TEMA Vakfı, 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kapsamında yaptığı açıklamada, Türkiye’nin son 65 yılda mera varlığının yarısından fazlasını kaybettiğine dikkat çekti. Vakıf, meraların yalnızca hayvancılık için değil; toprak, su, gıda güvenliği ve biyolojik çeşitlilik açısından da kritik bir rol üstlendiğini vurguladı.
Oksijen'in derlediği habere göre, Birleşmiş Milletler’in 2026 yılını “Uluslararası Meralar ve Çobanlık Yılı” ilan etmesiyle birlikte, meraların korunması ve iyileştirilmesi yeniden gündemin ön sıralarına taşındı. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, doğal meraların çölleşme ve kuraklığa karşı en güçlü doğal kalkanlardan biri olduğunu belirterek, “Doğal meralar; toprağı koruyan, suyun toprağa süzülmesini sağlayan, karbon depolayan ve çok sayıda canlıya yaşam alanı sunan ekosistemlerdir” dedi.
MERA ALANI 29 MİLYON HEKTARDAN 13 MİLYON HEKTARA GERİLEDİ
Ataç, Türkiye’de çayır ve mera alanlarının 1960’ta yaklaşık 29 milyon hektar seviyesindeyken bugün 13 milyon hektara düştüğünü söyledi. Buna göre Türkiye, son 65 yılda mera varlığının yüzde 54’ünü kaybetti. TEMA Vakfı, kaybedilen alanın Marmara Bölgesi’nin iki katından fazla bir büyüklüğe karşılık geldiğini ifade etti.
Meraların tahrip edilmesinin erozyonu artırdığı, toprak kaybını hızlandırdığı ve kuraklığın etkilerini derinleştirdiği belirtilirken, Ataç “Doğal meralar azalırken mevcut alanlar üzerindeki baskı da artıyor. Bu durum hem ekosistem bütünlüğü hem de gıda güvenliği açısından ciddi riskler oluşturuyor” ifadelerini kullandı.
TEMA Vakfı, mera kaybının temel nedenleri arasında tarım arazisine dönüştürme, kentleşme, madencilik faaliyetleri ve arazi kullanım değişikliklerini gösterdi.
MERALARIN YÜZDE 70’İ DÜŞÜK VERİMLİ
Açıklamada, Türkiye’de meraların yaklaşık yüzde 70’inin düşük verimli, zayıf bitki örtüsüne sahip ve bozulmuş durumda olduğu ifade edildi. Bu durumun hayvancılıkta verim kaybına, beslenme sorunlarına ve kaba yem açığının büyümesine yol açtığı belirtildi.
Ataç, meraların iyileştirilmesinin hem üreticiyi destekleyeceğini hem de kırsal kalkınmaya katkı sağlayacağını vurguladı.
BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK AÇISINDAN KRİTİK ALANLAR
TEMA Vakfı, meraların yalnızca hayvancılık alanı olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çekti. Açıklamada, küçük bir mera alanında bile çok sayıda bitki türünün bir arada bulunabildiği, bu alanların böcekler, kuşlar ve memeliler için önemli yaşam alanları sunduğu ifade edildi.
“MERALARI KORUMAK GELECEĞİ KORUMAKTIR”
TEMA Vakfı, 4342 Sayılı Mera Kanunu’nun önemli bir yasal çerçeve sunduğunu ancak enerji, madencilik, turizm ve farklı arazi kullanım taleplerinin meralar üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti.
Ataç, son yıllarda yapılan bazı düzenlemelerin doğal alanlar üzerindeki baskıyı artırdığını ifade ederek, “Zeytinliklerden ormanlara, tarım alanlarından mera ekosistemlerine kadar birçok doğal varlık kısa vadeli kullanım baskılarıyla karşı karşıya kalıyor. Oysa çölleşme ve kuraklık riskinin arttığı bir dönemde doğal alanları korumak, ülkenin geleceğini korumaktır” dedi.
TEMA Vakfı, karar vericilere ve topluma meraların korunması, tahrip olmuş alanların iyileştirilmesi ve sürdürülebilir mera yönetiminin yaygınlaştırılması çağrısında bulundu.