İngiltere'de iktidardaki İşçi Partisi liderliğine seçilen Andy Burnham, 15 yaşında başladığı İşçi Partisi serüveninde Manchester Belediye Başkanlığı dönemindeki başarısı ile önce 'Kuzey'in Kralı' oldu, gelecek hafta ise Başbakanlık koltuğuna oturmaya hazırlanıyor. AA muhabiri, Keir Starmer'ın istifasıyla boşalan İngiltere İşçi Partisi liderliğine seçilerek gelecek hafta Başbakanlık koltuğuna oturması beklenen Andy Burnham'ın yerel yönetimden ülke yönetiminin zirvesine uzanan hikayesini derledi.
Mühendis bir baba ile danışma görevlisi bir annenin çocuğu olarak 7 Ocak 1970'te Liverpool yakınlarındaki Aintree'de doğan Andrew (Andy) Murray Burnham, ilk ve orta eğitimini Katolik okullarında aldı. Kendisini Katolik olarak büyütülmüş ancak dindar olmayan bir kişi olarak tanımlayan Burnham, 2015'teki bir röportajında eğitim aldığı okullarda Katolik öğretisi okumanın zorunlu olduğunu, bu yaklaşımın doğru olduğunu ve Katolik sosyal öğretilerinin siyasi anlayışının temelini oluşturduğunu anlattı.
İşçi Partisine 15 yaşında katılan Burnham, ragbi, kriket ve futbolla ilgilendiği çocukluk ve gençlik yıllarının ardından Cambridge Üniversitesinde İngiliz edebiyatı üzerine eğitim aldı. Burnham, üniversiteden mezun olduktan sonra 1991-1994 yıllarında gazetecilik ve televizyon yayıncılığı yaptı. Ulaştırma, ticaret ve gemi taşımacılığı üzerine yayınlar yapan dergilerde çalışan Burnham, işçi sendikalarının parlamento heyetlerinde de görev aldı. Kültür, Medya ve Spor Bakanı Chris Smith'in 3 yıl danışmanlığını yapan Burnham, 2001 genel seçimlerinde milletvekili seçildi.
İşçi Partisi liderliği için iki kere yarıştı ve kaybetti
Parlamentoya girdikten sonra çeşitli hükümet rollerini de üstlenen Burnham, Sağlık, Hazine, Kültür ve İçişleri Bakanlıklarında çeşitli Devlet Bakanlığı pozisyonlarında bulundu. İşçi Partisinin 2010'da iktidarı kaybetmesinin ardından bu sefer de gölge bakanlık görevlerini yürüten Burnham, Gölge Eğitim, İçişleri ve Sağlık Bakanlığı görevlerini yaptı.
Bakanlık ve Gölge Bakanlık döneminde 97 kişinin öldüğü dünya futbol tarihinin en büyük trajedilerinden Hillsborough Faciası Soruşturması ve Stafford Hastanesi Soruşturması ile gündeme geldi. Özellikle Stafford Hastanesinde yaşanan yüksek can kayıplarıyla ilgili incelemede gerekli hassasiyeti göstermediği ve kurbanların yakınlarıyla buluşmadığı gerekçesiyle eleştirilen Burnham, 1989'da yaşanan ve Liverpool taraftarlarının öldüğü Hillsborough faciasıyla ilgili ikinci soruşturmanın başlatılmasına önayak oldu.
Parlamento görevini 2017'ye kadar sürdüren Burnham, bu dönemde iki kere İşçi Partisi liderliği için yarışsa da ikisini de kaybetti. İlk olarak 2010'da Gordon Brown'ın boşalttığı koltuğa oturmak için yarışan Burnham, Ed Miliband'a yenildi. Miliband'ın ardından 2015'te lider olmak için tekrar yarışa giren Burnham, bu sefer de Jeremy Corbyn'e kaybetti. Burnham, 2017'de ise milletvekilliğinden istifa ederek kendisine büyük bir popülerlik kazandıran Manchester Belediye Başkanlığına aday oldu.
Covid-19 kısıtlamalarına direndi
Burnham, 2026'ya kadar üç kere seçildiği Manchester Belediye Başkanlığında attığı adımlar ve yerel yönetimlerin bütçeleri ve yetkileriyle ilgili yürüttüğü mücadeleler nedeniyle 'Kuzey'in Kralı' ünvanını aldı. Üç kere yarıştığı Manchester'da yüzde 63'ten düşük oy almayan Burnham, görevi boyunca maaşının yüzde 15'ini evsizlikle mücadele vakıflarına bağışlama sözü verdi.
Göreve geldikten sonraki üç yılda Manchester'da sokakta yaşayanların sayısını sıfıra indirme sözü veren ancak bu hedefi tutturamayan Burnham, Manchester'da toplu taşımayı kamu kontrolüne alarak fiyatları düşürdü. Burnham'ın bu adımı ülkedeki diğer belediyelere de örnek olurken Covid-19 döneminde hükümete yaptığı daha fazla ödenek baskısı, yetki mücadelesi ve kısıtlama seviyelerine yönelik direnişi kendisine 'Kuzey'in Kralı' ünvanı verilmesine önemli etki sağladı.
Manchester'ın tüm sosyal temasın kısıtlandığı ve iş yerlerinin kapandığı 3. seviye kısıtlama sınıfına alınmasına karşı çıkan Burnham, diğer kuzey batıdaki belediye başkanlarıyla birlikte hükümetle yapılan görüşmelerden çekildi. Ayrıca işletmelere sağlanan destekleri yetersiz bulan, kısıtlamaların etkili olsa da halkı yoksulluğa sürükleyeceğini öne süren Burnham, hükümetten 90 milyon sterlinlik et bütçe talep etse de 65 milyon sterlin alabildi. Manchester'ın 3. seviye kısıtlama sınıfına alınmasını ise engelleyemedi.
Burnham'ın bu dönemde kullandığı, kuzeydeki kentlerin haksız muamele gördüğü, ekonomik yükün halkın omuzlarına yüklendiği ve hükümetten yeterli mali destek gelmediği açıklamaları halk gözündeki popülerliğini de artırdı.
'En popüler İşçi Partili' oldu
İşçi Partisinin 2024'te büyük bir zafer kazandığı genel seçimlerin ardından yaşanan pek çok olay, parti tarihinin en büyük zaferini yaşatan Keir Starmer'a olan desteğin azalmasına neden oldu. Henüz daha görevdeki ilk yılında ekonomik sorunlar ve verilen vaatleri yerine getirememesi nedeniyle yapılan "En popüler İşçi Partili" anketlerinde Burnham'ın arkasında kalan Keir Starmer'ın görevdeki ikinci yılı ise Epstein skandalları ve kaybedilen seçimlere yönelik eleştirilerle geçti.
ABD'de reşit olmayan kız çocuklarına yönelik fuhuş ağı kurduğu iddiasıyla yargılandığı sırada hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein'in yakın arkadaşı Peter Mandelson'un bu bağlantılar bilinmesine rağmen Washington Büyükelçisi olarak atanması ve mayısta İngiltere, Galler ve İskoçya'da yapılan yerel ve ulusal parlamento seçimlerinde alınan hezimet Starmer için sonun başlangıcı oldu.
Parti içinde Starmer'ın artık başbakanlık yapacak seviyede olmadığı, partiyi yenilgiye sürüklediği ve yeni bir lidere ihtiyaç olduğu söylemleri artarken bu çağrıları yapanların arasında kabinedeki çok sayıda bakan da yer aldı. Starmer, şubattaki bir ara seçimde milletvekili olma ihtimali bulunan Burnham'ın adaylığını engelleyerek olası bir liderlik yarışının önüne geçti ancak parti kurulları, hazirandaki Makerfield ara seçiminde Burnham'ın aday olmasını sağladı.
Burnham'ın 18 Haziran'da milletvekili seçilmesinin ardından partinin başına geçmek için önünde tek engel olan Starmer, 4 gün sonra istifa ettiğini ve liderlik yarışını başlatma kararı verdiğini açıkladı.
Irak'ın işgaline oy verdi, pişman oldu
Liderlik seçimine tek aday olarak giren Burnham'ın gelecek hafta başbakanlık koltuğuna oturması bekleniyor. Kendisini sosyalist olarak tanımlayan Burnham, milliyetçiliğin ise karşıtları arasında yer alıyor. Kendisini siyasi yelpazenin "yumuşak solunda" konumlandıran Burnham, ekonomide ise 'ticaret dostu sosyalizmi' yani kendi tabiriyle 'Manchesterizmi' destekliyor.
Çok fazla regülasyona ve çok fazla özelleştirmeye karşı olan Burnham, 1980'lerin ünlü başbakanı Margaret Thatcher'ın politikalarının bugünkü yaşam maliyetlerini etkilediğine inanıyor. Su, elektrik, toplu ulaşım ve sosyal konutların devlet kontrolünde olması gerektiğini savunan Burnham, göçe sınır getirilmesi planlarını desteklerken göçmenlere devlet yardımı verilmemesi kararını ise desteklemiyor. Burnham Londra merkezli siyaset yerine yereli güçlendirmeye çalışacağını belirtirken bu kapsamda Manchester'da da bir başbakanlık ofisi açacağını duyurdu.
Irak'ın işgaline 'evet' oyu veren Burnham, bunu "Parlamentodaki en kötü deneyimim" olarak niteleyerek pişmanlığını dile getirdi. Bu nedenle Manchester Belediye Başkanı'yken hükümetin dış politikasından farklı adımlar atan Burnham, Çin'le yakın ilişkiler kurdu. Burnham, Rusya-Ukrayna Savaşı'nda ise Ukrayna'ya destek veren tarafta dururken, ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarına ise karşı çıktı.
İşçi Partisi liderliğine soyunduğu 2015'te ilk ziyaretini İsrail'e yapacağını açıklayan ve İsrail'in İşçi Partili Dostları grubu üyesi olan Burnham, 7 Ekim 2023'te başlayan İsrail'in Gazze saldırıları ardından ateşkes çağrısı yapan ilk İşçi Partililer arasında yer aldı. Partisinin Gazze konusundaki yanlış tutumundan dolayı özür dileyen Burnham, uluslararası mahkemeler aracılığıyla hesap sorulması gerektiğine vurgu yaptı.