İstanbul - Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in basına yansıyan açıklamalarıyla netleşen, ders kitaplarından “Kurtuluş Savaşı” kavramının çıkarılarak yerine “Millî Mücadele” ifadesinin getirilmesi kararı ile ilgili bir açıklama yaptı. Siyasi iktidar, eğitim sistemini kendi ideolojik-siyasal hedefleri doğrultusunda dönüştürme hamlelerine bir yenisinin daha eklendiği vurgulanan açıklamada; “Bu hamle; “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla topluma dayatılan gerici, piyasa merkezli, milliyetçi ve “tek din, tek mezhep” odaklı müfredat programının, toplumsal yapıyı ve tarihsel hafızayı kökten değiştirme operasyonunun doğrudan bir parçasıdır”! denildi.
“Bütüncül bir ideolojik saldırı ile karşı karşıya olduğumuz açıktır”
"Kurtuluş Savaşı" ifadesinin ders kitaplarından çıkarılmak istenmesinin, bu topraklarda halkların emperyalizme karşı verdiği çok boyutlu bağımsızlık mücadelesini sıradanlaştırma, cumhuriyetin kurucu felsefesini önemsizleştirme ve belli bir inanca dayalı bir saltanat rejiminden tarihsel kopuşu hafızalardan silme gayreti olduğu ifade edilen açıklamada; “Bu yönelim, cumhuriyetin laik, kamusal ve demokratik kazanımları yerine monarşik ve teokratik bir geçmişe duyulan özlemi açıkça ele vermektedir. Siyasi iktidarın ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim politikasını bir hesaplaşma olarak gündeme getirdiği bu tür öneriler bu nedenle tesadüf değildir.
Eğitim sisteminde bugüne kadar yaşanan köklü dönüşümün kurumsal çerçevesini çizen "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli", "sadeleşme" ve "beceri temelli yaklaşım" gibi yaklaşımlarla sunulsa da, özünde bilimsel, laik ve demokratik eğitimin kırıntılarını dahi ortadan kaldırmayı amaçlayan bütüncül bir ideolojik saldırı ile karşı karşıya olduğumuz açıktır” denildi
“Sadeleştirme denilen şey felsefi öi eleştirel düşünce yöntemlerinin ders kitaplarından ayıklanması”
Müfredatta yapılan yüzde 35’lik "sadeleştirme" hamlesinin, öğrencilerin ders yükünü hafifletmek için değil; evrensel bilimsel bilgilerin, felsefi derinliğin ve eleştirel düşünce yöntemlerinin ders kitaplarından ayıklanması için bir kalkan olarak kullanıldığının altı çizilen açıklamada; “Bilimin, aydınlanmanın ve rasyonel düşüncenin yerini tek bir inanç ve mezhep inanç merkezli kuralların ve "fıtrat" merkezli yaklaşımların aldığı bu model; sorgulayan nesiller yerine, biat ve itaat kültürünü içselleştirmiş makbul vatandaşlar yetiştirmeyi hedeflemektedir.
Maarif Modeli'nin getirdiği felsefi dönüşüm, eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp piyasanın ve dini vakıf/derneklerin protokollerle kuşattığı kontrolsüz bir alana tahvil etmektedir. ÇEDES ve benzeri uygulamalarla kurumsallaşan bu model, okul içi pedagojik süreçleri tamamen dini referanslarla ve devlet yapısını monarşik bir otoriterlikle yeniden şekillendirme arzusunun açık bir yansımasıdır. Öğretim program metinlerine sinen ve pedagojik hiçbir karşılığı olmayan kavram setleri, eğitim bilimlerinin temel ilkelerini yok sayan, içe kapanık ve dogmatik bir toplum mühendisliği tasarımı sunmaktadır” ifadeleri kullanıldı.
“Anayasal bir suç niteliğinde”
Evrensel pedagojik ilkelerden tamamen yoksun, eğitim sendikalarının, üniversitelerin, bilim insanlarının ve konunun özneleri olan öğretmenlerin görüşlerinin kasıtlı olarak dışlanarak, kapalı kapılar ardında hazırlanan bu programın, anayasal bir suç niteliğinde olduğu vurgusu yapılan açıklamada şunlar söylendi; “Okulları eğitim mekanları, özgür düşünce alanı olmaktan çıkarıp siyasal iktidarın ideolojik laboratuvarı ve parti-devlet mekanizmasının insan yetiştirme merkezleri haline getirme hamlelerine karşı; laik, bilimsel ve kamusal eğitimi savunan tüm kesimlerin sessiz ve tepkisiz kalması beklenemez.
Eğitim Sen olarak Milli Eğitim Bakanını uyarıyor, böylesine tehlikeli bir toplum mühendisliği projesine karşı, bilimin, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin bugüne kadar oluşturduğu tarihsel birikimi savunmayı kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz.”