Latin Amerika ülkesi Bolivya bir ayı aşkın bir süredir şiddetli sokak eylemlerine sahne oluyor. Sağcı Devlet Başkanı Rodrigo Paz’ın neoliberal politikalarına karşı ayaklanan göstericiler ülkenin çeşitli yerlerinde yol kapama ve işgal gibi yöntemlerle direnişlerini sürdürüyorlar.
Ekonomik kriz ve özelleştirme gibi politikalara karşı tepki gösteren halkın talepleri artık son derece siyasal: Yerli ve işçi örgütlerinin önderliğinde Paz’ın istifası talep ediliyor. Hükümetten üç bakan istifasını sundu, Paz ise yetkilerini genişleterek sıkıyönetim kartını kullandı. Polis ve askeri güçlerle yaşanan çatışmalarda 7 gösterici hayatını kaybetti. Paz’dan yana tavır alan ABD, yaşananları ‘darbe’ olarak değerlendirdi.
Ayaklanmaya doğru gelirken
Protestoların kökü, uzun yıllara yayılan bir siyasi ve ekonomik kriz dalgasına uzanıyor. Ülkenin ilk yerli devlet başkanı olarak 2006’da iktidara gelen Evo Morales 2019’da sağcı bir askeri darbeyle devrildi. Morales bir süre Meksika ve Arjantin’de sürgünde yaşadı. Partisi Sosyalizme Doğru Hareket (MAS), 2020 seçimlerinde Luis Arce’nin adaylığıyla yeniden iktidara gelse de sular durulmadı. Döviz rezervlerinin erimesi, akaryakıt kıtlığı ve enflasyon ekonomiyi son yılların en ağır krizine sürükledi. Öte yandan Acre ile Morales arasında ciddi sürtüşmeler yaşandı.
Geçtiğimiz yıl düzenlenen seçimler, kırılma noktası oldu. Anayasa Mahkemesi Morales’in adaylığını reddetti. Morales de geçersiz oy protestosu örgütledi, sandıktan çıkan oyların yaklaşık yüzde 20’si geçersizdi. Bu sürede MAS, kendi adayıyla seçime girdi ancak sembolik bir oy aldı ve yirmi yıllık iktidarın ardından siyaset sahnesinden silinme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
İkinci turda iki sağcı adayın karşılaştığı yarışı Paz kazandı. Göreve başlar başlamaz 2019 darbesinde kendini geçici başkan ilan eden Jeanine Áñez’i tahliye etti, büyük sermayeye vergi afları getirdi, ABD’yle ilişkiler geliştirdi ve kolektif yerli topraklarını büyük işletmelere açan 1720 sayılı Yasa’yı yürürlüğe koydu. Amazon’dan başkente uzanan binlerce köylü ve yerlinin yürüyüşü karşısında geri adım atmak zorunda kaldı -ki bugünkü eylemler de bir açıdan bu sürecin bir devamı.
Ülkede ekonomik kriz derinleşirken Morales hakkında ‘ağırlaştırılmış insan ticareti’ suçlamasıyla yakalama kararı çıkartıldı. Morales bunu ‘Kendisini tasfiye etmeye yönelik bir hukuk savaşı’ olarak nitelendirdi. Cochabamba kırsalında kaldığı evin etrafı destekçileri tarafından canlı kalkanla sarıldı.
MAS’ın aksine Morales bugün Bolivya siyasetinde hâlâ etkili bir isim.
Bugünse maden işçilerinin, sendikaların ve yerli toplulukların öncülük ettiği eylemler akaryakıt sübvansiyonlarının kaldırılması, özelleştirme ve hayat pahalılığına karşı doğrudan Paz’ın istifasını hedef alan kitlesel bir isyana dönüşmüş durumda.
İşgaller ve barikatlar
Daha yakın geçmişe odaklanarak eylemlerin köklerini incelemek gerekirse farklı toplumsal kesimlerin birikmiş öfkelerinin peş peşe sokağa taşmasıyla şekillendiğini söyleyebiliriz. Köylülerin toprak yasasına karşı başlattığı direniş mayıs ayında diğer kesimlerin ekonomik taleplerle sokağa çıkmasına sebep oldu. Madenciler, öğretmenler, köylüler başta olmak üzere çeşitli meslek gruplarından sendikalarla yerli örgütlerinin ekonomik talepleri polis saldırısıyla karşılaşınca başkent La Paz’a yürüyen işçiler Devlet Başkanının istifasını talep etti. Burada toplanan kalabalığa polis ateş açtı, yüzlerce kişi gözaltına alındı.
Yine de eylemlerin tek üssü başkent değil. Son olarak Santa Cruz’da bir grup köylü, petrol üretim tesisini işgal ederek üretimi tamamen durdurdu. Asıl direniş Bolivya nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan yerli nüfusun yaşadığı kırsal bölgelerde yoğunlaşıyor. Yollara barikatlar kuruluyor, binlerce kişilik uzun yürüyüşler örgütleniyor. Sayıları fazla olmasa da çeşitli yerlerde köylüler silahlı basın açıklamaları yapıyor. “İç Savaş, şimdi evet!” gibi sloganlar işitiliyor.
Ülkenin demografik ağırlığı yerlilerden yana olsa da özellikle doğu bölgelerinde yaşayan beyaz nüfus çoğunlukla farklı bir siyasi hattı takip ediyor. Her ne kadar siyasal panorama yalnızca etnik analizlerle açıklanamasa da Bolivya sömürgecilik mirasının canlı olduğu bir ülke. Nitekim Cochabamba gibi yerli bölgeleriyle Santa Cruz gibi beyaz yerleşimler arasında zenginliğin dağılımı açısından ciddi farklar bulunuyor. Öyle ki yerlilere bir dizi yurttaşlık hakkının tanındığı Morales döneminde Bolivyalı beyazlar arasında ‘ayrılıkçı’ eğilimler göze çarpıyordu. İlk bakışta kulağa abartılı gelen ‘iç savaş’ sloganlarını ülkenin çarpık sınıfsal-sömürgeci dengelerini hesaba katarak değerlendirmek bir anlam ifade edebilir.
"Kırılma noktasına gidiyor"
Paz yönetimi, büyüyen isyan karşısında şiddet ve sınırlı taviz arasında gidip gelen bir strateji izliyor. Bir yandan polis ve askerle barikatları dağıtmaya, eylemcileri gözaltına almaya devam ederken diğer yandan kabinede değişikliğe giderek gerilimi düşürmeye çalıştı. Önce sendikaların protestolar sırasındaki muhatabı Çalışma Bakanı Edgar Morales istifasını sundu. Ardından Eğitim Bakanı Beatriz Garcia ile Savunma Bakanı Marcelo Salinas, hükümet karşıtı protestoların sürdüğü bir dönemde görevlerinden istifa etti.
Aynı zamanda Paz, “Ülkenin düzene ihtiyacı var ve bu iş kırılma noktasına gidiyor. Zaman azalıyor” sözleriyle olağanüstü yetkilerini genişleterek sıkıyönetim kartını devreye soktu. Ne istifalar ne de sıkıyönetim tehditleri protestoların ateşini söndürmeye yetti. Unutmamak gerekiyor ki bugün başkanlık koltuğuna oturmuş olsa da Paz’ın ülke içerisindeki meşruiyeti son derece kırılgan. Dev bir protestocu kitlesinin başkenti kuşatması bir tarafa bölgesel seçimlerde Paz, dokuz valilikten yalnızca ikisi kazandı. Bu da ister istemez onu ayakta kalabilmek için giderek daha fazla dış desteğe ve baskı aygıtına yaslanıyor.
Dış desteğe güven
Bolivya yalnızca bir siyasi krizin değil, stratejik kaynaklar üzerine yürütülen küresel bir mücadelenin de sahnesi. Ülke doğal gaz, çinko, gümüş ve altının yanı sıra dünyanın en büyük lityum rezervlerine ev sahipliği yapıyor. Arjantin ve Şili’yle birlikte oluşturduğu ‘lityum üçgeni’ elektrikli araç bataryalarından cep telefonlarına kadar uzanan teknoloji sektörü için hayati önemde.
Morales’in iktidardan indirildiği 2019 darbesinde, Tesla şirketinin CEO’su Elon Musk “Başka ülkelerde darbeler yapacağız, buna alışın” şeklinde bir açıklamayla bölgeye olan ilgisini dile getirmişti. Bu nedenle de Latin Amerika’yı kendi arka bahçesi olarak gören ABD, Bolivya’daki eylemleri yakından izliyor. Hatta izlemekle de yetinmeyip bizzat rol oynuyor.
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau, gösteriler henüz büyüme aşamasındayken eylemleri ‘Siyaset ve organize suç ittifakının finanse ettiği bir darbe girişimi’ olarak niteledi. Batı Yarıküre Bürosu ise ablukaların ‘İlaç, gıda ve akaryakıt sıkıntısına yol açtığını’ öne sürerek Paz hükümetine tam destek ilan etti. Washington’ın bu pozisyonu şaşırtıcı değil: Paz, seçimlerin hemen ardından Trump’ın Miami’de düzenlediği ‘Amerikaların kalkanı’ zirvesine katılarak safını netleştirmişti.
Bu süreçte ABD ve onun yörüngesinde hareket eden diğer aşırı-sağ/sağ iktidarlar Paz’a desteğini esirgemiyor. Arjantinli Kongre Üyesi Rolando Pacheco, Trump’ın yakın müttefiki Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei hükümetinin ‘insani yardım’ kisvesi altında iki kargo uçağıyla isyan bastırma ekipmanı gönderdiğini iddia etti. 2019’da Eski Arjantin Devlet Başkanı Mauricio Macri yönetiminin darbeci Áñez’e benzer malzemeleri yollamıştı.
Morales ise tehdidin daha da ileri gittiğini savunuyor. Eski Devlet Başkanı, ‘ABD ordusunun kendisine yönelik suikast planladığını’ duyurdu, emniyetten sızdırılan belgeleri paylaştı. Bu açıklama canlı kalkan eylemini büyütürken Washington’ın müdahalesinin diplomasiyle sınırlı olmadığı kuşkularını güçlendirdi.
Buna karşılık Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, yaşananları ‘halk ayaklanması’ olarak tanımlayıp ara buluculuk teklif etti. Paz ise Kolombiya büyükelçisini sınır dışı ederek yanıt verdi. Petro da bu hamleye aynı şekilde misilleme yaptı. Öte yandan Ekvador, Şili ve Peru’nun da aralarında olduğu yedi ülke ortak bildiriyle Paz’a destek verdi. Bu ülkelerde ABD destekli aşırı-sağ/sağ hükümetler iktidarda bulunuyor.
Benzer bir baskı modeli
Dışarıdan aldığı desteğe güvenen Paz yönetimi krizi aşmak için baskıda ısrarcı görünüyor. 26 Mayıs’ta kongreden geçirilen yasayla başkanın olağanüstü hal ilan etme yetkisi üzerindeki sınırlamalar kaldırıldı. Bu Bolivya’ya has bir olay sayılmaz. El Salvador’da Devlet Başkanı Nayib Bukele, Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa da benzer neoliberal politikalar ve baskı araçlarıyla bir rota çiziyor. Paz da aynı yolun bir takipçisi. Son attığı adımla askeri gücü sokak siyasetinin daimi aktörü haline getirmeye çalışıyor.
Ne var ki bir ayı aşan protestolar, yedi bölgede yüze yakın barikat ve petrol tesislerine uzanan işgaller sıkıyönetimin de bir sınırı olduğunu gösteriyor. Bolivya’da ibre henüz ne dış müdahaleye ne de saraya dönmüş durumda. Madencilerin, işçilerin, yerlilerin geri adım atmadığı her an Paz’ın koltuğu biraz daha sarsılıyor. Barikatlar güçlendikçe hükümetin seçenekleri azalıyor. Latin Amerika’da siyaset sahnesi Washington müdahalesiyle yeniden şekillendirilirken aşırı-sağ yükselen direniş sesleri kıtada her zamankinden daha yüksek sesle işitiliyor.