Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies - IISS) tarafından yayımlandığı öne sürülen kapsamlı bir rapor, Avrupa güvenlik mimarisini doğrudan ilgilendiren son derece ciddi iddiaları gündeme taşıdı. Telegraph’ta yer alan habere göre raporda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yaptırımlar nedeniyle ‘gizli filo’ olarak bilinen petrol tankerleri ağını kullanarak, Avrupa genelinde NATO’ya ait kritik askerî tesisler ve nükleer altyapılar üzerinde insansız hava aracı (İHA) operasyonları yürütmüş olabileceği iddia edildi. Rapordaki detaylar oldukça ilgi çekici...
İNGİLTERE’DEKİ ABD ÜSLERİ Mİ HEDEF ALINDI?
Raporun en dikkat çekici bölümlerinden biri, İngiltere’de ABD’nin kullandığı askerî üslerin hedef alındığı iddialarına yer veriyor. Suffolk bölgesinde bulunan ve nükleer silah konuşlandırmaya hazırlandığı belirtilen RAF Lakenheath üssü, insansız hava araçlarının hava sahasını ihlal ettiği merkezlerden biri olarak gösterildi.
Aynı dönemde RAF Mildenhall, RAF Fairford ve RAF Feltwell üslerinin de benzer İHA faaliyetlerine maruz kaldığı öne sürüldü. İddialara göre bu olayların yaşandığı süreçte, İngiltere’nin Hull Limanı açıklarında yaptırımlar kapsamında bulunan bir Rus tankerinin demirli olduğu ve İHA’ların bu gemiden fırlatılmış olabileceği değerlendirildi. Yetkililerin o dönem saldırıların kaynağına ilişkin kesin bir açıklama yapmaktan kaçındığı, olayların kamuoyunda ise sınırlı şekilde ele alındığı hatırlatıldı.

AVRUPA GENELİNE YAYILAN ŞAŞIRTICI FAALİYETLER
İlginç olan ise iddiaların yalnızca İngiltere ile sınırlı olmaması… Raporda Fransa, Belçika, Hollanda, Almanya, İrlanda ve İskandinav ülkeleri dahil olmak üzere 13 ülkede askerî üsler, havaalanları ve kritik altyapı tesisleri üzerinde İHA hareketliliği tespit edildiği belirtiliyor.
Fransa’nın Bretanya bölgesinde yer alan ve ülkenin nükleer caydırıcılık kapasitesinin önemli bir bölümünü barındırdığı ifade edilen Île Longue (Fransız Donanmasının nükleer enerjili ve balistik füze taşıyan denizaltı filosunun (SSBN) ana konuşlanma noktası) hedef alınan noktalar arasında gösterildi. Belçika ve Hollanda’daki nükleer silah barındıran NATO hava üslerinin de benzer faaliyetlere maruz kaldığı iddia edildi.
Analistlere göre, söz konusu İHA hareketleri ile aynı zaman dilimlerinde bölgede yaptırım kapsamındaki Rus tankerlerinin bulunması arasında dikkat çekici bir korelasyon bulunuyor.

RUSYA’NIN ‘HAV DOLPHIN’ ADLI TANKER GEMİSİ DE OLAYLARLA İLİŞKİLENDİRİLİYOR! ÖZELLİĞİ NEDİR?
Raporun en tartışmalı iddialarından biri, Rusya’nın yaptırımlardan kaçınmak için kullandığı petrol tankerleri ağının, aynı zamanda İHA operasyonları için mobil platformlar olarak kullanıldığı yönünde. Özellikle Rusya’nın ‘Hav Dolphin’ adlı tanker gemisinin birçok olayla ilişkilendirildiği ileri sürülüyor.
Geminin, 2024 ile 2025 yıllarında Almanya ve Hollanda’daki askerî tesisler üzerinde görülen İHA faaliyetleriyle bağlantılı olabileceği, hatta gece saatlerinde uzun menzilli İHA’ların bu gemiden havalanmış olabileceği iddia edildi.
Ayrıca Aralık 2025’te Fransız denizaltı üssü yakınlarında gerçekleştiği öne sürülen bir İHA olayında da aynı geminin bölgede bulunduğu, buna ek olarak başka yaptırım altındaki Rus gemilerinin de operasyon alanına yakın konumlandığı belirtildi. Uzmanlar, bu platformların ‘STC Orlan-10’ benzeri uzun menzilli, çok amaçlı İHA sistemlerini taşıyabilecek kapasitede olabileceğini öne sürüyor. Bu İHA’ların 300 kilometreyi aşan menzilleri sayesinde deniz platformlarından kalkış yaparak NATO hava sahasında keşif faaliyetleri yürütebileceği değerlendiriliyor.
‘RUSYA BURADA BİR HİBRİT SAVAŞ STRATEJİSİ KULLANIYOR DİYEBİLİRİZ’
Peki, Rusya açısından bu tabloyu taktiksel bir gözetleme ve caydırma faaliyeti mi, klasik bir istihbarat faaliyeti mi yoksa giderek kurumsallaşan bir ‘hibrit savaş’ stratejisinin parçası olarak mı değerlendirmek gerekiyor?
İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Murat Jane, bu soruma 2014 sonrası Kırım’ın ilhak süreciyle birlikte uluslararası sistemde yeniden gündeme gelen ‘ikinci soğuk savaş’ tartışmalarını değinerek, şu şekilde cevapladı:
“Kırım ilhak sürecinden sonra uluslararası sistemde ikinci soğuk savaş tartışmaları başlamıştı. Birinci Soğuk Savaş ile günümüzdeki olası ikinci Soğuk Savaş arasında hem benzerlikler hem de önemli farklılıklar bulunuyor. Özellikle bu iddiaların ortaya çıkması Soğuk Savaş’ta Sovyetler Birliği ve ABD’nin birbirlerinin sınırlarını ve sinirlerini test etme çabalarını andırıyor.”

Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki son gelişmelere de işaret eden Dr. Jane, çatışmanın tırmanma eğiliminde olduğunu belirterek, “Son dönemde Rusya-Ukrayna Savaşı’nın tırmanmaya başladığını ve her iki tarafın da önemli saldırılar yaptığını görüyoruz. Ancak genel olarak bu iddiaları Rusya açısından yorumlayacak olursak Putin kesinlikle bir hibrit savaş stratejisi kullanıyor diyebiliriz. Yaptırımları arka kapıdan aşarak savaş ekonomisini yeniden canlandırmaya çalışıyor. Bilindiği üzere İran ve Rusya üzerinde çok ciddi yaptırımlar var; hem ABD hem de Batılı devletler tarafından uygulanan yaptırımlar söz konusu” ifadelerini kullandı.
Aynı zamanda Rusya’nın NATO ve Avrupa ülkelerinin kapasitesini test etmeye çalıştığını da söyleyen Dr. Jane, “Soğuk Savaş refleksiyle birlikte düşmanın sınırlarını ve sinirlerini test etme konusunda Avrupalı devletlerin ve özellikle NATO üyesi ülkelerin Ukrayna’ya yardım edebilme kapasitelerini ölçmeye çalışıyor” dedi.
Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesine de değinen uzman isim, Rusya’nın hem ekonomik yaptırımları aşma hem de savaş ekonomisini güçlendirme çabasında olduğunu belirterek, “Avrupalı devletlerin etkisini test ederek NATO’nun kapasitesini de sınamaya çalışıyor” değerlendirmesini yaptı.
15 AY BOYUNCA FARK EDİLMEDİ Mİ?
IISS değerlendirmelerinde, söz konusu faaliyetlerin rastlantısal olaylar zinciri olarak açıklanamayacağı, aksine uzun süreli ve organize bir stratejinin parçası olduğu savunuluyor. Raporda yer alan analizlerde, Rusya’nın 2022’de başlayan Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa’daki istihbarat ağının büyük ölçüde zayıfladığı, çok sayıda diplomatik personelin sınır dışı edilmesinin Moskova’yı alternatif yöntemlere yönelttiği ifade ediliyor.
Bu kapsamda İHA’ların, klasik istihbarat yöntemlerinin yerine ‘düşük riskli ancak yüksek etkili’ bir gözetleme aracı olarak kullanılmış olabileceği değerlendiriliyor. Yine Telegraph’ta yer alan haberde IISS’ten kıdemli güvenlik uzmanı Charlie Edwards, raporda yer alan değerlendirmelerinde, 15 ay boyunca 13 ülkeye yayılan benzer olay örüntüsünün tesadüf olarak açıklanamayacağını belirtti.
Edwards’a göre bu durum, NATO’nun hava savunma sistemlerinin sürekli olarak test edildiği ve müttefik ülkelerin ortak bir yanıt üretme kapasitesinin sınandığı bir tablo ortaya koyuyor. Uzman, mevcut durumun askerî kabiliyet ile siyasi karar alma iradesi arasındaki farkı da açığa çıkardığını ifade etti.
‘NATO 3.0’ VİZYONU İTTİFAKIN GELECEĞİ AÇISINDAN ÖNEMLİ
Peki, bu tür bir operasyon NATO’nun caydırıcılık ve erken uyarı sistemleri üzerindeki zafiyetleri hakkında bize tam olarak ne söylüyor? En önemlisi bu durum ittifakın güvenlik doktrininde nasıl bir değişimi zorunlu kılar?
Yaklaşan Ankara’daki NATO zirvesi öncesinde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin dile getirdiği ‘NATO 3.0’ vizyonunun ittifakın geleceği açısından önemli bir dönüşüme işaret ettiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Murat Jane, “NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin ‘Artık NATO 3.0'ı aktive etmemiz, daha doğrusu NATO'yu dönüştürmemiz gerekiyor’ yönündeki açıklamaları dikkat çekici. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından NATO uzun süre kendi varlık sebebini ve etkinliğini sorgulayan bir döneme girmişti. Ancak özellikle Çin’in küresel ölçekte yükselen bir güç haline gelmesi ve Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başlamasıyla birlikte ittifak, kendisini yeniden tanımlama ihtiyacı hissetti" dedi.
NATO’nun yeni dönemde farklı bir güvenlik mimarisi oluşturmaya çalıştığını ifade eden Dr. Jane, “NATO 2.0 modeli, ABD’nin Avrupa’nın güvenliğini doğrudan üstlendiği bir sistemi ifade ediyor. Ancak 2022 yılından itibaren ABD ile Avrupa arasında güvenlik politikaları konusunda ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıkmaya başladı. Euro-Atlantik ittifakındaki bu çatlakların en net şekilde görüldüğü platform ise Münih Güvenlik Konferansı oldu. Bu nedenle NATO 3.0 yaklaşımını, Münih Güvenlik Konferansı’nda ortaya çıkan tartışmaların doğal bir uzantısı olarak değerlendirmek mümkün” ifadelerini kullandı.
“NATO 3.0’ın temel hedefi, Kanada ve Avrupalı müttefiklerin kendi savunma kapasitelerini güçlendirerek ABD üzerindeki yükü azaltması ve bu sayede ittifakın sürdürülebilirliğini sağlaması” diyen Dr. Jane, “Buradaki temel beklenti ise Rusya’ya karşı caydırıcılığı artırmak, Ukrayna’ya verilen desteği sürdürmek ve aynı zamanda Çin'in yükselen küresel etkisine karşı NATO’nun daha güçlü bir pozisyon almasını sağlamak" değerlendirmesinde bulundu.
Rusya’ya atfedilen insansız hava aracı faaliyetlerinin NATO açısından önemli bir sınama oluşturduğunu belirten uzman isim şöyle devam etti:
-- Rusya’nın gerçekleştirdiği iddia edilen İHA faaliyetleri yalnızca bir güvenlik tehdidi değil, aynı zamanda NATO’nun hava savunma sistemlerinin de fiilen test edildiğini gösteriyor. Çünkü NATO’nun mevcut hava savunma sistemleri ağırlıklı olarak yüksek irtifadan gelebilecek tehditlere karşı tasarlandı. Buna karşın İHA’lar çok daha düşük irtifada hareket edebiliyor ve mevcut savunma mimarisinde yeni zafiyet alanları oluşturabiliyor. Bu nedenle Rusya’nın bu hamleleri, NATO'nun caydırıcılık kapasitesi ile erken uyarı sistemlerini güncellemesi gerektiği yönündeki tartışmaları daha da hızlandıracaktır.
-- Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nde savunma sanayisi ve savunma kapasitesinin artırılması başlıklar arasında yer alıyor. NATO, yeni dönemde sadece siyasi dayanışmayı değil, askerî kapasitesini ve teknolojik altyapısını da güçlendirecek adımları öncelikli gündem maddesi haline getirecektir.
NATO VE BATILI YETKİLİLERDEN TEPKİ
İddialara yönelik NATO kaynakları ise denizden veya gemilerden kaynaklanan insansız hava aracı tehditlerinin giderek daha fazla önem kazandığını belirterek, bu tür faaliyetlerin yakından takip edildiğini açıkladı.
Açıklamalarda, ittifakın kritik altyapıyı koruma ve olası tehditlere karşı karşılık verme kapasitesine sahip olduğu vurgulandı. Buna karşın raporda yer alan iddialar, henüz bağımsız olarak doğrulanmış değil. Rusya tarafından ise bu tür suçlamalara yönelik resmî bir yanıt bulunmuyor.