Ana içeriğe geç

Prof. Dr. Aygün Attar: İsrail'in kararı adalete hizmet etmez

Türkiye-Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfı Başkanı Prof. Dr. Aygün Attar, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının İsrail'in 1915 olaylarını sözde 'Ermeni soykırımı' olarak tanıması üzerine yaptığı açıklamayı değerlendirdi.

Prof. Dr. Aygün Attar: İsrail'in kararı adalete hizmet etmez
Haber Global
16

İsrail'in 1915 olaylarını yeniden gündeme getirip sözde 'Ermeni soykırımı'nı tanıdığını duyurmasının ardından Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı bir açıklamayla tepki gösterdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada tarih süreçlerinin hukuki ve bilimsel zeminden kopartılarak siyasi karara dönüştürülmesinin kabul edilemez olduğunun altı çizildi.

Türkiye-Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfı Başkanı Prof. Dr. Aygün Attar, İsrail'in kararını ve Azerbaycan'ın buna gösterdiği tepkiyi yazdı.

İşte o yazı:

"Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının 29 Haziran 2026 tarihli açıklaması, İsrail Hükümetinin sözde “Ermeni soykırımı” ile ilgili kararına verilen ilkeli, ölçülü ve devlet aklına dayalı bir tepkidir. Bu açıklama, tarihi gerçeklerin korunması, uluslararası hukuka saygı ve Güney Kafkasya’da kalıcı barış gündeminin savunulması bakımından özel önem taşımaktadır.

Bakanlığın vurguladığı üzere, 1915 olaylarına ilişkin karmaşık tarihi süreçlerin hukuki ve bilimsel zeminden koparılarak siyasi karar konusu hâline getirilmesi kabul edilemez bir yaklaşımdır. Tarihi olayların lobilerin baskısı, diplomatik hesaplar ve güncel siyasi konjonktür üzerinden değerlendirilmesi, adalet arayışına hizmet etmez; aksine yeni güvensizlik alanları üretir. Geçmişin trajik sayfaları arşivler, belgeler, tarihçiler, uluslararası hukukçular ve bağımsız bilimsel komisyonlar aracılığıyla incelenmelidir.

İsrail hükümetinin bu girişimi, Güney Kafkasya’nın barışa en fazla ihtiyaç duyduğu bir döneme rastlamaktadır. Otuz yıla yakın işgal, savaş, yıkım ve zorunlu göçün ardından bölge yeni bir siyasi gerçekliğe girmiştir. Azerbaycan, Karabağ ve Doğu Zengezur’un kurtuluşundan sonra intikam çizgisini seçmek yerine imar, dönüş, bölgesel bağlantıların açılması ve güvenlik mimarisinin güçlendirilmesi yolunu tercih etmiştir. Bu hassas dönemde tarihi tartışmaları alevlendiren her adım, barış sürecine ağır yük bindirir ve eski ihtilafların yeniden canlanmasına zemin hazırlar.

Bu bakımdan Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının İsrail Hükümetini söz konusu kararı yeniden gözden geçirmeye çağırması tamamen yerinde ve sorumlu bir tutumdur. Bakü’nün yaklaşımı, dar siyasi tepki çerçevesine sığmaz. Bu tutum, tarihi hakikatin siyasi manipülasyon malzemesine çevrilmesine karşı açık devlet iradesidir.

Türkiye, Azerbaycan için kardeş devlet ve vazgeçilmez stratejik müttefiktir. Bu kardeşlik; tarihi, manevi ve siyasi temeller üzerinde yükselmektedir. Azerbaycan halkının Ümummillî Lideri Haydar Aliyev’in “Bir millet, iki devlet” felsefesi, bugün Cumhurbaşkanı, Muzaffer Başkomutan İlham Aliyev’in liderliğinde çağdaş müttefiklik, ortak güvenlik, karşılıklı destek ve müşterek tarihi sorumluluk anlayışıyla daha güçlü bir aşamaya ulaşmıştır.

Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 2014 yılında Prag’da düzenlenen Doğu Ortaklığı Zirvesi’nde sergilediği tarihi tutum bugün de özel önem taşımaktadır. Dönemin Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Türkiye’nin katılmadığı uluslararası platformu Türkiye’ye yönelik ithamlar için kullanmaya çalıştığında, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ona şu kesin cevabı vermiştir: “Türkiye burada bulunmuyor ve siz bundan yararlanmaya çalışıyorsunuz. Ancak ben buradayım ve size ben cevap vereceğim.” Bu sözler, Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin diplomatik metinlerin ötesinde, en zor siyasi platformlarda savunulan canlı ve sarsılmaz bir gerçeklik olduğunu göstermiştir.

Bugün de aynı ilke geçerlidir: Türkiye’ye haksız tarihi suçlamalar yöneltildiğinde Azerbaycan suskun kalmaz. Tarih, Ermeni propagandasının çıkarlarına göre yeniden yazılmaya çalışıldığında, Bakü gerçeklerin, onurun ve devlet aklının diliyle konuşur.

Azerbaycan, uzun yıllar boyunca Türkiye ile kardeşlik ittifakını ve İsrail ile stratejik ortaklığını denge, karşılıklı saygı ve pratik iş birliği temelinde yürütmüştür. Bakü, dost ülkelerle ilişkilerinde her zaman yapıcı köprülerin korunmasına, karşılıklı güvenin güçlenmesine ve bölgede gereksiz gerilimlerin önlenmesine önem vermiştir. Bu nedenle, İsrail hükümetinin mevcut kararı, Türkiye-İsrail ilişkileriyle birlikte bölgede hassas dengeler açısından da sorunlu bir adım niteliği taşımaktadır.

İsrail, Azerbaycan açısından dost bir devlettir. Azerbaycan ile Yahudi halkı arasındaki tarihi bağlar; ülkemizdeki Yahudi cemaatinin güven, saygı, hoşgörü ortamında yaşaması ve Azerbaycan-İsrail ilişkilerinin farklı alanlarda gelişmesi yüksek değer taşımaktadır. 44 günlük Vatan Savaşı döneminde İsrail’in Azerbaycan’a yönelik dostane yaklaşımı da bu hafızanın önemli parçasıdır. Tam da bu sebeple, bugünkü karar Bakü’de özel bir şaşkınlık ve rahatsızlık doğurmaktadır.

Tarihi hafızası Holokost trajedisiyle ayrılmaz biçimde bağlı olan İsrail Devleti, tarihi meselelerin siyasi araç hâline getirilmesinin doğuracağı tehlikeleri herkesten iyi anlamalıdır. Holokost, insanlığa karşı işlenmiş, belgelerle kanıtlanmış ve tartışma götürmeyen bir suçtur. Bu tarihi hafızanın siyasi konjonktür, çifte standart ve lobicilik hesaplarıyla aynı düzleme çekilmesi son derece sakıncalıdır. Hafıza, adaletin zemini olmalı; siyasi baskı aracına çevrilmemelidir.

Yahudi halkı, yüzyıllar boyunca Türk devlet geleneğinin cemaatleri koruyan, inanç özgürlüğüne önem veren ve bir arada yaşama kültürünü destekleyen coğrafyalarında yaşamış, kimliğini muhafaza etmiş ve gelişmiştir. Yahudi halkı ile Türk dünyası arasındaki bu tarihi bağlar, geçici siyasi hesaplarla silinemez. Sözde “Ermeni meselesi”nin Türkiye’ye karşı siyasi baskı aracına dönüştürülmesi tarihi hafızaya, siyasi basirete ve ahlaki sorumluluğa ters düşmektedir.

Dikkat çekicidir ki, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın son açıklaması da bu yaklaşımın ne kadar tehlikeli olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Paşinyan, İsrail hükümetinin sözde “Ermeni soykırımı”nı tanımasına ilişkin gazetecilerin sorusunu yanıtlarken, Ermenistan’ın bu karara tepki verme ihtiyacı görmediğini belirtmiş ve “Ermeni soykırımı” konusunun silaha dönüştürülmesi sürecine dâhil olmanın Ermenistan’ın çıkarlarına hizmet etmediğini ifade etmiştir. Bu açıklama, son derece önemli bir siyasi göstergedir. Çünkü Ermenistan Başbakanı dahi 1915 konusunun üçüncü aktörler tarafından jeopolitik baskı ve siyasi hesap aracı hâline getirilmesinin Ermenistan’a fayda sağlamayacağını kabul etmektedir.

Bu durumda, İsrail hükümetinin söz konusu kararı, Ermenistan yönetiminin bile mesafeli durmaya çalıştığı tehlikeli bir gündemi yeniden canlandırma riski taşımaktadır. Paşinyan’ın açıklaması açıkça göstermektedir ki, bu mesele bugün Ermenistan’ın gerçek kalkınma, barış, sınırların açılması ve bölgesel entegrasyon gündemine katkı sağlayan bir başlık olmaktan çıkmış, farklı güçlerin Türkiye’ye karşı kullandığı siyasi baskı aracına çevrilmiştir. İsrail gibi tarihi hafıza, devlet sorumluluğu ve bölgesel denge konularında özel hassasiyet göstermesi gereken bir devletin bu oyuna dâhil edilmesi, siyasi açıdan basiretsiz ve stratejik açıdan zararlı bir adımdır.

Sözde “Ermeni soykırımı”nın bugün siyasi düzeyde tanınması, tarihi hakikate hizmet etmekten çok, Ermeni lobisinin ve Güney Kafkasya’daki yeni gerçekliği kabul etmek istemeyen rövanşist çevrelerin çıkarlarına alan açmaktadır. Bu çevrelerin amacı, barış sürecini sabote etmek, Türkiye-Ermenistan normalleşmesini zorlaştırmak, bölgesel ulaşım hatlarının açılmasını engellemek ve Güney Kafkasya’yı yeniden dış rekabet sahasına çevirmektir.

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının açıklamasındaki temel mesaj açıktır: Bu tür adımlar barışa ve karşılıklı anlayışa katkı sağlamaz; mevcut ziddiyetleri derinleştirir. Bölgenin bugün ihtiyaç duyduğu başlıca gündem, geçmişin siyasi silaha dönüştürülmesi yerine egemenliğe, toprak bütünlüğüne, uluslararası hukuka ve karşılıklı saygıya dayalı yeni bir barış düzenidir.

İsrail Hükümeti, bu kararı yeniden gözden geçirmeli ve devlet politikasının Ermeni lobisinin, rövanşist çevrelerin ve bölgede yeni gerilim dalgası üretmek isteyen güçlerin etkisi altına girmesine izin vermemelidir. Bu adım, İsrail’e stratejik kazanç sağlamaz; aksine onun dost halklarla ilişkilerine, bölgesel konumuna ve ahlaki itibarına zarar verir.

Azerbaycan ve Türkiye, her zaman adaletten, barıştan ve bölgesel iş birliğinden yana olmuştur. Güney Kafkasya’nın geleceği, tarihi mitlerin siyasi mücadele aracı yapılmasıyla kurulamaz. Bu gelecek, gerçeklerin kabulü, ulaşım hatlarının açılması, ekonomik iş birliği, güvenin yeniden tesisi ve devletlerin egemenliğine saygı temelinde şekillenecektir."

Prof. Dr. Aygün Attar
Türkiye-Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfı Başkanı

Kaynağa Git

İlgili Haberler