Ana içeriğe geç

NATO zirvesi, Deniz Göktaş ve fabrika halleri

NATO zirvesi öncesi yaşananlarla, Deniz Göktaş’ın tutuklanmasıyla bizim fabrikalarda amansızca sömürüye maruz kalmamız arasındaki bağı daha net görmeli ve dile getirmeliyiz.

NATO zirvesi, Deniz Göktaş ve fabrika halleri
Evrensel
16

Antep’ten genç bir fabrika işçisi

Sabahın köründe çıktığımız yolda Başpınar sıcağı canımızı alıyor. Her yemek molasında dilde tek bir sorun: geçim derdi... “Kira nasıl verilecek, doğal gaz şu kadar geldi, elektrik şu kadar geldi vs.” Sosyal medyada ve televizyonda duyduğumuz tek şey ise şu sıralar NATO zirvesi.

Milyonlarca işçinin emeği savaş örgütlerine kaynak oluyor; hastane, okul yapılması gerekirken bütün paralar savunma sanayisine harcanıyor. Bu da savaş demek. Savaş da işçinin her zaman altta kalması demek. Artık bizim bunlara harcayacak bir kuruşumuz dahi olmamalı. Bizim füzeye, üsse değil insanca bir yaşama, iş güvencesine, sendikal özgürlüklere ihtiyacımız var.

Ama gerçekten de haklılar, belli ki yapılabiliyormuş her şey de biz hak etmiyormuşuz. Güya modern bir şehirmiş gibi caddeler boyanıp süsleniyor, yollar düzeltiliyor ama onlar gidene kadar. O makyajlı binaların arkasında bizim emeğimizin nasıl yağmalandığını biliyoruz.

Bunları düşünürken bir yandan da Deniz Göktaş’ın tutuklanmasıyla bir kez daha gördük ki iktidar kendisini eleştirilemez bir konuma yerleştirmeyi çok daha ilerletmiş durumda. Bu yeni düzende güce biat etmeyen ve o kutsallık zırhına en ufak bir eleştiri yönelten herkes haksız ve hukuksuz tutuklamaların hedefi olmaktan kaçamıyor.

Dijital dünyayı bir biat alanına çevirmek isteyen bu zihniyet asıl gücünü ve sertliğini elbette üretimin çarklarının döndüğü fiziksel dünyada gösteriyor. NATO zirvesi öncesi yaşananlarla, Deniz Göktaş’ın tutuklanmasıyla bizim fabrikalarda amansızca sömürüye maruz kalmamız arasındaki bağı daha net görmeli ve dile getirmeliyiz.

Kaynağa Git

İlgili Haberler