Kapsamlı olduğu iddia edilen bir ekonomi programı uygulanırken, ekonomi dışındaki gelişmeler nedeniyle döviz kuru, risk primi ve piyasa faizi artıyor, tepki olarak hem politika faizini yükseltmek hem de döviz satmak zorunda kalınıyorsa, uygulanan programda önemli sorunlar var anlamına gelir.
Gelin 2004’e gidelim. 2001 krizinden hemen sonra uygulamaya konulan güçlü bir ekonomi programı var. Program istikrarı sağlamak üzere sadece para ve maliye politikasına dayanmıyor. Onlar elbette mevcut ama çok önemli başka unsurlar da var. Kapsamlı bir bankacılık sektörü reformu yürürlüğe konulmuş. Uluslararası iyi örneklerden yola çıkılarak yeni bir ihale yasası yapılmış. Merkez Bankası yasası değiştirilerek, Merkez Bankası’nın Hazine’ye kredi açması yasaklanmış. Temel amacı olarak enflasyonla mücadele etmesi hükmü getirilmiş ve bu çerçevede politika faizi kararını serbestçe alacağı belirtilmiş. Başkanın görevden alınması son derece zorlaştırılmış. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu işler hale gelmiş. Tarımdan ulaştırmaya kadar bir dizi yapısal değişikliğe gidilmiş. Üstüne üstelik Avrupa Birliği süreci rayına girmiş.
Bunların bir sonucu olarak 2002 başında yüzde 73’e yükselen enflasyon, Şubat 2004’te tek haneye düşmüş. Ekonomi yüksek bir oranda büyümeye başlamış. Bankacılık sektörü üç yıl önce batmanın eşiğine gelmişken, artık oldukça güçlenmiş vaziyette. Kamunun borcu ve borçlanma faizi keskin biçimde düşme, borçlanma vadesi ise uzama sürecinde. Dış borcun döviz gelirlerine oranı azalıyor.
Başarısını iki yılda kanıtlamış çok güçlü bir ekonomi programı var
2004’ün bahar aylarında birden uluslararası piyasalar karışıyor. Temel nedenlerinden biri ABD Merkez Bankası’nın (Fed’in) keskin biçimde faiz artırma sürecine gireceği beklentisi. Türkiye ve benzeri ülkelerden sermaye çıkışı yaşanıyor. Birden risk primi ve döviz kuru sıçrıyor, lira cinsinden tahvil ve kredi faizleri artıyor. Bu üç değişkenin 2004’ün ilk yarısındaki günlük hareketleri iki ayrı grafikte gösteriliyor. Birkaç örnek: Gösterge Hazine tahvilinin faizi Nisan başında yüzde 21,4. 11 Mayıs’ta yüzde 31,1’e sıçrıyor. Bir buçuk ayda 10 puan artış. Euro ve dolardan oluşan döviz sepeti kuru 2,88’den 3,42’ye yükseliyor: Yüzde 19 artış. O aylarda yıllık enflasyonun yüzde 7,4 civarında gezindiğini hatırlatırım. Dolayısıyla hem kur hem de faiz artışı çok yüksek.
Peki, bu gelişmelere tepki olarak Merkez Bankası politika faizini yükseltip döviz satıyor mu? Hayır, ne politika faizi yükseltiliyor ne de döviz satışı yapılıyor. Arkasında yatan düşünce şu: Başarısını iki yılda kanıtlamış çok güçlü bir ekonomi programı var. Üstelik Avrupa Birliği’ne tam üyelik süreci olumlu bir hava estiriyor. Bu koşullar altında eninde sonunda güçlü ekonomik temellerin galip geleceği, böylelikle döviz kurunun ve faizin eski düzeylerine dönecekleri değerlendirmesi yapılıyor. Nitekim yılın ikinci yarısında her ikisi de düşmeye başlıyor. Eylül 2004’te Merkez Bankası politika faizini yüzde 22’den yüzde 20’ye, Aralıkta ise yüzde 18’e düşürüyor! Politika faizi ile gösterge faizin hareketleri üçüncü grafikte yer alıyor. Mart 2006’ya gelindiğinde sepet kuru 2,9’a iniyor. Gösterge faiz ise yüzde 16,1 düzeyinde.
Kıssadan hisse: Bir ekonomi programının ne derece sağlam olduğunu anlamak için yerli paraya güven olup olmadığına bak. Güven yoksa ve bu nedenle her şokta döviz rezervini eritmek ve faiz artırmak zorunda kalıyorsan, suçu şoklarda değil programda ara.