Ana içeriğe geç

Tora Pekin'den sert çıkış: "Ekrem İmamoğlu susturulmak isteniyor"

İstanbul Barosu’nda konuşan Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin Silivri’deki yargılamalarda savunma hakkının ihlal edildiğini belirterek, ‘’Bu bir yargılama değil, Ankara’da verilen kararın infaz sürecidir’’dedi.

Tora Pekin'den sert çıkış: "Ekrem İmamoğlu susturulmak isteniyor"
Halk TV
16

Silivri'de görülen İBB Davası'nda dün yaşananlarla ilgili İstanbul Barosu'nda düzenlenen bir toplantıda açıklama yapan avukat Tora Pekin savunma hakkının kullandırılmadığını belirtti. Pekin, "Silivri'de sürdürülen sözde yargılamanın Ekrem İmamoğlu ve diğer yargılananlara karşı çok ağır ve hukuk dışı bir saldırı olduğunu görüyoruz, yaşıyoruz... Şu an Ekrem İmamoğlu ve diğer yargılananlara İBB bürokratlarına, iş insanlarına, hatta o iş insanlarının yanında çalışanlara onların karşı karşıya kaldığı şey bir yargılama değildir. Ankara'da verilmiş bir kararın infazıdır. Biz o infaz sürecini yaşıyoruz" dedi.

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyeleri, Silivri’de devam eden yargılamalar ile dün Çağlayan Adliyesi’nde yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunmak üzere bir basın toplantısı düzenledi. Silivri'deki yargılamalarda Ekrem İmamoğlu'nu savunan avukat Tora Pekin ile ÇHD Genel Sekretir Çiğdem Akbulut'un da katıldığı toplantıda hem İmamoğlu'nun savunması sırasında yaşananlar hem de NATO protestolarında tutuklanan avukatlarla ilgili bilgi verildi.

Silivri davalarında yaşananlara değinen Kaboğlu, izlediği duruşmalara ilişkin tanıklığını şöyle anlattı:

"Belki de yargılama tarihinde bir ilk olarak Pazartesi günü bir kişinin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın İmamoğlu'nun aynı gün üç ayrı suçtan üç ayrı mahkemede duruşmasının konulması ve duruşmaya çıkarılmasına tanıklık ettik. Şimdi burada şöyle ciddi bir sorun var. Evet, savcılık bir suç örgütü kurucusu ve lideri olarak ilan etmiş bulunuyor. Suç örgütü var mı, yok mu? Bu ancak mahkeme kararıyla belirlenir. Demek ki suçsuz sayılma hakkına hakkını ihlal etmiş. Daha baştan savcılık bu ihlalde bulunmuş. Fakat mademki böyle bir iddia var, eğer bu iddiada ciddiyse savcı makamı, bu iddiayı yargı, yargıçlar, Ağır Ceza Mahkemesi ciddiye almışsa o zaman suç liderini dinlemek ve suç liderinin de örgüt mensuplarını sürekli olarak dinleyebilmesi, onlara soru yöneltebilmesi gerekiyor.

"DÜN SİLİVRİ'DE ÇOK CİDDİ SAVUNMA İHLALİ YAŞANDI"

Dolayısıyla duruşmaların başından sonuna kadar o kişinin suç lideri olmakla itham edilen kişinin bulunması adil yargılanma hakkının gereğidir. En temel kuralıdır. Ama bu yapılmadı. Özellikle bu hafta bu yapılmadığı gibi dün, dünkü duruşmada önceki bir önceki ifade veren Fatih Keleş, kendi savunmasını yaptıktan sonra avukatlarının savunmaları kesildi, yarıda bırakıldı. Yani Sayın İmamoğlu, onun savunmasına tanıklık edemedi, onu dinleyemedi. Onun ne konuştuğu kendisine aktarılmadı. Ama Fatih Keleş'in avukatlarının sözleri de yarıda bırakıldı. Şimdi bu da tabii çok ciddi savunma hakkının ihlali. Nasıl ki suçsuz sayılma hakkı adil yargılanma hakkının temeli ise insan haklarının sert çekirdeği ise savaş ortamında bile dokunulamayan bir hak ise savunma hakkı da benzerdir.

Bu bakımdan İstanbul Barosu, yöneticileri olarak son derece, son derece öfkeliyiz... Sayın Mahkeme Başkanının ağzından 'Savunma hakkı da sınırlıdır' biçimindeki bir sözün çıkmış olması büyük bir talihsizlik olmuştur.

“KENDİNDEN GÖRMEDİĞİ HERKESİ HAPSE YOLLAMAK”

İmamoğlu'nun avukatı Tora Pekin'in açıklamaları şöyle:

“Başkan somut uygulamaları anlatacak dedi ama somut uygulamalar dışında genel bir bakış ve nereden buraya geldik onları söylemek daha mühim diye düşünüyorum. Şimdi 19 Mart 2025'te bir darbe yaşandı. Bu temel gerçeği aklımızda tutmadan Silivri'de bir hapishane yerleşkesinde sürmekte olan sözde yargılamayı anlamak mümkün değil. Bugün Silivri'de sürdürülen sözde yargılamanın Ekrem İmamoğlu ve diğer yargılananlara karşı çok ağır ve hukuk dışı bir saldırı olduğunu görüyoruz, yaşıyoruz. Ama bu saldırının kaynağını hatırlamak lazım. Kuşkusuz bu saldırı tüm Türkiye'ye yönelik ülkemizin geleceğini tehdit eden topyekun bir saldırının bir parçası. O topyekun saldırının içinde sadece bir tane sözde dava.

Gazeteciler, hakkını arayan emekçiler, sendika temsilcileri, akademisyenler, öğrenciler, avukatlar, siyasetçiler kısaca kendini muhalif olarak tanımlayan, hakkını arayan, siyaset yapmak isteyen kim varsa hapishaneye atılma tehdidiyle burun burunadır. Eğer zaten halihazırda hapishanede değillerse. Siyasal iktidarın temel siyaseti, temel yaklaşımı bu. Herkes hapse. Kendinden görmediği herkesi hapse yollamak.

“SÖZDE BİR DURUŞMADIR”

Koskoca ülke bu kabul edilemez. Hukuk dışı anlayışla yönetiliyor. Hepimiz hukuk güvenliğinden yoksunuz ve bu hapishane tehdidiyle karşı karşıyayız. Öncelikle bunu fark etmeden dediğim gibi dün Silivri'de bir hapishane yerleşkesinde Sayın İmamoğlu'na uygulanan akıl almaz muameleyi anlamamız mümkün olmaz. İkinci olarak evet salonda ne olup ne bittiğini anlatmaya çalışabiliriz. Gazeteci arkadaşlarımızla bunu yapmaya çalışıyorlar. Duruşmanın ilk gününden beri takip ediyorlar, geçiyorlar. Ama bu da tek başına olan biteni kavramak için yeterli olmayacaktır. Çünkü gerçekte olan bahsettiğim ülkeyi esir alan topyekun saldırı maalesef aracı kılınarak yapılmaktadır. Tarafsızlığını ve bağımsızlığını tamamen yitirmiş yargı mensuplarının eliyle oluyor bütün bu işler. Tarafsız ve bağımsız yargı yoksa yapılan şeyin adı yargılama olmaz. Girilen duruşma, gerçek bir davanın duruşması ancak sözde bir davanın duruşmasıdır. Sözde bir duruşmadır.

“BÜTÜN BU DAVALARI İZLEMEYE DAVET EDİYORUZ”

Şu an Ekrem İmamoğlu ve diğer yargılananlara İBB bürokratlarına, iş insanlarına, hatta o iş insanlarının yanında çalışanlara onların karşı karşıya kaldığı şey bir yargılama değildir. Ankara'da verilmiş bir kararın infazıdır. Biz o infaz sürecini yaşıyoruz. Ellerini hızlanmalarının sebebi o infazı bir an önce tamamlamak. Şu an bu dosyada hapiste tutulan 53 kişi kaldı. 53 kişinin de aslında yaşadığı şey tutukluluk değil. Tutsaklık, esir alın her ne şekilde adlandırmak isterseniz o şekilde adlandırabilirsiniz. Ama yasada yazıldığı şekliyle tutkuluk olmadığı açık. Bu anlamda dediğim gibi sözcüklerle kavramak tam olarak mümkün değil olayları yapılan uygulamaların hukuk, mantık ve akıl dışılığını kendi gözlerinizle görmediğiniz sürece bunlar tam an olarak anlaşılamaz eksik kalır. Bu nedenle meslektaşlarımız başta tüm yurttaşların bu yargılamalara, süreçlere sadece İBB davasını kastetmiyorum işte Ezgi ve Yunus Emre'yi birazdan Çiğdem'e anlatacak tüm o süreçleri onların onlara da açılacak davaya, diğer bütün davalara, sahne sanatçılarına açılan davalara gazetecilere, akademisyenlere, iş temsilcilerine açılan davalara ilgi göstermesi, o davaları yerinde takip etmesi, bizzat orada bulunmaları zorunlu. Onları bütün bu davaları izlemeye davet ediyoruz. Bu dayanışma zorunlu. Aksi takdirde gittikçe daha da ağırlaşacaktır bütün bu süreçler.

“SAVUNMA HAKLARINI KULLANDIRMADAN SAVUNMANI YAP DEDİ”

Bu duruşmada olup biteni kavrama meselesini somut bir örnekle anlatmak ve sözlerimi tamamlamak isterim. Dün salonda bulunanlar gördüler, bizzat yaşadılar. Heyet başkanı taraf gerçeği tamamen ters yüz eden bir soru soruldu Sayın İmamoğlu'na. Heyet başkanı tamamen bağlam dışı, tamamen olmayan bir şeyi salonda hiç yaşanmamış bir şeyi zordu. Dedi ki niçin savunma yapmaktan kaçıyorsunuz? Soru yanlış. Sorunun muhatabı yanlış. Soruyu soran kişi zaten yanlış. Böyle bir şey olmadı böyle bir şey hiç yaşanmadığı için bunların hepsi yanlış. Salona girmeden hazırlanmış bir cümle. Mutlaka söylenmek gerekiyordu belli. Bir punduna getirdi ve bu alakasız bağlan dışı cümleyi kurdu heyet başkanı. Neden gerçek dışı? Gerçeği söyleyelim onun üzerinden konuşalım. O yüzden diyorum salonda olmak ve takip etmek lazım diye. 9 Mart'ta ilk oturuma geldik. Ekrem İmamoğlu yapılamadı bir gün sonraya kaldı ama ilk söz alındığında Ekrem İmamoğlu dedi ki madem benim adımla bir suç örgütü iddiası var. Öyleyse ilk ben konuşmalıyım dedi. İlk ben konuşmalıyım ve sorgumu vermeliyim dedi. Heyet bunu reddetti kendi kafasına göre bir liste hazırlamışlar tutuklular için ve o listeydi dayattı.

Yapamadı bu liste dayatıldığı için. Sonra o zaman en sonunda konuşmalıyım dedi ki herkesi dinleyin. Madem herkes benimle ilgili konuşacak. O zaman onları dinledikten sonra savunma hakkımı tamamlamak üzere en sonunda dinleneyim dedi. Heyet ona da uzun süre karşı geldi ama son anda bir tamam en son dinleyelim dedi. Fakat bu sefer de dinletmemek hiç dinlememek için konuşturmamak için akıl almaz bir süre kısıtı koydu ortaya. Yani savunma haklarını kullandırmadan savunmanı yap dedi kısaca.

“NEDEN SİZ EKREM İMAMOĞLU'NU SUSTURMAK İSTİYORSUNUZ”

Dün salonda olan Ekrem İmamoğlu'nun bu kısıtlamaya karşı sözlerini heyete bildirmesinden ibaret. Savunmasını yapacaktı. Ama öncelikle bu savunma haklarını tabii ona bağlı olarak ondan önce Fatih Keleş'in ondan önce Murat Ongun'un dinlenmeyen yaptırılmayan eksik bıraktırılan savunmalarının tamamlanmasını talep etti ve kendisiyle ilgili olarak da süre kısıtlı konulmamasını talep etti. Hatta örnekler de verdi
Fakat bunu da reddetti heyet. Netice itibariyle doğru soru şu. Neden siz Ekrem İmamoğlu'nu susturmak istiyorsunuz? Sorunması gereken soru bu. Gerçek soru bu. Neden savunma haklarını kısıtlıyorsunuz? Heyete sorulması gereken heyetin başkanına sorulması gereken soru bu. Neden beyanda bulunmamızı engelliyorsunuz? Neden Ekrem İmamoğlu'nun beyanda bulunmasını engelliyorsunuz? Doğru soru bu. Ama dediğim gibi bunları biz burada anlatırız. Bunları gözünüzle görmeniz lazım. Çünkü gözünüzle görmezseniz olan biten hukuksuzluğu tam olarak anlamak sahiden mümkün değil. Uzun süredir böyle. Uzun süredir pek çok davada bu böyle. O nedenle tekrar yurttaşlara bütün bu davalara karşı daha duyarlı, daha dayanışma içinde olmalarına ve gerçeği kendi gerçeklik haklarını sonuna kadar kullanmalarını talep ediyorum diye"

"TOPYEKUN SALDIRI SÖZ KONUSU"

Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Sekreteri Çiğdem Akbulut da NATO protestoları gerekçe gösterilerek tutuklanan ÇHD İstanbul Şube Başkanı Ezgi Önalan ve avukat Yunusemre Işık dahil olmak üzere 25 kişinin tutuklanmasına tepki gösterdi.

" Haftalardır ülkenin, dört bir tarafında, bu ülkenin, kendini devrimci demokrat diye tanımlayan, sosyalist diye, tanımlayan aydınlarına, gazetecilerine, öğrencilerine, işçilerine, halka, yönelik bir, topyekUn bir saldırı söz konusu. Sabaha karşı düzenlenen, ev baskınlarıyla insanlar işkenceyle darp edilerek, gözaltına alınıyorlar" diyen Akbulut, tutuklanan avukat ve müvekkilleriyle ilgili şunları söyledi:

"Yalnızca avukatlık faaliyetleriyle suçlanmıyorlar tabii ki. Biraz önce adını geçirdiğim her bir, üyemizin, kendi, politik görüşleri de söz konusu ve bu kapsamda katıldıkları, basın açıklamaları da yasal toplantılar da yine onlara aynı şekilde suçlama olarak yöneltiliyor.

Yani bu noktada kendimizi gözaltına alınan ve tutuklanan nihayetinde yurttaşlarımızdan çok da ayrı tutmak istemiyorum. Evet, savunmaya yönelik bir saldırıyla tabii ki karşı karşıyayız. Ama dediğimiz gibi topyekun tüm yurttaşlara yönelik kendini devrimci, demokrat, sosyalist, aydın bir kesimde, belki de kabul eden, hak ve özgürlük mücadelesi veren, tüm, yurttaşlarla, aynı, pozisyonda saldırılara maruz kalıyoruz.

Ancak bu hafta sonuna geldiğimizde, sevgili Şube Başkanımız Ezgi Önalan ve Yunusemre Işık'ın, gözaltına alınmasında, karşılaştığımız tablo daha da vahimdi. Savunmaya saldırı, yönünden de baktığımızda. Yine dosyada gizlilik kararı vardı ve salı ve çarşamba günleri gerçekleşen, emniyet ifadeleriyle birlikte suçlamalara dair fikir sahibi olabildik. Ezgi ve Yunus Emre yine örgüt üyesi iddiasıyla gözaltına alındılar. Fakat dosyada, kendilerine yöneltilmiş somut, gerçekten suç vasfı taşımaksızın, bir basın açıklamalarına katıldıkları iddiası dahi yok. Bizler o basın açıklamasının aslında suç olmadığını öne süreceğiz mesela bunu iddia edeceğiz ama arkadaşlarımıza yöneltilen somut olarak, şu basın açıklamasına katıldınız ya da şu eylem etkinlikte bulundunuz gibi bir isnat dahi söz konusu değil..."
(ANKA)

Kaynağa Git

İlgili Haberler