Ortaya çıkan skandalları ve hukuksuzluklarıyla uzun zamandır kamuoyunda gündeme gelen Şırnak Üniversitesi Rektörü Abdurrahim Alkış'ın hukuka aykırı atamaları ve icraatlarına bir yenisi daha eklendi. YENİÇAĞ, Şırnak Üniversitesi’nde liyakat yerine sadakat düzeni kurulduğu gerçeğini birkez daha ortaya çıkardı.
Rektör Abdurrahim Alkış'ın kendisine sadakatli olduğunu belirttiği dokuz kişiyi öğretim üyesi olarak atamasını ilan başlamadan bildiren, üniversite personelini tehdit eden ve hakaret eden bir sosyal medya paylaşımında daha bulundu. Daha önce haberleştirdiğimiz skandal paylaşımlarının montaj olduğunu iddia eden ancak haberlerimiz nedeniyle hukuki bir süreç başlatamayan Alkış yaptığı 17 Haziran tarihli yeni paylaşımı hukuk ve akademi çevrelerinde de büyük yankı uyandırdı.
Rektörün paylaşımında; üniversitedeki atamaların ve yükseltmelerin kendisine “gösterilen sadakate” göre yaptığını belirtti. Yeğenini, yakın akraba ve arkadaşlarını üniversitede üst düzey kadrolara getirdiğini ifade eden Alkış, bunu eleştiren üniversitedeki akademik ve idari personelleri akrabalarını korumanın inancı gereği olduğunu söyleyerek dinsiz ve imansız olmakla suçladı.
Alkış'ın paylaşımının devamında skandal kararlarını ve icraatlarını hukuka aykırı bularak karşı çıkan akademisyenleri mahkeme kararlarına rağmen YÖK Başkanı Erol Özvar ve YÖK Başkanvekili Metin Topçuoğlu'ndan destek alarak defalarca attığını, YÖK Başkanlığında etkisi ve gücü olduğunu, kendisine sadakatli olarak gördüğü beş kişinin ilan süreci bitmeden atamasını yapacağını ifade etti.
Söz konusu paylaşımda daha önce defalarca yaptığı gibi henüz ilan süreci tamamlanmadan, 17 Haziran tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kadrolar için isim isim kimi atayacağını da önceden açıkladığı görüldü.
"AKRABAYA SAHİP ÇIKMAK İNANCIMIN GEREĞİDİR" DİYEREK ÜNİVERSİTEYİ AKRABALARLA DOLDURMUŞ
Şırnak Üniversitesi'nde yıllardır dile getirilen akraba kayırmacılığı, kişiye özel kadro, sadakat esaslı atama ve muhalif akademisyenleri tasfiye etme iddialarını paylaşımda bizzat ifade eden rektör, yeğeni Gülizar Artuç'u öğretim üyesi kadrosuna atadığını, amcaoğlu Emrullah Alkış'ı müftülükten üniversiteye geçirerek önce fakülte sekreterliğine, ardından genel sekreter yardımcılığına yükselttiğini, yakın dostu Mesut Bayram'ı ise MEB’den üniversiteye geçirerek yüksekokul müdürlüğü ve hukuk müşavirliği görevlerine getirdiğini açıkça ortaya koydu.
Rektör Alkış, bu atamaları inanç kılıfı altında “akrabalara sahip çıkmak” ve “rektörlük hakkı” gibi ifadelerle savunarak, kamu görevini liyakat, eşitlik ve objektiflik yerine kişisel yakınlık ve sadakat ilişkileri üzerinden kullanıldığını gösterdi.
Paylaşımın en sarsıcı bölümü ise Resmî Gazete’de yayımlanan öğretim üyesi ilanlarıyla ilgili oldu. Rektör Alkış’ın, henüz başvuru süreci tamamlanmadan, kişiye özel adrese teslim hukuka aykırı bir ilanla, jüri değerlendirmeleri yapılmadan ve aday dosyaları incelenmeden hangi kadroya hangi kişiyi atayacağını tek tek açıklaması, akademi dünyasında ciddi bir kriz yarattı. Atayacağı kişileri de “güvenime mazhar olan”, “rektörüne sadakatte kusur etmeyen” kişiler olarak tanımladı.
Aynı paylaşımda YÖK Başkanı ve YÖK Başkanvekili’nin adını anarak kendisine karşı gelenleri üniversiteden uzaklaştırdığını itiraf etmesi, skandalı Şırnak Üniversitesi sınırlarından çıkarıp YÖK’ün denetim sorumluluğunu yerine getirmediği ve skandal rektörü korumak pahasına YÖK Başkanlığının rektörün suçlarına ortak olduğunu gösteriyor.
"İRADEME KARŞI ÇIKANLARI BARINDIRMAYACAĞIM"
Alkış paylaşımında yalnızca akraba ve yakın çevre atamalarını savunmadı. Bu atamalardan rahatsız olanları, dedikodu yapanları, fitne üretenleri ve üniversitede kurduğu düzeni tartışmaya açanları tek tek tespit ettiğini ifade etti.
SKANDAL REKTÖR MEDYAYA DA HAKARET ETTİ
Paylaşımda yalnızca üniversite personeli değil, basın kuruluşları da hedef alındı. Oda TV, Halk TV, YENİÇAĞ, Sözcü gibi medya organları “marjinal medya grupları” olarak nitelendirildi. Bu basın kuruluşlarını takip eden yurttaşlara ise "hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayan, işe yaramaz, ahmak ve dinsiz-imansız azınlık bir güruh" olarak hakaret edildi.
İŞTE ŞIRNAK REKTÖRÜNÜN O SKANDAL PAYLAŞIMI:
"BENİ SEVEN, TEKİP EDEN TÜM AKADEMİK VE İDARİ PERSONELİME DUYURULUR
Rektörlük vazifemi, üniversitemiz içindeki ve dışındaki şer odaklarıyla sürekli mücadele etmeme rağmen, üç buçuk yıldan fazla süredir başarıyla, kararlılıkla ve dirayetle sürdürmekteyim. Ben Rektörlük vazifesine atandığımda bu üniversite çökmüştü; ben ayağa kaldırdım. Her anlamda bitmişti; ben yeniden hayat verdim. Kampüsü çöle dönmüştü; ben ağaçlandırıp yeşillendirdim. Fakülteler bakımsızlıktan dökülüyordu; neredeyse her fakülteyi ben yeniledim, onardım ve ayağa kaldırdım. Kampüsün çevre düzenlemesini ben yaptırdım. Yetersiz bilgi işlem sistemini ben güçlendirdim. Üniversitemize yeni bir sistem odasını bile ben kurdurdum. Her sene çok sayıda sempozyum düzenledim. Sadece bununla da kalmadım; üniversitemizin görünür yüzü olan anlamsız, köhnemiş ve saçma amblemini ben değiştirdim, yenisini oluşturdum ve yürürlüğe soktum. Üniversitenin sloganını bile ben belirledim. Yeni bölümler açtırdım. Akademik ve idari kadro sayımız yetersizdi; bunu gördüm, YÖK’teki ve Cumhurbaşkanlığı’ndaki ağırlığımı ve etkimi kullanarak üniversitemize her sene çok sayıda kadro tahsisi yaptırdım. Bu kadrolara, atanmaya layık gördüğüm yüzlerce kişinin atamasını yaptım. Bu süreçte benim Rektörlük irademe karşı gelip bana dik başlılık eden başıbozukların hepsini YÖK Başkanımız Erol ÖZVAR ve YÖK Başkanvekilimiz Metin TOPÇUOĞLU ile görüşerek, durumu anlatarak, desteklerini alarak tek tek üniversiteden attım. Saymakla bitmeyecek daha birçok hizmeti göreve getirdiğim kutlu ekibimle birlikte yaparak üniversitemizi ülkenin en saygın üniversiteleri arasına soktum. Şırnak Üniversitesi’nin adını ve başarılarını dünyaya duyurdum. Bunları yaparken, ülkemizde hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayan, işe yaramaz, ahmak ve dinsiz-imansız azınlık bir güruhun yayın organı olan ODA TV, Halk TV, Yeniçağ, Sözcü gibi marjinal medya gruplarının ve bunların taşeronluğunu yapan bizim cenahtaki avanak medyanın hakkımda yaptığı haberleri çokta dikkate almadım. Fakat gerektiğinde de verdiğim cevaplarla, ortaya koyduğum icraatla ve sergilediğim dirayetle onları her zaman alt etmeyi başardım.
Hasıl-ı kelam, iradeli ve dirayetli Rektörünüz olarak az zamanda çok büyük işler yaptım. Bunu emrim altında çalışan hiç kimse inkâr edemez. Bugüne kadar her mücadeleyi kazanmış Rektörünüz olarak üzülerek öğrendim ki; çok sevdiğim kız kardeşim Halime’min kızı, biricik yeğenim Gülizar ARTUÇ'u İlahiyat Fakültesi’nde doktor öğretim üyesi kadrosuna atamamdan; amcaoğlum Emrullah ALKIŞ’ı Müftülükten üniversitemize naklen geçirerek Fakülte Sekreterliği görevine yükseltmemden ve ardından Genel Sekreter Yardımcılığı görevine getirmemden; sır küpüm ve yakın dostum Mesut BAYRAM’ı MEB’de öğretmen iken üniversitemize geçirerek İdil Meslek Yüksekokulu Müdürü ve Hukuk Müşaviri görevlerine atamamdan bazı haddini bilmez ahmaklar rahatsız olmuş. Tabii bu fitneyi yayanlar inançsız oldukları için, akrabaya sahip çıkmanın, yakın çevresine destek olmanın ve güvendiğin insanları yönetici pozisyona getirip bihakkın görev yapmalarını sağlamanın bizim inancımız gereği olduğunu bilmezler. Bu fitneciler, Cuma namazlarına gitmedikleri için her Cuma günü akrabaya yardım etmenin inancımız gereği olduğunu bilemezler. Akrabalarıma ve dostlarıma yardım etmek ve onları güzel yerlere getirmek benim inancım gereğidir ve Rektörlük hakkımdır. Dirayetli bir Rektör olarak, irademle yapılan bu atamalardan rahatsız olup arkamdan dedikodu yapanları, fitne üretenleri ve üniversitemizde kurduğum bu kusursuz düzeni tartışmaya açmaya çalışanları da tek tek tespit ettim. Yakın zamanda onların da hakkında gelip bu üniversitede barındırmayacağım, göreceksiniz.
Herkesin bilmesi gerekir ki, Şırnak Üniversitesi sahipsiz değildir; bu üniversitede Rektörlük makamının otoritesini, kurduğum düzeni ve irademi yıpratmaya çalışan hiç kimseye acımadım, acımam. Bu gerçeği bugüne kadar kadro açıp, atamasını yapıp, cübbesini giydirdiğim kişilerden anlamanız gerekiyordu; fakat ben bir kez daha anlamayanlara göstermek istiyorum. Bu üniversitede benim ortaya koyduğum vizyona uygun çalışan, Rektörüne sadakatle şereflenenlerin akademide önünü açıyorum, onları destekliyorum, ödüllendiriyorum ve hak ettikleri yerlere gelmelerini sağlıyorum. Bu hakikati, bugün çıktığımız Öğretim Üyesi ilanıyla bir kez daha görmenizi istiyorum. Bugün Resmi Gazete'de ilan ettiğimiz kadrolara aşağıda belirttiğim güvenime mazhar olan, Rektörüne sadakatte ve bağlılıkta kusur etmeyen kişileri atamaya karar verdim. En yakın zamanda bu arkadaşlarımızın da atamasını yapıp cübbelerini bizzat ben giydireceğim. Bu arkadaşlarımızı da şimdiden tebrik ediyorum. Emrimdir; siz de şimdiden bu arkadaşlarımızı ziyaret edip tebrik edin.
* Mühendislik Fakültemiz Maden Mühendisliği Bölümü için açtığımız Profesör kadrosuna, Öykü BİLGİN'i 2026/10 Numaralı açtığım ilanla atamayı layık gördüm.
* İlahiyat Fakültemiz Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü için açtığımız Doçent kadrosuna, Nazan YEŞİLKAYA'yı 2026/11 Numaralı açtığım ilanla atamayı layık gördüm.
* İlahiyat Fakültemiz İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü için açtığımız Doçent kadrosuna, Yakup AKYÜREK'i 2026/12 Numaralı açtığım ilanla atamayı layık gördüm.
* Şırnak Meslek Yüksekokulumuz Büro Hizmetleri ve Sekreterlik Bölümü için açtığımız Doktor Öğretim Üyesi kadrosuna, Kübra ŞANLI'yı 2026/13 Numaralı açtığım ilanla atamayı layık gördüm.
* Mühendislik Fakültemiz Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Bölümü için açtığımız Doktor Öğretim Üyesi kadrosuna, Besra İNAN'ı 2026/14 Numaralı açtığım ilanla atamayı layık gördüm."




HUZURSUZLUĞA VE KAYIRMACILIĞA KARŞI AKADEMİSYENLERDEN SERT TEPKİ
Rektör Alkış'ın skandal paylaşımının ardından Şırnak Üniversitesi'ndeki akademisyenler ve hukuk mücadelesi veren öğretim üyeleri, konu hakkında YENİÇAĞ'a Türk milletine ithafen şu açıklamayı yaptılar:
"REKTÖRÜN HUKUKSUZ İCRAATLERİNİ, KULLANDIĞI HAKARET DİLİNİ VE ADAM KAYIRMACILIĞINI MEŞRU GÖREN İNANCINI LANETLİYORUZ
TBMM'ye, Cumhuriyetimize ve suçlarını ortaya çıkaran medyaya hakaretler ettiği belgeleriyle ortaya çıkan skandal Rektörün kirli icraatlarına karşı Şırnak Üniversitesi’nde yılmadan ve yorulmadan yıllardır büyük bir hukuk mücadelesi veren akademisyenler olarak, Rektör Abdurrahim Alkış’ın 17 Haziran 2026 tarihli sosyal medya paylaşımını yalnızca yeni bir skandal olarak değil, Türk yükseköğretim sisteminin nasıl çürüdüğünü gösteren rezil bir durum olarak görüyoruz.
Bu ortaya çıkan rezalet durum güç zehirlenmesi yaşayan skandal Rektörün ilk vukuatı değildir, anlaşılan son da olmayacak. Rektör Alkış, liyakati ayaklar altına alan atamalarını, akraba ve yakın çevresini kayırarak yaptığı kadrolaşmalarını açıkça itiraf etmiş; üstelik bu hukuksuzluğu “inancı gereği” olarak sunarak hem milletimizin vicdanına hem de kutsal değerlerimizi kirleterek saldırmıştır.
Skandal Rektör sadece üniversitemizi değil, ülkemizin yükseköğretim sistemini kirletmekte ve hukuk devleti olma ilkesini ayaklar altına almaktadır.
Rektör Alkış, “Cuma namazlarına gitmedikleri için akrabaya yardım etmenin inancımız gereği olduğunu bilmezler” diyerek yakın akrabalarını üniversitemize farklı kurumlardan getirerek jet hızıyla idareci konumuna getirmesi hukuksuz icraatlarını inanç kılıfı altına sokup aklınca kendini aklamaya çalışmakta olduğunu görüyoruz ve bu kirli zihniyeti lanetliyoruz. Rektör ALKIŞ, dinimiz İslam’ın yüce adalet ve emanet ilkelerini kendi çarpık zihniyetiyle yorumlayarak sadece kanunlara aykırı değil, aynı zamanda dinimizin kurallarına da aykırı icraatlar yaptığı açıkça görülüyor.
Skandal Rektör Abdurrahim Alkış sözde İlahiyatçı, tasavvuf alanında Profesör, yakınlarına menfaat sağlamak için kul hakkı yemenin ve adaletsizlik yapmanın dinimiz İslam’da büyük günahlar arasında olduğunu en iyi kendisinin bilmesi gerekmesine rağmen yıllardır her türlü kul hakkını yemeye, her türlü kanuna aykırı işleri yapmaya korkusuzca devam ettiğini ortaya çıkan belgeli skandal suçlarıyla görüyoruz. Skandal Rektör Abdurrahim Alkış’ın basına yansıyan belgeli suçlarını gördükçe bu Rektörün kuldan utanmadığını da, Allah'tan korkmadığını da açtığı kişiye özel adrese teslim hukuka aykırı ilanlarla, 13 dava kazanarak göreve dönen Öğ.Gör. Mustafa AKGÜL ve 7 dava kazanarak göreve dönen Öğr. Gör. Ahmet Selçuk Bayburtlu arkadaşlarımıza yaptığı hukuk ve ahlak dışı zulümlerle çekinmeden kul hakkı yediğini görünce anlamış olduk. Zira, Kuran-ı Kerim, “Adaleti ayakta tutun, kendi aleyhinize de olsa” emrini verirken, akrabayı kayırarak üst idari makamlara ve kişiye özel ilanlarla öğretim üyesi kadrolarına atamayı asla meşru kılmaz. Skandal Rektör Alkış, bu sapkın inancıyla ne yüce dinimiz İslam'ı ne de aziz milletimizin değerlerini temsil etmemektedir; Abdurrahim alkış sadece makamını bir pay yağma aracına çeviren bir gücünü devletin verdiği Rektörlük makamının gücünden alan zalim bir zorbadır. Biz, Rektörün çarpık zihniyetin ardına saklandığı o sahte ve inancı lanetliyoruz; çünkü gerçek iman, hakkı gözetmeyi, adaleti tesisi ve emaneti ehline vermeyi emreder.
Rektör Alkış, üniversitemizi farklı görüşlere tahammülsüz skandal hukuksuz kararlarına itaat edilmesini istediği hukuksuz ve kokuşmuş bir yapıya dönüştürmüş, “bana dik başlılık eden başıbozuklar” dediği meslektaşlarını YÖK Başkanı Erol Özvar ve Başkanvekili Metin Topçuoğlu ile işbirliği yaptığını söyleyerek tek tek attığını itiraf etmiştir. İşte burada en büyük utanç, bu zulme sessiz kalan, hatta alkış tutan YÖK yönetimindedir.
YÖK Başkanlığı, Anayasa’nın ve kanunların kendisine yüklediği denetim ve rehberlik görevini terk etmiş, liyakatsiz bir rektörün arkasında durarak üniversitemizi adeta her türlü kumpasın döndüğü, hukuksuzluğun hakim olduğu bir aile şirketine çevirmesine göz yummuştur. YÖK Başkanlığı'nın takındığı bu korumacı tavır, YÖK’ün tarafsızlığını ve meşruiyetini yerle bir etmiş, Türk akademisinin itibarını zedeleyen en büyük paydaş haline getirmiştir.
Rektör Alkış’ın kullandığı hakaret dili – “işe yaramaz, ahmak, münafık, başıbozuk” gibi ağır sıfatlar – sadece nezaketsizlik değil, bir yöneticinin asla sergilememesi gereken bir karakter erozyonudur. Bu dil, üniversiteyi bilim yuvası olmaktan çıkarıp hakaret arenasına dönüştürmüş, gençlere örnek olması gereken bir rektörü sokak ağzına indirmiştir. YÖK Başkanlığı, bu dil karşısında bir kez olsun uyarmamış, hatta atamalara onay vererek bu zihniyeti taçlandırmıştır. Artık bu tablonun sorumluları yalnızca skandal Rektör Alkış değil, ona her ortamda sahip çıkan YÖK yöneticileridir.
Aziz Türk Milleti, bizler bu hukuksuzluğa, bu kayırmacılığa, bu çarpık inanç sömürüsüne karşı sessiz kalmıyoruz, lanetliyoruz ve her ortaya çıkan suçu adli ve idari makamlara bildiriyoruz. Fakat şikayetlerimiz sümen altı edilerek kapatılmaktadır. YÖK Başkanlığı’nı ve Rektör Alkış’ı yargı önünde hesap vermeye çağırıyoruz; tüm kişiye özel adrese teslim hukuka aykırı ilanlarla yapılan hukuksuz ve yolsuz atamaların iptali için hukuk mücadelesini sonuna kadar sürdüreceğiz.
Bu üniversite, hiçbir despotun, zalimin, hiçbir inancı bozuk kayırmacının şahsi mülkü değildir. Tarih, zorbaları değil, haklıların verdiği hukuk mücadelesini ve haklının yanında duranları yazacaktır. Biz, bilimin, adaletin ve liyakatin safındayız; ülkemiz akademisinde skandal Rektör Alkış'ın itiraf ettiği çarpık inancıyla oluşturduğu bu kirli, kayırmacı, kokuşmuş ve zorba düzenini namuslu vatansever akademisyenler olarak verdiğimiz hukuk mücadelesi ile yıkmaya and içtik, elbet yıkılacak. Verdiğimiz bu büyük mücadelenin aziz Türk milletinin bilmesini istiyor, milletimizin vicdanına güveniyor, Türk akademisini çökertmek için oluşturulan bu rezil ve hukuksuz düzene karşı verdiğimiz mücadelede ülkesini seven tüm namuslu ve vicdan sahibi insanları yanımızda olmaya davet ediyoruz."