Ana içeriğe geç

Usta ekonomist ABD-İran için '3 senaryo var' dedi en güçlüsünü de açıkladı

ABD-İran çatışması küresel ekonomide dengeleri alt-üst ederken, barış anlaşması piyasaları sakinleştirdi. Ancak bu her şeyin bittiği anlamına gelmiyor.

Usta ekonomist ABD-İran için '3 senaryo var' dedi en güçlüsünü de açıkladı
Halk TV
16

Eski Hazine Müsteşarı Usta iktisatçı Dr. Mahfi Eğilmez, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasındaki askeri ve diplomatik satrancın küresel piyasalardaki bilançosunu analiz ettiği yazısında 3 senaryoyu açıkladı.

Usta ekonomiste göre; petrol fiyatlarının fırlamasıyla kasasını dolduran Rusya ve sessizce gücünü tahkim eden Çin masadan kazançlı çıkarken, Türkiye ise yüksek enerji faturası nedeniyle derin bir ekonomik baskıyla baş başa kaldı.

Uluslararası ilişkilerde ve finans piyasalarında kartların yeniden dağıtılmasına yol açan Ortadoğu merkezli askeri gerilimin ekonomik bilançosu netleşiyor.

Kendine ait internet platformunda geniş kapsamlı bir analiz yayımlayan usta ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez, "Hürmüz Krizinin Kazananları ve Kaybedenleri" başlığı altında kaleme aldığı inceleme yazısında, İran ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki çatışma ikliminin küresel ekonomiler üzerindeki çok katmanlı etkilerini masaya yatırdı.

Eğilmez, Hürmüz Boğazı'nda meydana gelen büyük krizin yalnızca petrol taşımacılığı yapan tankerlerin geçiş rotalarını değil, küresel güç dengelerini de kökten sarstığını vurguladı. Bugün finans ve siyaset dünyasında tartışılması gereken asıl sorunun kimin askeri olarak daha güçlü olduğu değil, kimin süreçten daha fazla siyasi, ekonomik ve stratejik fayda sağladığı olduğunu belirten Eğilmez, geride kalan zaman diliminde ortaya çıkan karmaşık tabloyu aktardı.

İRAN: YIKIMA RAĞMEN MASAYA OTURMAYI BAŞARDI

Medyaya yansıyan askeri operasyonlar, ağır ambargolar ve yüksek ekonomik maliyetler sebebiyle İran yönetiminin kriz süresince çok ağır bedeller ödemek zorunda kaldığına dikkat çeken Eğilmez, madalyonun diğer yüzünde Tahran idaresinin küresel baskılara tamamen teslim olmadığını belirtti. Usta ekonomist, İran'ın yürütülen uluslararası müzakere masasında temel bir aktör olarak konumunu korumayı bildiği değerlendirmesinde bulundu.

Eğilmez, eğer 19 Haziran tarihinde yapılması planlanan nihai anlaşma beklentilere uygun olarak resmi imzadan geçer ve İran'ın petrol ihracat kanallarında yeniden bir gevşeme sağlanırsa, Tahran'ın uzun süredir boğuştuğu ekonomik ambargoların bir kısmını hafifletme şansı yakalayacağını ifade etti. Sızan taslak metinlerde; yaptırım muafiyetlerinin tanınması, serbest petrol satışına izin verilmesi ve uluslararası bankalarda dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması gibi kritik başlıkların masada olduğunu aktaran Eğilmez, bu yasal gerekçeler nedeniyle İran'ın, askeri ve mali açıdan ciddi zararlar görmüş olsa da siyasal düzlemde tamamen mağlubiyete uğramış bir ülke görüntüsü vermediğini kaydetti.

ABD: CİDDİ İTİBAR KAYBI

Kriz dönemi boyunca dünya kamuoyunun önüne çıkan genel tablonun, Washington idaresinin bölgedeki tüm jeopolitik gelişmeleri kendi şahsi çıkarları doğrultusunda tek başına yönlendiremediğini gösterdiğini savunan Eğilmez, yaşanan bu durumun, özellikle Batılı müttefikler arasında ABD'nin küresel caydırıcılık kapasitesine ilişkin derin soru işaretlerini beraberinde getirdiğini vurguladı.

Mutabakat başarıyla hayata geçirilse ve Hürmüz Boğazı yeniden ticari gemiler için güvenli koridor haline gelse bile, ABD'nin uluslararası arenada yaşadığı itibar erimesini kısa vadeli bir süreçte tamamen telafi etmesinin pek mümkün görünmediğini belirten Eğilmez, bu yapısal zafiyetin sadece küresel ölçekte değil, ülke içindeki iç siyasi dengelerde de yüksek sesle sorgulandığına işaret etti.

Savaş boyunca yukarı fırlayan küresel enerji fiyatlarının yerel enflasyon üzerindeki yıkıcı etkisinin, Trump yönetimine yönelik eleştiri oklarının dozunu iyice artırdığını ifade eden Eğilmez, bu bağlamda ABD'nin, krizin nihayetinde askeri bakımdan olmasa bile, siyasal saygınlık ve küresel algı yönetimi açısından en fazla kayıp yaşayan başat aktör olduğunun netlikle ifade edilebileceğini dile getirdi.

İSRAİL: ASKERİ HEDEFLER İLE SİYASI SONUÇLAR ARASINDA

İsrail yönetiminin süreç boyunca İran'ın bölgesel ağını ve askeri nüfuz alanını tamamen sınırlandırmayı temel hedef olarak belirlediğini hatırlatan Mahfi Eğilmez, fakat günün sonunda ortaya çıkan mevcut diplomatik dengenin, İran'ın uluslararası sistemden tamamen izole edilemediğini ve küresel müzakerelerin tam merkezindeki ağırlıklı yerini koruduğunu açıkça kanıtladığını yazdı. Bu sebeple usta ekonomist, İsrail'in sahada bazı taktiksel ve askeri kazanımlar elde ettiği iddia edilebilse dahi, uzun vadeli stratejik ve siyasi amaçlarına ulaşmaktan son derece uzak kaldığının görüldüğü tescilini yaptı.

RUSYA: KRİZİN EKONOMİK KAZANANI

Moskova cephesinde ise finansal göstergelerin oldukça olumlu bir seyir izlediğini belirten Eğilmez, kriz dönemi boyunca uluslararası emtia borsalarında yukarı yönlü hareket eden ham petrol fiyatlarının, Rusya'nın enerji ihracatından elde ettiği gelirleri çok güçlü bir şekilde desteklediğini kaydetti.

Bunun yanı sıra, dünya medyasının ve küresel diplomasinin odağının yeniden Orta Doğu hattına kaymasının, Rusya üzerindeki uluslararası siyasi baskıların bir kısmının arka plana itilmesine zemin hazırladığına dikkat çeken Eğilmez, Rusya'yı Ukrayna Savaşı nedeniyle sert şekilde eleştiren çok sayıda batılı devlet ve uluslararası analistin, bu süreçte eleştirilerinin büyük bir bölümünü İran'la doğrudan sıcak çatışma riskine giren ABD yönetimine yönelttiğini aktardı. Ancak usta iktisatçı, 19 Haziran’da imzalanması beklenen ABD-İran mutabakatının başarıyla sonuçlanması ve İran petrolünün resmi olarak küresel piyasalara geri dönmesi durumunda, Rusya'nın elde ettiği bu maddi avantajın yavaş yavaş ortadan kalkacağı öngörüsünde bulundu.

ÇİN: SESSİZ VE DERİNDEN

Çin ekonomisinin, Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol ve gaz sevkiyatına göbekten bağımlı olan en büyük küresel güçlerin başında geldiğini hatırlatan Eğilmez, bu yapısal bağımlılık nedeniyle yaşanan askeri krizin, Pekin yönetimi açısından çok ciddi bir enerji arz güvenliği riski doğurduğunu belirtti.

Fakat Çin idaresinin aynı zamanda bu tehlikeli süreçten stratejik dersler çıkarmayı da ihmal etmediğini vurgulayan Eğilmez, Pekin'in; kendi enerji tedarik rotalarını çeşitlendirme, alternatif küresel ticaret koridorları inşa etme ve ABD merkezli tek taraflı güvenlik düzenine karşı alternatif küresel mekanizmalar üretme hususunda çok somut ve radikal adımlar attığına işaret etti. Bu nedenle usta ekonomist, kriz süresince ismi en az zikredilen ama uzun vadeli projeksiyonlarda en fazla stratejik ve finansal kazanç sağlayan ülkenin Çin olduğu yönündeki iktisadi değerlendirmelerin her geçen gün güç kazandığını altını çizerek belirtti.

TÜRKİYE: EKONOMİK BASKI, STRATEJİK DEĞER

Eğilmez, Türkiye'nin küresel pazarlardaki diğer net petrol ithalatçısı ekonomiler gibi yüksek seyreden enerji fiyatlarından doğrudan ve son derece olumsuz bir biçimde etkilendiğini teşhis etti. Sınır ötesinde fırlayan enerji maliyetlerinin, iç piyasadaki manşet enflasyon verileri ve dış ticaret dengesi üzerinde çok ağır bir baskı unsuru oluşturduğunu belirten usta ekonomist, ancak madalyonun diğer yüzünde, Türkiye'nin küresel bir enerji koridoru, lojistik bir üs ve vazgeçilmez bir diplomatik ara bulucu olarak stratejik öneminin bir kat daha arttığını kaydetti.

Eğilmez'e göre, bölgedeki askeri ve siyasi gerilim tırmandıkça, Türkiye'nin jeopolitik değeri de küresel aktörlerin gözünde o nispette görünür ve kritik hale geldi.

19 HAZİRAN SONRASI PETROL FİYATLARI NEREYE GİDEBİLİR?

Finansal piyasalar ve emtia borsalarının şu anki süreçte barış anlaşmasının imzalanma olasılığını çok büyük oranda satın almış durumda olduğunu bildiren Eğilmez, son günlerde ham petrol fiyatlarının savaş döneminde ulaştığı zirve seviyelerden geriye doğru çekilmesinin temel gerekçesini de bu diplomatik beklentinin oluşturduğunu yazdı. Brent petrolün uluslararası piyasalarda yaklaşık 79 dolar/varil fiyat seviyesinden işlem görmeyi sürdürdüğünü hatırlatan usta iktisatçı, bu kritik aşamada küresel piyasalar için üç temel senaryonun masada bulunduğunu belirtti:

Anlaşma Başarılı Olursa: Hürmüz Boğazı kademeli bir takvimle tamamen gemi geçişine açılır, İran petrolü küresel piyasaya geri döner, uluslararası sigorta ve deniz taşımacılığı maliyetleri hızla aşağı çekilir. Bu olumlu senaryoda Brent petrolün varil fiyatının 70-80 dolar bandında istikrara kavuşması beklenebilir.

Anlaşma İmzalanır Ama Uygulama Zorlanırsa: Hürmüz teknik olarak açılsa bile ticari gemi trafiği çok yavaş döner, bölgedeki güvenlik riskleri ve sigorta primleri yüksek kalmaya devam eder, İran petrolü piyasaya beklenenden çok daha yavaş bir tempoda giriş yapar. Bu durağan senaryoda fiyatların 80-90 dolar bandında takılı kalması olasıdır. Piyasa analistleri, ticari akışta tam normalleşmenin sağlanmasının aylar sürebileceğini not ediyor.

Anlaşma Çökerse: Bölgesel gerilim yeniden tırmanışa geçer, Hürmüz Boğazı çevresinde yeni askeri riskler ve sabotaj korkuları baş gösterir, küresel enerji arzuna yönelik endişeler piyasayı kaplar. Böyle bir kriz senaryosunda petrolün varil fiyatının yeniden 100 dolar sınırının üzerine fırlaması şaşırtıcı olmayacaktır.

Eğilmez, Trump’ın her an ani bir kararla fikir değiştirebileceği yönündeki siyasi risk faktörünü bir kenara bırakırsak, bu üç ihtimal arasından ilkinin yani barışçıl senaryonun gerçekleşme olasılığının piyasalarda daha güçlü bir seçenek olarak kabul gördüğünü aktardı.

ASIL KAZANAN KİM?

Bugünkü genel iktisadi tabloya bütüncül olarak bakıldığında; finansal ve ekonomik açıdan en yüksek kazancı elde eden ülkenin Rusya, stratejik ve jeopolitik açıdan en kalıcı kazanımı hanesine yazdıran gücün ise Çin olduğunun netlikle söylenebileceğini ifade eden Dr. Mahfi Eğilmez, yazısını şu net bilanço ile tamamladı:

"İran yönetimi, maruz kaldığı tüm ağır askeri ve mali baskılara rağmen uluslararası uzlaşı masasındaki yerini ve diplomatik ağırlığını koruyarak, sürecin kaybeden tarafı olarak ilan edilemeyecek bir konuma yerleşmiştir. Türkiye ise yüksek enerji faturalarının getirdiği ağır ekonomik maliyetlerle ve enflasyon baskısıyla yüzleşmek zorunda kalırken, jeopolitik önemini ve diplomatik ağırlığını artırmayı başarmıştır. İsrail umduğu askeri ve siyasi sonuçları bütünüyle elde edemediği gibi, çok ciddi bütçe maliyetleriyle karşı karşıya kalmıştır. ABD ise uluslararası algı yönetimi, küresel liderlik imajı ve siyasal itibar kategorilerinde krizin en fazla kayıp yaşayan ve zemin kaybeden ülkesi olmuştur."

Kaynağa Git

İlgili Haberler