İmalat sanayisinin GSYH içindeki payının yüzde 20’lerin altına gerilediğini belirten İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, genç kuşakların daha esnek alanlara yönelmesiyle sanayide aidiyet duygusunun kaybolduğunu ifade etti. Bahçıvan “Teknoloji satın alınabilir ancak nitelikli insan kaynağı ve üretim motivasyonu bir kez kaybedilirse telafisi zordur” dedi.
Yüksek faiz oranları ve artan enflasyon sanayi ve üretimi olumsuz etkilerken, ekonomide hizmet sektörüne doğru kayış hızlanıyor. Bu durum, Türkiye için ciddi bir “erken sanayisizleşme” riskini beraberinde getiriyor.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin temmuz ayı olağan toplantısı, bu tehlikeye dikkat çekmek maksadıyla “Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” ana gündemiyle gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantının ardından düzenlenen panelde; TİM Başkanı Mustafa Gültepe, MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, DEİK Türkiye-Avustralya İş Konseyi Başkanı ve Çalık Holding Yönetim Kurulu Üyesi Steven Young ile TTC Danışmanlık Kurucu Ortağı Tankut Turnaoğlu da söz aldı.
Toplantıda sanayisizleşme riskine dair çarpıcı tespitlerde bulunan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, imalat sanayisinin toplam GSYH içindeki payının yüzde 20’lerin altına düştüğünü hatırlattı. Mevcut üretim tabanının düşük teknoloji, yetersiz öz sermaye, zayıf verimlilik ve yüksek ithal girdi bağımlılığı arasına sıkıştığına dikkat çeken Bahçıvan, şunları kaydetti:
Böyle bir yapı, üretime devam etse bile teknoloji geliştiremez, verimliliğini artıramaz, dış şoklara karşı direnç oluşturamaz ve yüksek gelirli ülke seviyesine geçişi destekleyemez. Gelişmiş ülkelerde sanayinin ekonomi içindeki ağırlığının azalması ile Türkiye’deki durum aynı değildir. Gelişmiş ülkeler, yüksek teknoloji odaklı sanayi sonrası ‘Bilgi Toplumu’na geçerken; Türkiye’de ise geleneksel sektörler kan kaybediyor ve hizmet sektörünün ağırlığı artıyor. Bir başka ifadeyle, Türkiye klasik sanayileşmesini tamamlamadan hizmet ağırlıklı bir ekonomiye dönüşüyor. Bu durumu ülkemizin geleceği açısından doğru bulmuyoruz. Zira bilinmelidir ki toplumlar ancak üreterek ayakta kalabilir.
Bahçıvan, iş dünyasında üretim kültürüne yönelik algının da değiştiğini vurgulayarak, iş insanları arasında “Hâlâ neden sanayicilik yapıyorsun?” sorusunun giderek yaygınlaştığını belirtti.
Bahçıvan “Genç kuşakların sanayi sektörüne ilişkin beklentileri hızla değişiyor. Gençler artık sanayide uzun vadeli bir kariyer hayal etmiyor; daha esnek, hızlı gelir sağlayan ve fiziksel üretimden uzak alanlara yönelmeyi tercih ediyorlar. Sanayicilerimiz, uzun yıllar emek verilerek oluşturulan aidiyet duygusunun giderek kaybolduğundan yakınıyor. Oysa sanayi yalnızca büyük fabrikalardan ibaret değildir. Birbirini besleyen binlerce KOBİ’nin, tedarikçinin, mühendisin, ustanın ve çırağın oluşturduğu büyük bir ekosistemdir. Bu yapı zayıfladığında yalnızca fabrikalar kapanmaz; bilgi birikimi, mesleki kültür ve üretme kabiliyeti de aşınır. Teknoloji satın alabilirsiniz, makine kurabilirsiniz, finansman bulabilirsiniz... Ancak üretim kültürünü benimsemiş, o teknolojiyi kullanacak nitelikli insan kaynağını kaybettiğinizde, bunu kısa sürede yeniden inşa etmeniz mümkün değildir. Yapmamız gereken; sanayimizin üretken kapasitesini koruyan, kırılganlıkları azaltan ve teknolojik dönüşümü destekleyen bütüncül bir yol haritası oluşturmaktır” ifadelerini kullandı.