Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü ile ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Aslan açıklamasında, ırkçılığa, ayrımcılığa ve göçmen düşmanlığına karşı birleşme çağrısı yaptı.
“Dünya Mülteciler Günü’nü, savaşların, ırkçılığın, yoksulluğun gölgesinde karşılıyoruz”
20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nün savaşların, ırkçılığın, yoksulluğun ve son olarak da Dünya Kupası vize krizlerinin gölgesinde karşılandığını belirten Aslan; “İsrail’in Gazze Soykırımı sonucundan 2023’ten bu yana en az 70 bin kişi hayatını kaybetti, 170 binden fazla kişi de yaralandı. Abluka nedeniyle 10 binden fazla kişinin açlıktan öldüğü tahmin ediliyor. ABD’nin İran saldırında ise ABD ve İran kaynaklı veriler değişkenlik gösterse de binlerce kişinin yaşamını yitirdiği biliniyor. Öte yandan İsrail’in Lübnan’a karşı saldırıları devam ediyor. İsrail, tıpkı Gazze’de olduğu gibi Lübnan’da sivillerin yaşadığı alanlara saldırıyor. İran-ABD arasında imzalanan mutabakata rağmen İran’ın Lübnan’a dönük saldırılar nedeniyle masadan kalkması barışın sağlanamadığının son göstergesi” dedi.
“Mültecilik kader haline getirilmek isteniyor”
Günden güne savaş bütçesini katlayan NATO üyesi ülkelerinin, yeni bir hazırlık içinde olduklarının sinyalini verdiğinin zaltını çizen Aslan; “Halkların en temel haklarından kesilip savaş sanayine ayrılan bütçeler, özellikle mültecilerin kazanılmış haklarına saldırılar geniş hak ihlallerine yol açıyor. 7-8 Temmuz tarihinde Ankara’da toplanacak NATO Zirvesi öncesi Ankara halkına adeta bir sıkıyönetimi reva gören Saray rejimi ve diğer üye devletler; NATO eliyle yeni savaşlara göz kırpıyor, mülteciliği kader haline getirmek istiyor” ifadelerine yer verdi.
“Mültecilere yönelik düşmanlık devletler eliyle yaygınlaşıyor”
Avrupa Birliği’nin (AB) ise yeni Göç ve İltica Paktı’nı “daha güvenli sınırlar, hızlı prosedürler ve dayanışma” gibi süslü ifadeler insanlık dışı uygulamalarını makyajladığını vurgulayan Aslan şunları söyledi; “Zira bu paktla birlikte mülteci hakları artık gündem maddesi olmaktan çıkarılıyor. ‘Çekirdek Avrupa’ etrafında örülen teknolojik ve askeri duvarlar; gözetleme sistemleri, dikenli teller ve özel güvenlik şirketleriyle tahkim edilen ‘Kale Avrupa’ modeli tahkim ediliyor. ‘Güvenli üçüncü ülke’ kılıfıyla Türkiye, Tunus ve Fas gibi ülkeler birer tampon bölgeye dönüştürülürken; AB, ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü elekten geçirip ‘yük’ olarak gördüğü mültecileri para karşılığında bu ülkelere hapsetmeyi hedefliyor. Bu gelişmelere paralel mültecilere yönelik düşmanlık da artmaya devam ediyor, devletler eliyle yaygınlaşıyor.”
“Dünya Kupası’ndaki vize krizleri ABD’nin ırkçı ve ayrımcı politikalarının yansıması”
Tüm dünyanın gündeminde yer alan FIFA Dünya Kupası’nın da ABD’nin vize krizleriyle gündemde olduğuna dikkat çeken Aslan; “Afrika ve Ortadoğu’dan turnuvaya katılan takımlarının heyetlerinde yer alan kişilerden oyuncuların yakınlarına; vize alamayanlar, saatlerce havalimanında sorguya çekilen futbolcular dünya gündeminde yer edindi. Milli takım futbolcularına, teknik heyet personellerine “kaçakçı” muamelesi yapılması ABD hükümetinin ırkçı ve ayrımcı politikalarının bir yansıması olarak kayda geçti. ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) polisleri yıl boyunca “mülteci avına” çıkarak mültecileri doğrudan hedef aldı” dedi.
“Irkçılık barbar kapitalist düzenden kaynaklanıyor”
Ülke iktidarlarının bu tür politikalarının mültecilere yönelik provokasyonlara da zemin hazırladığına ifade eden Aslan; “Örneğin bir önceki genel seçim döneminde Türkiye’nin pek çok yerinde mültecilere yönelik saldırılar artış göstermişti. Bu haziranın ikinci haftasında da Kuzey İrlanda’nın başkenti Belfast’ta ırkçı provokasyonlar saldırıya, saldırılar lince dönüştü. Saldırılarda bir Türk berberin dükkanı ateşe verildi. Türkiye’de Suriyelilere dönük ırkçılık ile Kuzey İrlanda’da Türkiyelilere yönelik ırkçılık aynı çürümüş, kokuşmuş, barbar kapitalist düzenden kaynaklanıyor” dedi.
“Mülteciler, sigortasız, güvencesiz asgari ücretin yarısına mahkum ediliyor”
Türkiye’de sendikasızlık işçi sınıfının başat sorunları arasında yer alırken mültecilerin ayrıca sigortasız, güvencesiz asgari ücretin yarısına mahkum edildiğini belirten Aslan; “İSİG Meclisi verilerine göre 2025’te Türkiye’de en az 2105 işçi iş cinayetinde yaşamını yitirirken hayatını kaybedenlerin en az 91’i mülteci işçiydi. Avrupa Birliğinden, Birleşmiş Milletlerden ayrı ayrı fon alarak mültecilerin koşullarının iyileştireceğini iddia eden Saray rejimi, 2026 Türkiye’sinde mülteci işçilerin sendikasız, sigortasız çalıştırılmasına ve düşük ücrete mahkum edilmesine müsaade ediyor. Mülteciler/göçmenler seyahatten sağlığa, eğitimden sosyal yaşama en temel birçok insani haktan mahrum yaşamaya devam ediyor. Sınır dışı tehdidi ile işle ev arasına sıkıştırılan mülteciler için Geri Gönderme Merkezleri cezaevlerine ve hatta yer yer işkence merkezlerine dönüşüyor” ifadelerine yer verdi.
“Kurtuluş birlikte mücadeleden geçiyor”
Tüm bu karanlık tablonun karşısında, Türkiye’de ve dünyada tüm işçi sınıfının kaderinin ortak olduğunun altını çizen Aslan şunlüro söyledi; “İnsanca çalışmak, insanca yaşamak her insanın en doğal hakkıyken milyonlarca insanın bu haktan mahrum bırakılması kapitalizmin dünyayı bugün getirdiği noktanın somut sonuçlarıdır. Tüm dünya emekçilerinin ve halkların kurtuluşu, işçi sınıfı ve halkların enternasyonal birliği, dayanışması ve mücadelesiyle mümkündür. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla bütün ülkelerin sömürülen işçilerine ve ezilen, ayrımcılığa uğrayan halklarına birleşme çağrısı yapıyoruz.”