UFO ve uzaylı mevzuları son zamanlarda garip şekilde beyazperdenin gündeminde. Konuya takıntılı olan Spielberg ise “İfşa Günü” ile aslında çok yeni olmayan bir hikâye anlatıyor; ne seyircinin kalbine dokunabiliyor ne de zihinlerde yeni şeylerin parlamasını sağlıyor.
MURAT ÖZTEKİN- Uzaylı filmleri sinemada bir asırdan fazla bir zaman önce yer almaya başladı. İlk film “A Trip to the Moon” çekildiğinde tarihler 1902’yi gösteriyordu. 1947’de ABD’de ortaya atılan UFO iddialarından sonra ise sinemada bir uzaylı furyası meydana geldi.
Steven Spielberg de çektiği fi lmlerle (“E.T.”, “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar” vs.) bu janrı kökten değiştirdi. Nedendir bilinmez UFO’lar ve uzaylı mevzuları son zamanlarda tekrar medyanın ve beyazperdenin gündeminde. Eski ABD Başkanı Obama’nın “olabilir” açıklamasından sonra mevcut ABD Başkanı D. Trump pek net olmayan bazı görüntüleri kamuoyuyla paylaştı.
Şimdi de Amerikan sinemasının meşhur yönetmenlerinden Spielberg, bir fi lmle karşımıza çıktı! Spielberg’in kariyerinin ilk yıllarını hatırlatan “İfşa Günü” (Disclosure Day) adlı eserde, güya uzaylılara dair belgeleri duyurmaya çalışan bir adamın hikâyesi işleniyor.
Emily Blunt, Josh O’Connor, Colin Firth ve Eve Hewson gibi oyuncular filmde rol alıyor.
SİYAHLI ADAMLAR PEŞİMİZDE!
Sert bir dövüş sahnesiyle açılan eserde Daniel Kellner adlı adam, yıllardır siber güvenlik uzmanı olarak çalıştığı Wardex şirketinde muhafaza edilen ve uzaylıların varlığını gösteren yüzlerce görsel vesikayı kaçırmıştır. Genç adamın maksadı, durumu medya üzerinden bütün dünyaya ifşa etmektir. Ancak karanlık şirket, Daniel’in sevgilisini rehin alarak kendisini durdurmayı başarır. Derken Daniel, bir oyun çevirerek kız arkadaşını kurtartır. Ancak Wardex’in siyah giyen adamları, bütün güçleriyle ikisinin peşine düşer. Daniel’in kaçışını kurgulayan kişi ise iş arkadaşı Hugo’dur. Bu arada Margaret adlı mahallî bir spiker garip şeyler yaşamaya başlar ve hepsinin hikâyeleri bir yerde birleşir…
FİKRÎ TARAFI ZAYIF
Spielberg, takıntılı olduğu bu mevzuya dair eserin başında esrarengiz bir hava meydana getirip seyircinin merakını celbetmeyi başarıyor. Arka planda çalan III. Dünya Savaşı tamtamları da eserin gerilim dozunu artırıyor. Ancak fikrî derinliği olan bir film seyretmeyi beklerken dakikalar ilerledikçe hayal kırıklığımız büyüyor.
Senaryosunda mantık problemleri barındıran, sıradan kovalamaca sahnelerinin olduğu, tempo sıkıntısı bulunan ve giderek sıkıcı hâle gelen bir film seyrediyoruz. Buna rağmen işin mizahi tarafında seyircinin ilgisini çekecek şeyler var.
Bu noktada Blunt, TV spikeri Margaret rolünde çarpıcı bir performans sergiliyor. Eserin zayıf alt metinlerinde ise neticesi ne olursa olsun hakikate sadakat ve empati vurgulanıyor; uzaylılardan ziyade bir “realitenin” ortaya çıkışında neticenin ne olacağıyla ilgileniliyor.
Spielberg, dini de yıkıcı olmadan işin içerisine dâhil ediyor. Ancak meşhur yönetmen, seyircinin kalbine yeterince dokunamadığı gibi zihinlerde de yeni şeylerin parlamasını sağlayamıyor.
Elbette, filmden çıktıktan sonra “ABD ve Hollywood niçin yüzünü tekrar fezaya çevirdi” ve “Spielberg neden böyle bir zamanda kariyerinin ilk filmlerine geri döndü?” diye düşünmeden edemiyoruz! Bu suallerin cevapları muğlak olsa da ortada net bir şey var: Çok az yeni şey söyleyen “İfşa Günü” beklentilerin altında kalıyor ve yönetmenin filmografisinde vasatın altına yerleşiyor.
- “Amansız”
- “Mavi Balıkçıl”
- “Tulpa: Ruhun Laneti”
- “Düşler Ülkesi”
- “Gizemli Ağaç”
- “Kıyma: Hain Eşer Kendi Düşer”