Beni tanıyan dostlarımın çok yakından bildiği gibi ben tatil sevmeyen birisiyim. Bir yazıda okumuştum, rahmetli Alparslan Türkeş‘e “Tatilde ne yaparsınız, yani işten güçten bunaldığınızda şöyle bir dinleneyim, biraz hayatın keyfini çıkartayım dediğiniz zamanlarda ne yaparsınız?” diye sorulduğunda, sanki bu soruya ben cevap vermişim gibi hissetmiştim. Merhum Türkeş “İşten güçten bunaldığımda, bunalmayacağım bir işle ilgilenirim” demişti.
Benim gibiler için işkolik de denebiliyor. Bu işkolikliğimden en çok eşim ve iki kızım etkilendi. Özellikle son yıllarda bayram ve tatil günlerinde onlarla zaman geçirmek yerine bir sosyal sorumluluk projesi için ya Anadolu’da bir şehre ya da Balkan coğrafyasında bulunmayı seçtim. Bundan dolayı eşim ve kızlarımdan öncelikle helallik istemeliyim. Biliyorum ve biliyorlar ki, yetişebildiğim tüm coğrafyada ihtiyaç sahibi bir çocuğun yüzünü güldürmek için çalıştım. Bu arada, ailemi ihmal ettiğimi ve onlardan da özür dilediğimi ifade etmeliyim. Sakın ‘Yaptıklarımdan pişman oldum, keşke yapmasaydım’ dediğim anlamı çıkmasın. Bunları yaparken ailemi ihmal etmemeliydim, ikisini de başarmalıydım, o anlamda diyorum.
Bu sosyal sorumluluk projeleri işlerinde birlikte hareket ettiğim arkadaş grubu oldukça yetenekli ve özverili bir gruptu. Zaman zaman gittiğimiz illere, hemşerileri olan iş insanı, siyasetçi veya muhtarlarını daha dahil ettik. Sanırım bugüne kadar 50 il gezmişizdir. Gittiğimiz yerlerde başta kadın kooperatifleri, muhtarlar, engelli dernekleri, şehit-gazi aileleri, kanaat önderleri gibi çok farklı toplum kesimlerini ziyaret ederken bir yandan da o ildeki ihtiyaç sahibi ilköğretim çağındaki çocuklara kışlık bot ve mont desteğini il, ilçe milli eğitim müdürlükleri ve muhtarlarla ortak çalışmalarımızla teslim ettik. Basına tek kare fotoğraf vermeden ‘İyilik iyidir’ diyerek yaptığımız bu projelere katkı sunan tüm destekçilerimize bu vesileyle yeniden teşekkür ediyorum.
Bu destek projelerinden birisini de Ağrı Doğubayazıt’ta gerçekleştirdik. Yine bilenler bilir Doğubayazıt çok özel ve çok güzel bir yer. Gerek tarihi güzellikleri gerek gastronomisi gerekse iş ve sermaye potansiyeli ile ülke ekonomisine katkısı bakımından her türlü övgüyü hak eden bu ilçemize 1-2 sene önce karlı bir kış gününde gitmiştik. Okullardaki ihtiyaç sahibi çocuklara ilçe milli eğitim müdürlüğünün de desteğiyle hediyeleri dağıttıktan sonra ilin merkezine geldik. Yemekten sonra Doğubayazıtlı dostlarımız, bizi biraz gezdirdikten sonra trafiğe kapalı ve adı kayyum değiştirmedikçe İsmail Beşikçi Caddesi olan trafiğe kapalı caddede alçak taburelerde çay içebileceğimiz bir çay ocağına götürdüler.
Saat akşam üzeri olmuştu. İyice yorulmuştuk. Biz sokaktaki alçak taburelerde oturup, dostlarla çay içerken biraz ilerimizde duran çöp aracının arkasında çöp toplamakla görevli bir işçi bize doğru yürüdü. Yüzündeki ifadeden yanımızdaki Doğubayazıtlı arkadaşları tanıdığını ve onlara selam vermek istediğini anlamıştım. Bize ilçeyi gezdiren arkadaşlar gelen çöp toplama işçisi ile beni tanıştırdı. Arkadaşlar hem İstanbul Büyükşehir Belediyesinde çalıştığımızı hem de belediye başkanımız sayın Ekrem İmamoğlu’nun bu tür çalışmalara olan desteğini bildiklerinden “İstanbul’dan Ekrem İmamoğlu‘nun dostları bizim ilçemizde bugün 2.500 ilköğretim öğrencisine kışlık bot ve mont dağıtmaya geldiler. Tüm gün çalıştık ve bitirdik. Şimdi de burada sohbet ediyoruz” diye bizleri takdim ettiler. Doğubayazıt Belediyesi Temizlik İşlerinde çalışan işçilerden biri. “Heval hoş geldiniz. Sarılmak ve teşekkür etmek de isterdim ama üstüm biraz kirli, ama ellerim temiz” deyip iş eldivenlerini çıkararak o sıcacık ve kuvvetli elini bana doğru uzattı. “Allah razı olsun. Umarım bir gün de sarılıp teşekkür edebilirim” dedi. Anladım ki çocukları kendisini hediyelerden haberdar etmiş bir babaydı. Arabanın arkasında çöp toplamak için bekleyen arkadaşları ona seslenince alelacele bize veda edip koşar adamlarla ve arkadaşlara Kürtçe bir şeyler söyleyerek araca yetişip bir müddet sonra gözden kayboldular. Biraz sohbetin ardından biz de oradan ayrıldık.
27 Mayıs 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönelik operasyonların birinde tutuklanıp Silivri Cezaevine gelişiminin ilk aylarıydı. Koğuşun sürgülü kapısı sertçe açıldı. “Yavuz Saltık’a avukat var” dediler. İlk günlerin şaşkınlığı ve heyecanı ile hemen giyinip infaz koruma memurunun peşine takıldım. Avukat görüşme odasına gelince tanımadığım, yaşlıca bir avukatın geldiğini gördüm. Dikkatlice avukata bakarken üstümü aradılar. Tanımaya çalışmama rağmen tanıyamamıştım. Görüşme odasına aklımda bir yığın soruyla girdim. ‘Kimdi? Niye geldi?’ Çünkü bazı avukatların belli amaçlarla tutuklu bazı arkadaşları ziyaret ettiğini gazetelerden okumuştum. Bunları düşünürken ‘Buyurun’ dedim. “Yavuz Saltık siz misiniz” dedi. ‘Evet benim. Siz kimsiniz’ dedim “adım şu” dedi. Durdum ‘İsim hafızam çok iyidir ama hatırlayamadım, affedin’ dedim. Bir müddet havadan sudan sohbet ettikten ve endişemin geçtiğini anladıktan sonra yukarıdaki hikayeyi o gün bot ve mont hediye edilmiş bir babanın gözüyle anlattıktan sonra, işte beni o kız çocuğunun babası gönderdi dedi. İsmini bilmediğim o kız babasının ağzından; elinin darlığından bir türlü kızının ihtiyacını karşılayamadığı bir dönemde Hızır gibi yetiştiğinizi, o gün üzerinde iş elbiseleri olduğundan teşekkürünü sarılarak yapamadığını, İstanbul Büyükşehir Belediyesine yapılan operasyonlardan birinde alınıp cevaevine koyulduğunuzu öğrendiğinde buna çok üzüldüğünü ve o gün yarım kalan teşekkürünü bugün bu şekilde etmek istediğini aktararak kendisini gönderenin o kız çocuğu babası olduğunu söyledi.
Sonrasında avukat bir şeyler daha söyledi ama hiç birini duymadım. Elimde tuttuğum dava evraklarının bir kısmı elimden düştü. Gözümden istem dışı boşalan yaşlar küçük avukat odasındaki kahverengi dikdörtgen masanın üstüne damladı.
O haldeyken ‘Tanıdım, yani hatırladım’ dedim. Doğubayazıtlı kardeşime sarılır gibi sarıldım avukat ağabeyimize. ‘Ona söyle lütfen selamını aldım’ diyebildim ancak. Avukat ayrıldıktan sonra 4 metrekarelik görüşme odasında ayakta öylece kala kaldım.
Ne güzeldi benim ülkemin insanları. Ne güzel şeydir iyilik ve ne güzel şeydir vefa ve unutulmamak. Hatırlanmak duygusu. Buradan da sesleniyorum Doğubayazıtlı kardeşime. Siz dostlarımın azını çok yokunu varsayarız. Sen de buraya geldin bana sarıldın saydım…
*Yavuz Saltık, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanı.