Prof. Dr. Ali Murat Kırık: "Sharenting, ebeveynlerin çocuklarına ait fotoğraf, video ve kişisel bilgileri sosyal medya üzerinden düzenli olarak paylaşması anlamına geliyor. İlk bakışta masum görünen bu davranış aslında çocuk adına kalıcı bir dijital kimlik oluşturuyor. Ebeveynler çoğu zaman sadece güzel bir anıyı paylaşmak isterken, farkında olmadan çocuklarının geleceğini ilgilendiren verileri internet ortamına bırakıyor. Dijital platformlar paylaşımları sadece arkadaşlara göstermiyor; aynı zamanda algoritmalar, yapay zekâ sistemleri ve veri işleme mekanizmaları tarafından analiz edilen büyük bir veri havuzuna dönüştürüyor. Dolayısıyla sharenting sadece bir paylaşım alışkanlığı değil, aynı zamanda dijital mahremiyet ve çocuk hakları açısından üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken yeni bir iletişim olgusu haline geldi.".
Prof. Dr. Ali Murat Kırık: Geçmişte aile albümleri sadece yakın çevreyle paylaşılan özel hatıralardı. Bugün ise sosyal medya sayesinde özel olan, kamusal hale geldi. Dijital çağ insanlara yaşadıkları anı sadece yaşamayı değil, aynı zamanda göstermeyi de öğretti. Beğeni, yorum ve görünürlük ihtiyacı iletişim alışkanlıklarımızı değiştirdi. Artık birçok kişi yaşadığı mutluluğu paylaşmadan tamamlanmamış hissedebiliyor. Bu dönüşüm bireysel olduğu kadar toplumsal bir değişimdir. Ancak paylaşım kültürü gelişirken mahremiyet kültürünün aynı hızla gelişmediğini görüyoruz. İşte asıl sorun da burada başlıyor.
Prof. Dr. Ali Murat Kırık: İnternete yüklenen her fotoğraf, video ve bilgi aslında çocuğun dijital ayak izinin bir parçası oluyor. Fotoğraftaki yüz, konum bilgisi, tarih, okul, yaşadığı şehir hatta kullanılan cihaz bilgisi bile farklı veri setleriyle eşleştirilebiliyor. Yapay zekâ sistemleri bu verilerden kimlik profilleri oluşturabiliyor. Bugün paylaşılan masum bir bebek fotoğrafı, gelecekte biyometrik tanımlama sistemlerinde, reklam algoritmalarında veya veri analizlerinde kullanılabilecek bir dijital iz bırakıyor. İnternette hiçbir veri tamamen kaybolmuyor. Silinse bile farklı platformlarda, arşivlerde veya ekran görüntülerinde yaşamaya devam edebiliyor.
Prof. Dr. Ali Murat Kırık: Günümüzde yapay zekâ destekli yüz tanıma teknolojileri birkaç fotoğraf üzerinden bile kişileri tespit edebilecek seviyeye ulaştı. Çocukların açık şekilde paylaşılan görüntüleri ileride sahte hesap açılmasından deepfake içerik üretimine, dijital kimlik hırsızlığından siber zorbalığa kadar birçok risk oluşturabiliyor. Özellikle doğum tarihi, okul bilgisi, yaşadığı semt gibi detaylarla birlikte yapılan paylaşımlar kötü niyetli kişilere ciddi avantaj sağlıyor. Siber güvenlik açısından en değerli veri artık şifreler değil, insanların kendileri haline geldi. Bu nedenle çocuk fotoğrafları da kişisel veri olarak değerlendirilmelidir.
Prof. Dr. Ali Murat Kırık: Çocukların kişisel verileri üzerinde karar verme hakları henüz gelişmediği için bu sorumluluk tamamen ebeveynlere düşüyor. Ancak iyi niyetle yapılan her paylaşım doğru paylaşım anlamına gelmiyor. Bir çocuğun gelecekte istemeyeceği görüntüleri bugün onun adına yayımlamak, dijital mahremiyet açısından tartışılması gereken önemli bir konudur. Bugün dünyada "dijital çocuk hakları" kavramı giderek daha fazla konuşuluyor. Çünkü çocukların sadece fiziksel değil, dijital ortamda da korunma hakkı bulunuyor. Ebeveynlerin burada kendilerine şu soruyu sormaları gerekiyor: "Bugün paylaştığım bu içerik çocuğum 20 yaşına geldiğinde hâlâ paylaşılmış olmasını ister miydi?"
Prof. Dr. Ali Murat Kırık: Bugünün bebekleri, dijital geçmişi doğmadan önce başlayan ilk nesil olarak büyüyor. Yıllar sonra üniversiteye başladıklarında, işe girdiklerinde ya da sosyal çevrelerinde kendileriyle ilgili binlerce fotoğraf ve videonun internette dolaştığını görmek psikolojik ve iletişimsel açıdan rahatsızlık oluşturabilir. Kendi kimliklerini oluşturmak isterken geçmişte ebeveynleri tarafından oluşturulmuş dijital kimlikle mücadele etmek zorunda kalabilirler. Bu durum hem mahremiyet duygusunu zedeleyebilir hem de aile içinde güven tartışmalarına yol açabilir. Dijital hafızanın unutmadığı bir çağda yaşıyoruz ve bunun etkilerini ilk kez bu nesilde göreceğiz.
Prof. Dr. Ali Murat Kırık: Dijital dünyadan tamamen uzak durmak gerçekçi bir çözüm değil. Önemli olan bilinçli ve ölçülü kullanımdır. Çocuğun tam yüzünü göstermemek, okulunu, adresini, rutinlerini ve konumunu paylaşmamak önemli bir güvenlik adımıdır. Hesapların herkese açık yerine sadece güvenilen kişilerle sınırlandırılması da riski azaltabilir. Ancak hiçbir yöntem yüzde yüz güvenlik sağlamaz. Benim önerim, paylaşım yapmadan önce "Bu içerik çocuğumun geleceğini olumsuz etkileyebilir mi?" sorusunu sormaktır. Eğer en küçük bir tereddüt varsa o paylaşımı yapmamak en doğru karardır. Dijital ebeveynliğin temel ilkesi paylaşmak değil, çocuğun haklarını korumaktır.
Prof. Dr. Ali Murat Kırık: Elbette ebeveynlerin çocuklarıyla gurur duyması, mutluluklarını paylaşmak istemesi son derece doğal ve insani bir duygudur. Bugünün dijital dünyasında bunu tamamen yasaklamak ya da herkesten aynı davranışı beklemek gerçekçi değildir. Burada mesele paylaşım yapmak değil; paylaşımın dozunu, içeriğini ve sonuçlarını doğru yönetebilmektir. Sosyal medya bir anı defteri değil, küresel bir yayın platformudur. Bu bilinçle hareket edildiğinde hem ebeveynler çocuklarının güzel anılarını yaşayabilir hem de onların geleceğini koruyabilir. Ben annelere ve babalara şu tavsiyede bulunuyorum: Çocuklarınızı büyütürken sadece fiziksel güvenliklerini değil, dijital itibarlarını da koruyun. Çünkü gelecekte çocuklara bırakacağımız en büyük miras sadece eğitimleri veya maddi imkânları değil, temiz ve güvenli bir dijital geçmiş olacaktır.