Ana içeriğe geç

Trendlerin değil tasarımın peşinde

İstanbul'da doğdu, satışlarının yaklaşık yüzde 95'ini yurtdışına yapıyor. Endüstriyel tasarımcı Meb Seyman'ın kurduğu Mlouye, çantayı yalnızca bir aksesuar olarak değil, bir tasarım nesnesi olarak görüyor. Mimari formlar, güçlü işçilik, zamansız tasarım anlayışı ve global bakış açısıyla büyüyen marka bugün Milano'dan New York'a uzanan bir başarı hikâyesi yazıyor. Meb Seyman ile tasarımın modayla ilişkisini, lüks tüketimin değişen dinamiklerini ve Türkiye'den çıkan bir markanın dünyadaki yolculuğunu konuştuk.

Trendlerin değil tasarımın peşinde
Dünya Gazetesi
16

Moda dünyası her sezon yeni bir kahraman yaratıyor. Birkaç ay boyunca vitrinleri, sosyal medyayı ve kurumsal halları dolduran ürünler çoğu zaman aynı hızla unutulup gidiyor. Mlouye ise bu döngünün dışında durmayı tercih eden markalardan biri. Marka, modanın hızlı tüketim alışkanlıklarından çok tasarımın kalıcılığına odaklanıyor. Büyüme hikâyesi, Milano'nun prestijli Via Gesù caddesindeki mağazası ve tasarım merkeziyle aynı yaklaşımla marka, Türkiye'den çıkan en dikkat çekici global başarı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Trendlerin değil tasarımın peşinde - Resim : 1Endüstriyel tasarım geçmişiniz moda dünyasına nasıl yansıdı? Bir çantaya yaklaşımınız bir moda tasarımcısından çok bir ürün tasarımcısı gibi mi başlıyor?

Ben endüstriyel tasarım eğitimi aldım. Bu yüzden bir ürüne yaklaşırken ilk düşündüğüm şey genellikle form, kullanım deneyimi, malzeme ve üretim süreçleri oluyor. Bir çantanın sadece nasıl göründüğü değil, nasıl kullanıldığı, zaman içinde nasıl yaşlandığı ve kullanıcıyla nasıl bir ilişki kurduğu da düşünüyorum.

Belki bu yüzden ürünlere yalnızca moda aksesuarı olarak değil, günlük hayatın parçası olan tasarım ürünleri olarak bakıyorum.

Trendlerin değil tasarımın peşinde - Resim : 2

Mlouye’yi kurarken “moda markası” değil de “tasarım odaklı bir obje markası” yaratma fikri ne kadar belirleyiciydi?

Başlangıçta bu ayrımı çok bilinçli şekilde kurduğumu söyleyemem. Ancak geriye dönüp baktığımda hiçbir zaman sezonluk trendlerin peşinden giden bir moda markası yaratmak istemediğimi görüyorum. Beni daha çok heyecanlandıran şey yeni ürünler geliştirmek, malzemelerle çalışmak ve insanların uzun süre kullanmayı seveceği şeyler tasarlamak oldu. Marka zaman içinde doğal olarak o tarafa evrildi.

Trendlerin değil tasarımın peşinde - Resim : 3

Çantalarınız için sık sık “giyilebilir heykel” yorumu yapılıyor. Sizce bir aksesuar yalnızca moda ürünü olmaktan çıkaran şey ne?

Bu yorumu duyduğumda mutlu oluyorum çünkü insanların üründe duygusal bir bağ kurduğunu gösteriyor. Ama açıkçası hiçbir zaman heykel üretmeye çalışmadım. Önemli olan şey form ile kullanım arasında bir denge kurabilmek. Bir ürün ancak günlük hayatın içinde yaşamaya başladığında gerçek değerini kazanıyor. Kullanıcının hayatına karışabiliyorsa, o noktada yalnızca bir moda ürünü olmaktan çıkıyor.

Trendlerin değil tasarımın peşinde - Resim : 4

Bugün satışlarınızın yaklaşık yüzde 95’inin ihracattan gelmesi Türkiye’den çıkan bir marka için oldukça dikkat çekici. Global pazardaki konuma ne oldu?

Aslında belirgin bir kırılma yaşadığımızı söyleyemem çünkü en başından beri odağımız global pazardı. İlk müşterilerimiz Türkiye’den değil, Amerika, Singapur ve Hong Kong gibi yeni tasarım markalarını erken benimseyen pazarlardan geldi. Bu yüzden markanın gelişiminde doğal olarak uluslararası bağladı. Bugün de hâlâ en büyük pazarımız Amerika. Toplam satışlarımızın yaklaşık yüzde 40-45’i burada geliyor. O yüzden bizim hikâyemiz biraz Türkiye’de büyüyüp dünyaya açılan markalardan farklı. Daha ilk günden itibaren dünyanın farklı yerlerinden müşterilerle birlikte büyüdük.

Trendlerin değil tasarımın peşinde - Resim : 5

Viral olmak mı, sadık müşteri yaratmak mı? Hangisi daha değerli?

Elbette. Uzun vadede markalar ayakta tutan şeyin sadakat olduğunu düşünüyorum. Öte yandan viral olmakla hiç ilgilenmiyorum demek de gerçekçi olmaz. Sonuçta sosyal medya bugün markalar için çok önemli ve satışlara ciddi katkı sağlıyor. Bir marka viral olmak istemiyorum diyorsa çok samimi bir açıklama olmayabilir. Ama viral olmak büyük ölçüde kontrol edebileceğiniz bir şey değil. Benim kontrol edebildiğim şey iyi ürün geliştirmek, kaliteliyi korumak ve istikrarlı şekilde iş çıkarmak. Marka olarak da odağımız her zaman burada oldu. Eğer bu süreçte yaptığımız bazı işler ya da kampanyalar viral oluyorsa, bu elbette güzel bir bonus. Ama iş planımız bunun üzerine kurulmuyor.

Sosyal medyada çok görünür olup kısa sürede kaybolan markalar görüyoruz. Sizce bugün gerçek marka inşası ne gerektiriyor?

Bugün marka inşa etmek birkaç yıl öncesine göre çok daha zor. Sosyal medyanın ilk dönemlerinde organik olarak büyümek daha mümkündü. Artık çok daha kalabalık ve rekabetçi bir ortam var. Bu yüzden görünürlük ile marka değeri arasındaki farkı iyi ayırmak gerekiyor. Gerçek marka inşası; iyi ürün, tutarlı bir tasarım dili, kaliteli üretim, güçlü operasyon ve zaman içinde oluşan güven gerektiriyor. İnsanların sizi beş yıl sonra da hatırlaması, bugün sizi görmesinden çok daha değerli.

Trendlerin değil tasarımın peşinde - Resim : 6

Türkiye’de üretim yapıp Milano’da Via Gesù gibi moda dünyasının kalbinde mağaza açma nasıl bir his?

Ben daha çok bunu bir öğrenme fırsatı olarak görüyorum. Milano tasarımı ve moda dünyasının merkezlerinden biri. Orada olmak hem müşterilerle hem de sektörde daha vakit temas kurmamızı sağlıyor. Elbette sembolik bir tarafı var ama bizim için asıl değerli olan şey markanın dünyanın en güçlü tasarım şehirlerinden birinde kendi yerini bulabilmiş olması.

Milano mağazasının Japon tasarım stüdyosu Nendo tarafından tasarlanması da oldukça dikkat çekici. Perakende alanını bir galeri gibi kurgulama fikri nasıl doğdu?

Ürünlerin rahatça görülebildiği, nefes alan ve sakin bir ortam yaratmak istedik. Günümüzde birçok mağaza çok fazla uyarana dolu. Biz biraz daha sade ve zamansız bir atmosfer yaratmaya çalıştık. İnsanların zaman zaman galeri hissi aldığını duymamızın sebebi de bu olabilir.

Gigi Hadid ve Hailey Bieber gibi isimlerin markayı organik biçimde kullanması görünürlüğünüzü nasıl etkiledi?

Bunun etkisini doğrudan ölçebildiğimizi söyleyemem. Elbette görünürlük açısından olumlu bir şey ama ne kadar etki ettiğine dair net bir veri hiçbir zaman olmadı. Belki 20 yıl önce durum biraz daha farklıydı. Bir süper modelin ya da bir ünlünün kullandığı ürünün satışlar üzerinde çok daha doğrudan bir etkisi olabiliyordu. Bugün ise tüketici çok daha fazla bilgiye ve seçeneğe sahip. Bu yüzden tek bir ismin kullanmasıyla markanın kaderinin değiştiği bir dönemden geçtiğimizi düşünmüyorum. Benim için daha değerli olan tarafı, ürünün herhangi bir sponsorluk ya da ticari iş birliği olmadan tercih edilmiş olması. Sonuçta bu insanlar stil sahibi ve her gün yüzlerce ürün görüyor. Böyle bir ortamda bir ürünün doğal olarak seçilmesi her zaman güzel bir geri bildirim.

Çantalarınızda mimari formlar ve geometrik çizgiler çok baskın. Tasarım süreciniz önce çizim mi, malzeme mi, yoksa bir fikirle mi başlıyor?

Her projede değişiyor. Bazen bir fikirle başlıyor, bazen bir malzeme ya da teknik yeni bir ürünün başlangıç noktası olabiliyor. Ben tasarım sürecini çok doğrusal yaşamıyorum. Ürün geliştirme sırasında fikir de değişebiliyor, form da değişebiliyor. Tasarımın en sevdiğim taraflarından biri de bu zaten.

Mlouye’yi gelecekte nasıl bir marka evreni olarak görüyorsunuz?

Mlouye’yi hiçbir zaman sadece bir çanta markası olarak düşünmedim. Onu belirli bir ürün grubundan çok, tasarım ve ürün geliştirme etrafında şekillenen bir marka olarak görüyorum. Beni heyecanlandıran şey yeni ürünler geliştirmek; yeni bir problemi çözmek ya da daha iyi bir kullanım deneyimi yaratmak. Bu yüzden bir alana kendimizi özgür bir bakış açısı getirebileceğimize ve gerçekten anlamlı bir katkı sunabileceğimize inanırsak, o kategoriye girmekten çekinmeyiz. Şu an odağımız kategori sayısını artırmaktan çok, insanların hayatında karşılık bulabilecek ve gerçekten fark yaratabilecek ürünler geliştirmeye devam etmek.

Bizim hikâyemiz biraz Türkiye'de büyüyüp dünyaya açılan markalardan farklı. Daha ilk günden itibaren dünyanın farklı yerlerinden müşterilerle birlikte büyüdük.

Kaynağa Git

İlgili Haberler