüştürmesinin önüne geçilmeli. Sanayi arsaları sanayici için erişilebilir hale getirilmeli.
5- Üretim odaklı teşvikler: Dünya yeniden sanayiye yatırım yaparken Türkiye’nin de üretim, ihracat ve teknoloji yatırımlarını destekleyen politikaları güçlendirmesi gerekiyor.
6- Rekabet içinde iş birliği: UR-GE projeleri, kümelenme çalışmaları ve ortak ihracat modelleri yaygınlaştırılmalı. Önder’e göre ‘rekaberlik’ olarak tanımlanan rekabet içinde iş birliği kültürü de ihracatın büyümesi açısından kritik önem taşıyor.
7- Sanayi kültürünün korunması: Türkiye’nin uzun vadeli refahı üretim kültürünün yeni nesillere aktarılmasına bağlı. Sanayicinin üretimden kopmaması ve genç kuşakların üretime yönelmesi için uygun koşullar oluşturulmalı.

Dünya yeniden sanayiye dönüyor

■ Dünyada son dönemde “Re-shoring”, “Near-shoring” ve “Friend-shoring” olarak tanımlanan yeni yaklaşımlar, üretimin yalnızca maliyet değil güvenlik ve sürdürülebilirlik perspektifiyle de değerlendirildiğini gösteriyor. Şirketler artık tüm üretimlerini tek bir ülkeye bağımlı hale getirmek yerine alternatif tedarik merkezleri oluşturmayı tercih ediyor.

Burak Önder’e göre bu dönüşüm Türkiye için önemli fırsatlar sunuyor. Stratejik konumu, üretim tecrübesi ve güçlü sanayi altyapısıyla Türkiye’nin yeni dönemin kazananlarından biri olabileceğini belirten Önder, bunun için rekabet gücünü yeniden artıracak adımların hızla atılması gerektiğini ifade ediyor.

portre | Üretim, ihracat ve sektör örgütlenmesinde aktif rol alıyor

Züccaciyeciler Derneği (ZÜCDER) Başkanı Burak Önder, ev ve mutfak eşyaları sektöründe üretim, ihracat ve kurumsal yapılanma alanlarında yürüttüğü çalışmalarla öne çıkan isimler arasında yer alıyor. Önder, sektörün uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün artırılması ve üretim kapasitesinin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi hedefiyle çeşitli projelerde görev alıyor.

1982 yılında İstanbul’da doğan Burak Önder, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde İşletme Yöneticiliği yüksek lisansını tamamladı. İş hayatına, plastik ev ve mutfak eşyaları üretimi yapan Qlux Ideas Mutfak Eşyaları Sanayi ve Ticaret A.Ş.’de ihracat müdürü olarak başladı. Daha sonra aynı şirkette genel koordinatörlük görevini üstlenen Önder, halihazırda şirketin genel müdürlüğünü yürütüyor. Sektörel örgütlenme tarafında da aktif görevler üstlenen Önder; EVSİD Kurucu Başkanlığı, İKMİB Yönetim Kurulu Üyeliği, TİM Yurt Dışı Projelerden Sorumlu Başkan Danışmanlığı ve Genç TİM Başkan Vekilliği görevlerinde bulundu. 9 Nisan 2025 tarihinde ZÜCDER Başkanlığına seçilen Önder, görevini sürdürüyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler