Ana içeriğe geç

Milyonlarca ton atık, asbest riski ve denetim açığı

Türkiye’de deprem riski nedeniyle milyonlarca konutun yenilenmesi gündemde. Uzmanların tahminlerine göre ülkedeki yaklaşık 19 milyon konutun 6 ila 7 milyonunun yenilenmesi ya da güçlendirilmesi gerekiyor. Ancak kentsel dönüşüm yalnızca yeni ve güvenli binalar inşa etmek anlamına gelmiyor. Her yıkılan bina aynı zamanda yeni bir atık yükü yaratıyor.

Milyonlarca ton atık, asbest riski ve denetim açığı
Ekonomim.com
16

FERZAN ÇAKIR

Kamuoyunda daha çok yapıların deprem güvenliği tartışılırken, ortaya çıkan milyonlarca tonluk inşaat ve yıkıntı atıkları, bu atıkların nasıl yönetileceği ve içerdiği tehlikeli maddeler çoğu zaman gündemin gerisinde kalıyor. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şubesi Başkanı Ömür Yaşayan’a göre Türkiye, yapı stokunu yenilerken aynı zamanda önemli bir çevre ve halk sağlığı sınavıyla karşı karşıya bulunuyor.

Türkiye’nin mevcut yapı stokunun önemli bölümünü betonarme yapılar oluşturuyor. Bu nedenle yıkım sonrasında ortaya çıkan atıkların büyük kısmını beton ve tuğla kırıkları, metal, cam, ahşap ve alçı gibi malzemeler meydana getiriyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden İSTAÇ'ın 2024 faaliyet raporuna göre kentte yılda yaklaşık 20 milyon ton hafriyat toprağı resmi sahalara ulaşıyor. Ancak Yaşayan’a göre kayıt dışı dökümler ve kaçak uygulamalar nedeniyle gerçek miktarın daha yüksek olması muhtemel.Milyonlarca ton atık, asbest riski ve denetim açığı - Resim : 1

Yaşayan, “Kentsel dönüşüm hızlandıkça inşaat ve yıkıntı atıkları da aynı hızla artıyor. Ancak bugün bu atıkların ne kadarının ayrıştırıldığı, ne kadarının geri kazanıldığı, ne kadarının depolandığı ve ne kadarının kayıt dışı kaldığı sorularına net yanıt veremiyoruz. Oysa sağlıklı bir atık yönetiminin ilk şartı güvenilir veridir” diyor. Yaşayan’a göre sorun yalnızca ortaya çıkan atığın miktarı değil; bu atığın nasıl yönetildiği, ne kadarının ekonomiye geri kazandırıldığı ve ne kadarının çevreye risk oluşturduğu da en az miktar kadar önemli.

Denetlenen her dört binadan birinde asbest çıktı

Kentsel dönüşüm sürecinin en kritik başlıklarından biri ise asbest. Asbest, 2010 yılında yasaklandı, ancak eski yapı stokunda varlığını sürdürmeye devam ediyor. Asbestin en büyük tehlikesinin gözle görülmemesi olduğunu söyleyen Yaşayan, “Asbest maruziyetiyle ortaya çıkan hastalıklar çoğu zaman onlarca yıl sonra görülüyor. Mezotelyoma ve akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklar maruziyetten 20 ila 40 yıl sonra ortaya çıkabiliyor” diyor.

Bu nedenle yıkım öncesinde asbest envanteri hazırlanması ve tehlikeli maddelerin kontrollü biçimde sökülmesi gerekiyor. Ancak İstanbul’daki denetim verileri önemli eksikliklere işaret ediyor. TMMOB İstanbul Asbest Raporu’na göre İstanbul’un 39 ilçesinin yalnızca sekizinde yıkım öncesi asbest denetimi yapılıyor. Raporda veri alınabilen altı ilçede 2017 yılında yıkılan bin 594 binanın 385’inde asbest tespit edildi. Başka bir ifadeyle denetlenen yaklaşık her dört binadan birinde asbest bulundu.

Türkiye geri dönüşümde Avrupa’nın gerisinde

İnşaat ve yıkıntı atıkları yönetiminde Türkiye'nin performansı Avrupa verilerine de yansıyor. Yaşayan’ın aktardığı Eurostat 2020 verilerine göre Türkiye, inşaat ve yıkım atıklarının geri kazanım oranında yüzde 1 ile Avrupa’nın en alt sıralarında yer alıyor. Belediye atıklarının genel geri dönüşüm oranında ise yüzde 12,3 ile 36 Avrupa ülkesi arasında sondan üçüncü sırada bulunuyor. Aynı oran Almanya’da yüzde 71,1 seviyesine ulaşıyor.

Yaşayan’a göre tablo yalnızca tesis eksikliğiyle açıklanamaz: “Sorun; denetim eksikliği, kayıt sistemlerinin yetersizliği ve geri dönüştürülmüş malzemelere yönelik piyasanın gelişmemiş olmasından kaynaklanıyor. Kaynakta ayrıştırma yapılmadan, geri dönüştürülmüş ürünlere yönelik talep oluşturulmadan ve denetim güçlendirilmeden geri kazanım oranlarını artırmak mümkün değil.” Bu noktada veri eksikliği de önemli sorun olarak öne çıkıyor.

Kaçak döküm tehditi

İstanbul'da yıkıntı atıkları ve hafriyat yönetiminde öne çıkan sorunlardan biri भी kaçak döküm. Yaşayan’a göre bu durum yalnızca bireysel ihlallerle açıklanabilecek bir sorun değil. “Bu sorun aslında sistemin kendisi tarafından üretiliyor. Resmi bertaraf maliyetli ve uzak, kaçak döküm ise hızlı ve ücretsiz. Uzak sahalara gitmek istemeyen kamyon şoförlerinin yol kenarlarına, hatta mezarlık yanlarına kaçak döküm yaptığı bile belgelenmiştir.” İSTAÇ verilerine göre İstanbul'daki bazı hafriyat sahalarının doluluk oranları kritik seviyelere ulaşmış durumda. Silivri-Seymen ve Çatalca-Muratbey sahalarında doluluk oranlarının yüzde 99 seviyelerine yaklaştığı belirtiliyor.

Beton neden yeniden kullanılamıyor?

Uzmanlara göre inşaat ve yıkıntı atıkları konusunda en önemli sorunlardan biri, geri dönüştürülebilir malzemelerin yeterince ekonomiye kazandırılamaması. Yaşayan, özellikle betonun önemli bir kaynak olduğuna dikkat çekiyor. “Geri dönüştürülmüş beton yüzde 100 geri kazanılabilir niteliktedir. Yıkım sonrasında elde edilen beton uygun şekilde ayrıştırılıp kırılarak yeniden agrega olarak kullanılabilir. Ancak bunun için atığın kaynağında ayrılması ve uygun tesislere yönlendirilmesi gerekiyor.” İSTAÇ'ın hafriyat sahalarında saatte 200 ton kapasiteli geri kazanım tesisleri bulunduğunu hatırlatan Yaşayan, ancak sistemin yalnızca tesis kurmakla çözülemeyeceğini söylüyor.

Seçici yıkım ve yerinde söküm neden önemli?

Uzmanlara göre çözümün önemli ayaklarından biri seçici yıkım uygulamalarının yaygınlaştırılması. Seçici yıkım; metal, cam, ahşap, beton ve tehlikeli maddelerin yıkım öncesinde veya yıkım sırasında ayrı ayrı toplanmasını öngörüyor. Böylece hem tehlikeli maddelerin çevreye yayılması önleniyor hem de geri dönüştürülebilir malzemelerin ekonomiye kazandırılması kolaylaşıyor. Yerinde söküm uygulamaları ise yapının doğrudan iş makineleriyle yıkılması yerine kontrollü biçimde parçalarına ayrılmasını ifade ediyor. Bu yöntem sayesinde yapı elemanlarının bir bölümü yeniden kullanılabilir halde korunabiliyor.

Olası İstanbul depremi için planlama yeterli mi?

Yaşayan’a göre asıl soru, mevcut sistemin olası büyük bir deprem sonrasında ortaya çıkabilecek enkaz yükünü karşılayıp karşılayamayacağı. Bugün yalnızca İstanbul’da yılda yaklaşık 20 milyon ton hafriyat toprağı oluştuğunu hatırlatan Yaşayan, olası büyük bir deprem sonrasında ortaya çıkacak enkaz miktarının bunun katbekat üzerine çıkabileceğini söylüyor.

ÇMO'nun çözüm önerileri

ÇMO İstanbul Şubesi'ne göre kentsel dönüşüm sürecinde çevresel risklerin azaltılması için şu adımlar öncelikli:

■ İstanbul’un 39 ilçesinde yıkım öncesi asbest denetiminin zorunlu hale getirilmesi
■ Seçici yıkım uygulamalarının etkin biçimde denetlenmesi
■ Atıkların oluşumundan bertarafına kadar dijital olarak takip edildiği şeffaf sistemlerin kurulması
■ Kayıt dışılığın azaltılması ve veri altyapısının güçlendirilmesi
■ Geri dönüştürülmüş inşaat malzemelerinin kamu projelerinde kullanımının teşvik edilmesi
■ Mobil geri dönüşüm ve yerinde söküm uygulamalarının yaygınlaştırılması
■ Tehlikeli madde envanterlerinin standart hale getirilmesi

Kaynağa Git

İlgili Haberler