Tahir N. Duran
Hayatımızda öyle zamanlar vardır ki “Gitsin bir daha gelmesin” deriz ama yeni gelen günün dünü arattığı daha büyük felaketlerle karşılaşır. 1994 yılı bütün bir ülke için öyle bir yıl olmuştu. 5 Nisan kararları uygulanmaya konulmuş, DEP milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılmış, Özgür Ülke bombalanmış, faili meçhul cinayetler Kürt illerinden bütün ülkeye yayılmıştı.
Kartpostal arkasına yazdığımız yeni yıla dair umut, sağlık ve mutluluk dolu iyi niyet dileklerinin mücadele edilmeden karşılık bulmayacağını bilenlerin dövüldüğü, sürüldüğü, işsiz bırakıldığı ve hatta öldürüldüğü yeni bir yıl olarak; 1995 yılından benim payıma ise cezaevi düşmüştü.
Cezaevlerini zamanın durduğu yer sanarken, Buca Cezaevindeki hareketlilikten korkmuştum. Tutuklananlar, mahkemeler, serbest bırakılanlar, barikatlar, gelmeyen avukatlar, gelen ama görüşülemeyen görüşmeciler... Her yeni gün yeni bir vukuattı.
Tüm bu koşturmaca içinde insan savrulmamak için tutunacak bir dal arıyor. Dışarıyla kurulan her bağ bir can simidi... Ziyaretçim pek gelmezdi ama en çok mektubu gelenlerden biriydim. Her mektubunun sonunu, bir veda mı yoksa temenni mi olduğunu bilemediğim şekilde “hoşça kal” diye bitiren bir sevgilim vardı. En çok mektup da ondan gelirdi.
Mektuplar olduğu kadar gazeteler de dışarıdan gelen bir sesti. Komünün belirlediği gazete listesi her hafta yenilenerek gardiyana verilirdi. Gerçek dergisi, son sayısında günlük gazeteyi müjdelemişti. Gazetenin adının ne olacağı, ne zaman çıkacağı merak edilmeye başlandı. Önce “şubat” denildi, sonra “nisan”; mayıs ayında kesin çıkıyordu. Bu umutla her hafta gardiyana verilen gazete listesinin en başında hep Evrensel vardı.
7 Haziran’da koğuşta elden ele dolaşan Evrensel gazetesinin getirdiği sevinci, günlük gazeteye sahip olmanın verdiği gururu, yarınlara dair umudu anlatabilmek mümkün değil. Gazeteler dışarıdan gelen bir sesti ve biz Evrensel ile cezaevindeki diğer tutsaklardan farklı olarak dışarıya sesimizi ulaştırabileceğimiz bir mecraya kavuşmuştuk. Her bir satırını okuyarak, anlatılandan anladığımızı voltadaki sohbetlere konu yaparak, becerebildiğimiz oranda bulmaca ve güncel tarih köşesini hazırlayarak, dosya konuları ve makaleler yazarak cezaevinin tekdüzeliğine başkaldırımızdı Evrensel.
İlk gününden bugüne, binlerce yoldaşım gibi ben de gazetenin düzenli bir okuyucusu, muhabiri, dağıtımcısı olmaktan ve zaman zaman da katkı sunmaktan onur duyuyorum.
Dünden bugüne, ‘ters E’nin gölgesinde mücadeleyi büyüttüğümüz, zaferi kucaklayacağımız günlere...