Ana içeriğe geç

Sovyet deneyimine serinkanlı bir bakış

H. Selim Açan, Bilince Dönüşen Zorunluluk kitabında bir tarih okuması yapmayı amaçlıyor.

Sovyet deneyimine serinkanlı bir bakış
Evrensel
16

Kitapçılar Sovyetler Birliği deneyimi hakkında yazılan kitaplarla dolu. Fakat pek azı dişe dokunur bir niteliğe sahip. Yazarların büyük bir bölümü ‘Her türlü kötülüğün Joseph Stalin döneminde başladığını’ öne sürerek Sovyetler Birliği hakkında yeterli bir değerlendirme yapılabileceğini düşünüyor. ‘Kişi kültü’ ya da ‘totalitarizm’ gibi kavram setleriyle hareket eden bu tür yazarlar bilinçli ya bilinçsizce antikomünist burjuva-liberal literatürün bakış açısını benimsiyor.

Daha azınlıkta olmak kaydıyla diğer bir kesimse ana akımlaşan bu görüşe haklı bir tepkiyle meseleye yaklaşıyor. Bazen bu durum, kaderci bir fanatizme evrilip ‘Yapılan her şeyin eksiksiz ve doğru olduğu’ ön kabulünün yerleşmesine de sebep olabiliyor.

H. Selim Açan Bilince Dönüşen Zorunluluk (1) kitabında her iki yaklaşımla mücadele ederek bir tarih okuması yapmayı amaçlıyor. Friedrich Engels’in “Özgürlük, zorunlulukların bilincine varmaktır” sözüne atıfla yazdığı kitabında Sovyetler Birliği’nin özellikle erken dönemlerine odaklanarak ideolojik ve politik yönden ‘doğru bilinen yanlışları’ masaya yatırıyor.

Örneğin sık sık Stalin’e atfedilen ve Sovyetlerin yıkılmasında yegane neden olarak görülen ‘tek ülkede sosyalizm’ konusunu ele alırken önce meselenin teorik arka planını tartışıyor. Yaygın inanışa karşın tek ülkede sosyalist inşanın gerektiğinde mümkün olabileceği fikrinin Lenin’e uzanan köklerini açıklıyor. 1920’lerde Sovyet liderliğindeki seçenekleri ve somut koşulları hesaba katarak “Stalin’in temsil ettiği tek ülkede sosyalizmi inşa yönelimi o tarihsel koşullarda izlenebilecek tek devrimci strateji ve yöntemdi” çıkarımını yapıyor.

Açan, “O kritik tarihsel kavşakta Stalin’in temsil ettiği çizgi ve yönelim değil de Zinovyev-Kamenev kliği etkin olsaydı şayet, sonraki kuşaklara mensup Marksistler olarak biz yıllardır neyi tartışıyor olurduk?” gibi bir spekülatif ancak gerekli bir soruyu “Doğruları kadar yanlışlarıyla bir sosyalist inşa ve ondan geriye dönüş deneyimini mi yoksa bir dizi badireyi atlattıktan sonra iktidar hâlâ elindeyken sırf Avrupa’nın gelişkin kapitalist ülkelerindeki devrimlerin yardımına gelmemiş olmasının paniğiyle kendi elleriyle kapitalizmi inşaya yönelip sonra da iktidardan alaşağı edilen bir tarihsel başarısızlık deneyimini mi?” sözleriyle yanıtlıyor.

İdealize etmekten kaçınıyor

Değerli olan kısım Açan’ın tartıştığı konularda Stalin dönemi liderliğini idealize etmekten kaçınıyor oluşu. Mesela tüm suçu Stalin sonrası dönemde ortaya çıkan revizyonizme kestirip atmadan önce bu geçişin neden itirazsız bir şekilde yaşanmış olduğunu sorguluyor. Kişilere indirgemeden revizyonist bozulmanın köklerini daha öncelerde aramaya çalışıyor.

Bu da okuyucuya ‘iyi’ ve ‘kötünün’ net çizgilerle ayrıldığı bilimsellikten uzak bir metinden ziyade daha ‘gerçek’ fikirleri düşünme fırsatı veriyor. Açan’ın kullandığı Belinski alıntısı, bu yaklaşımını özetler nitelikte: “Bir görüş ne kadar tek yanlı olursa o kadar çoğunluk için kabul edilir hale gelir, çoğunluk iyinin hep iyi, kötünün de hep kötü olmasını sever ve aynı maddenin kendinde hem iyi hem de kötü olanı bulundurmasını duymak bile istemez.”

Belinski’nin sözleri, düalist indirgemecilikten kaçarken hoş laf cambazlıklarıyla orta yolculuğa savrulma tehlikesini içerisinde barındırıyor. Açan ise kendi seçtiğimiz Marksizmi kurmak için işimize gelen sözleri Marx veya Engels’ten cımbızlamaktansa yeri geldiğinde ucu sivri çıkarımlar yapmaktan geri durmayarak bu tuzağa düşmüyor.

‘Tek ülkede sosyalizm’ meselesi kitapta işlenen sorulardan sadece bir tanesi. Sovyet deneyiminin farklı açılarından antikomünist propagandaların bulandığı sulara pek çok tartışma net bir dille berraklaştırılmaya çalışılıyor.

Bunu başarabilmesindeki en büyük neden herkesin bildiği ancak çoğu zaman gözden kaçırdığı zamansal bakış açısını göz ardı etmemesi. Biz bugün başı ve sonu belli bir zaman dilimine bakarak Sovyetleri değerlendiriyoruz. Hatta neyin ‘imkanlı’ neyin ‘imkansız’ olduğunu konuşurken dahi çoğu zaman bu deneyimi referans alıyoruz. “Peki Bolşevikler neyi referans alıyordu?” sorusunu şöyle yanıtlıyor Açan: “Bozulma ve hataların çoğu elbette belirlenen politikalardan ya da politikaların uygulanması sırasında sergilenen pratikten kaynaklıdır. Sovyet Bolşeviklerinin önünde ders alabilecekleri bir tarihsel örnek olmayışının payı büyüktür. Onlar yollarını bir anlamda koşulların izin verdiği sınırlar içinde deneme-yanılma yoluyla, sık sık kendi hatalarından öğrenerek açmak zorunda kalmışlardı”

Sonuç olarak Açan’ın bu çalışması, okuru Sovyetler hakkında basmakalıp yargılardan uzaklaştırarak asıl meselenin ‘reddiye’ ve ‘kayıtsız savunu’ ikileminden kurtulmak olduğunu gösteriyor. Kitapta basit çıkarımlar yerine serinkanlı bir analiz laf kalabalığına boğulmadan işleniyor. Okuyucuyu çok yönlü düşünmeye davet eden Açan’ın eseri, kitapta işlenen konular haricinde de bir bakış açısı kazandırdığı için ayrıca kıymetli.

(1) Sel Yayıncılık, 2021

Yazar: H. Selim Açan,
Yayınevi: Sel Yayıncılık,
159 sayfa

Kaynağa Git

İlgili Haberler