İzmir- Türk-İş'e bağlı Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası (Sağlık-İş)'in örgütlü olduğu Ege, Dokuz Eylül ve Pamukkale Üniversitesi hastanelerinde, hastane yönetimlerinin de yardım ve desteğini arkasına alan Hak-İş'e bağlı Öz Sağlık İş, işçileri Sağlık İş'ten istifa ettirmeye, yetkiyi gasbetmeye çalışıyor. Sağlık İş İzmir Şube Başkanı Özgür Arslan, Başkan Yardımcısı Erhan Er ve Şube Mali Sekreteri Nazım Özkan sağlık iş kolunda işçilerin karşı karşıya kaldığı sorunları ve verdikleri sendikal mücadeleyi Evrensel’e anlattı. Üniversite hastanelerinde yaşanan sorunlara ve Öz Sağlık-İş’in yetki sürecindeki tutumuna tepki gösteren sendikacılar, hastanelerde personel yetersizliğinin, meslek kodlarının dışında çalıştırılmanın, iş yükü ve baskıların arttığına dikkat çekerek, sendikal mücadelenin işçilerin kendi iradesi ve örgütlülüğüyle yürütülmesi gerektiğini vurguladılar.
İşbirlikçi sendikaya yol açılıyor
Sağlık-İş İzmir Şube Mali Sekreteri Nazım Özkan, Ege Üniversitesi Hastanesi özelinde yaşanan sorunlara dikkat çekerek, Öz Sağlık-İş’in yöneticileri ya da çalışanlarıyla değil hastane yönetimiyle mücadele ettiklerini, hastane yönetiminin, işbirlikçi bir sendikanın yetkili olmasını istediğini belirtti. Ege'de Öz Sağlık-İş’in 30 gündür stant açtığı bilgisini veren Özkan, "Yetkili sendikanın bulunduğu bir kurumda 30 gündür başka bir sendikanın stant açması normal değil. İşçiler, AKP’den olduklarını söyleyen kişiler ve sendika yöneticileri üzerinden baskıyla Öz Sağlık-İş’e yönlendirilmeye çalışılıyor. Ama işçi kimin kendisiyle ilgileneceğini biliyor” diye konuştu.
Öz Sağlık-İş’in saldırılarının ardından fazla mesailerin eksik ya da geç yatırıldığı, puantajların hatalı geldiği ve ani yer değişikliklerinin yapılmaya başlandığı yönünde sorunlar yaşandığını söyleyen Özkan, “Toplu iş sözleşmesine göre ihtiyaç ve gerekçe olmadan yer değişikliği yapılamaz. Ama bu süreç başladığından beri yönetim kendi kafasına göre yer değişikliği yapıyor. Şu anda kuruma karşı 250’ye yakın davamız var. Hastane yönetimi bu şekilde devam ederse davaların devamı da gelecek. Disiplin, insanlara sürekli tutanak tutup ceza vermek değildir. İş verimliliğini de düşünmek zorundasınız” ifadelerini kullandı.
‘Hasta bakıcı kadrosunda tek bir kişi yok’
Ege Üniversitesi’ndeki çalışma koşullarına dikkat çeken Özkan, 2 bin yataklı hastanede hasta bakıcı kadrosunda tek bir kişinin bile bulunmadığını söyledi. Destek ve temizlik personeline her işin yaptırılmaya çalışıldığını belirten Özkan, “Ben hastaneye temizlik personeli olarak girdiysem her işi yapamam. Sen doktora 'tuvalet temizle' diyemiyorsan temizlik personeline de hastayı emanet edemezsin” dedi.
‘Hastanedeki sorunlarla mücadele edin’
Ege Üniversitesi’ndeki işçilerin mücadelesinin önemli bir deneyim olduğunu vurgulayan Özkan, “Biz sendika olarak ‘biraz sizden, biraz bizden’ diyen bir yapı değiliz. İşçinin hakkını sonuna kadar, uzlaşmadan savunuruz, savunuyoruz da. Ege Üniversitesi Hastanesi işçileri çok kez hakları için direndi, mücadele etti. Hastane yönetimi de şu anda bundan çekindiği için ‘uzlaşabileceği’ bir sendika istiyor. Mücadelemiz yönetimle. Kanunlara, imzaladıkları toplu sözleşmeye uymalarını istiyoruz. Yönetim işçiyle, sendikayla mücadele etmek yerine hastanede yaşanan sorunlarla mücadele etmeli” diye seslendi.
PAÜ işçisini kandıramadılar
Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastanesinde çalışan sağlık işçileri de yetki sürecinde tercihini eski sendikanın vaatlerinden değil yetkili Sağlık İş’ten yana yaptı. Hak-İş’e bağlı Öz Sağlık-İş yıllardır yetkiyi kötüye kullanarak işçileri asgari ücrete mahkum etmişti. 3 buçuk yıl önce Türk-İş’e bağlı Sağlık-İş’in yetkiyi almasında sonra işçiler ekonomik ve sosyal haklarda önemli kazanımlar elde etti. Üniversitede idare keyfiyeti sona erdi, TİS ve KÇP süreçlerinde ilk defa eylemlere katılan işçiler oldu. Son yetki sürecinde ise Öz Sağlık-İş temsilcileri işçilere hayali vaatler sunarak üye kazanmaya çalıştı. Bir buçuk aylık süreçte bazı istifa ve geçişler olsa da geri dönüşlerle birlikte halen çoğunluk yetkili olan Sağlık-İş’te. Yetki tespitinde istifaların geçişi için son tarih 4 Ağustos. Sağlık İş İzmir Şube Başkan Yardımcısı Erhan Er “İşçi arkadaşlarımız hayali vaatlerden yana değil sahada gördüğü gerçeklerden yana tercih yaptı” değerlendirmesinde bulundu.
‘Çocuğunu işe aldıracağız’ vaadi
Öz Sağlık-İş temsilcisinin üyelik için işçilere, “Çocuğunu işe aldıracağız, görev yerini değiştireceğiz, hastaneye müdür yapacağız…" gibi vaatlerde bulunduğunu belirten Er, "İşçiyi ikili diyaloglarla yıldıran, saatlerce başından ayrılmayıp çalışamaz hale getiren bir baskı söz konusuydu” dedi. Yaklaşık bir buçuk aydır geçişler olduğunu aktaran Er, “Geçtiğimiz hafta istifa edenler geri dönerek tercihlerini bizden yana yaptı. Baskılara, türlü hayali vaatlere itibar etmeyip yeniden Sağlık-İş sendikası diyerek dik duruşu mevcut arkadaşlarımız göstermiştir. Sendikal mücadele, daha iyi bir gelecek üzerine yürütülmedi. Yalanlarla günü kurtaran söylemler, yalancının mumu yatsıya kadar yanar sözüne döndü” diye konuştu.
Sağlık işçisi: Mücadele ede ede güvenimiz arttı
Memur sendikalarında da benzer rekabetlerin ve idare baskılarının yaşandığına değinen Er, “İdareler kendilerine yandaş, kendi menfaat ve çıkarları doğrultusunda hareket edecek sendika yapısı oluşsun istiyor. Onlara destek veriyor, imkan sağlıyor. İdari kadrolar genelde idareye yandaş sendikalara üye oluyor” dedi.
İstifa edip geri dönenlerin ya da diğer sendikaya üye olmayan işçilerin neden Sağlık İş’ten istifa etmeyi düşünmediğini sorduğumuz Er, “Geçen katta bir ablamızla konuşuyorken; ‘Biz sizinle hak aramayı öğrendik. Sizinle ekonomik ve sosyal şartlarımız iyileşti. 3 buçuk yıl gibi kısa bir sürede bu iyileşmeyi yaşayan biri olarak ben size sahip çıkmak zorundayım’ dedi. Bunu duyduktan sonra sahada bizim mücadelemiz daha da güçleniyor. İyi bir gelecekten bahsederken geçmişi unutmayan bir işçi, bugünü sorgularken, geleceğini planlarken ona göre davranıyor” ifadelerini kullandı.
Röportaj sırasında temsilcilik odasında olan bir sağlık işçisi de sohbet esnasında araya girerek, “Biz eskiden ses çıkarmaya korkardık. İlk eylemlerde ne kadar korkuyorduk, tutanak yer miyiz, işten atılır mıyız diye. Mücadele ede ede güvenimiz arttı. Mücadele etmeden kazanım olmuyor” ifadelerini kullandı.
‘Sendika işçi birlikteliğidir kimse Süpermen değil!’
Son olarak çoğunluğu tekrar sağlama noktasında farkı açtıklarını dile getiren Er, “Artık yetki süreci tartışmasından ziyade önümüzdeki dönem toplu iş sözleşmesi sürecini daha iyi nasıl oluştururuz noktasındayız. Birlikte daha iyi bir gelecek için TİS hazırlık aşamasına geçmemiz lazım. Kişisel menfaat ve çıkarlar doğrultusunda kişilerin oradan oraya savrulmaması gerektiğini, sendikaların politika ve misyon belirleyen bir hareket olduğunu, kişilerin Süpermen olmadığını, mücadelenin birlikte yapılabileceğini söylüyoruz. Hak alma konusunda, kişilerin ‘ben alırım’ sözüne kimsenin itibar etmemesi gerektiğini, alınacaksa beraber alınacağını, mücadeleyi birlikte vermediğimiz sürece hak almanın mümkün olmadığını işçi arkadaşlarımıza anlatıyoruz. Bunu anlatırken de ‘Siz varsanız biz varız. Sendika dediğimiz şey bir işçi birlikteliğidir. Bu birliktelik işçilerle beraberse vardır. Kimsenin vaat üzerinden söylemlerine itibar edilmemesi gerektiğini’ söylüyoruz” dedi.
‘Her işi yaptırmak isteyen anlayışa karşıyız’
Sağlık-İş İzmir Şubesi olarak bölgelerindeki yedi üniversitenin beşinde yetkili olduklarını belirten Sağlık-İş İzmir Şube Başkanı Özgür Arslan da bu dönem yetki süreçlerinde Öz Sağlık-İş’in doğrudan saldırısıyla karşı karşıya kaldıklarını söyleyerek, “Yetki sürecine kısa süre kala bazı yerlerde idari kadrolar, bazı yerlerde ise AKP üzerinden üyeler aranarak Öz Sağlık-İş’e geçmeleri yönünde baskı yapılıyor” dedi.
Taşerondan kadroya geçiş sürecinden gelen mücadele geleneğini sürdürdüklerini ifade eden Arslan, “Hastanelerde iş bırakma eylemleri, basın açıklamaları ve yürüyüşler gerçekleştirdik. Toplu İş Sözleşmesi süreçlerinde işçilerin taleplerini alarak kendi iradeleriyle mücadeleye katılmalarını sağladık. İşçileri aşağılayan, baskılayan ve herkese her işi yaptırmaya çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.
‘Aksaklıklar işçilerden değil, yetersiz idari kadrolardan kaynaklı’
2018 yılından sonra üniversite hastanelerinde kamu işçisi alımı yapılmadığını belirten Arslan, 4/B’li personelin önemli bir bölümünün hizmetli kadrosunda çalıştırılmak yerine büro alanlarına çekildiğini söyledi. Bunun 4/D’li kamu işçileriyle eşitsizlik yarattığını ve hastanelerde iş yükünü artırdığını ifade eden Arslan, “Cerrahi alanlarda, yoğun bakımlarda ve ameliyathanelerde üç-dört bölüme bir ya da iki işçi bakmak zorunda kalıyor. Bu nedenle hasta bakımı ve temizlik aksıyor, uzun süredir bu işi yapan işçilerin yükü katlanılamaz hale geliyor ve meslek hastalıkları ortaya çıkıyor” diye konuştu.
Çözümün çalışanların meslek kodlarının doğru verilmesi ve kadrolarının netleştirilmesi olduğunu belirten Arslan, “İdareler, var olan işçi sayıları üzerinden çalışma programlarını düzenlemeye çalışıyor. Bu da liyakatsiz idari kararlarla bölümlerde aksamalara ve hastaların mağduriyetine yol açıyor” ifadelerini kullandı.
‘Kamu emekçilerini ve işçileri karşı karşıya getiremezsiniz’
Kamu işçileriyle memurları karşı karşıya getiren politikalara karşı olduklarını belirten Arslan, “Sendikal ve sınıfsal olarak tüm emekçilerin birlikteliğinden yanayız. Hastanelerdeki aksaklıklar işçilerden değil, yetersiz idari kadrolardan kaynaklanıyor. Sendikal mücadeleyle elde ettiğimiz kazanımlar işçilerin birlikteliğinin ve mücadele geleneğimizin sonucudur” dedi.
‘İşçiler satın alınacak meta olarak görüyorlar’
Ekonomik ve sosyal hakların artırılması, çalışma koşullarının düzeltilmesi ve iş sağlığı ve güvenliği sorunlarının çözülmesi için mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Arslan, “Sağlık iş kolu tehlikeli bir iş kolu olmasına rağmen iş sağlığı ve güvenliği konusunda ciddi sorunlar yaşanıyor, iş kazaları meydana geliyor. Bunlara karşı da mücadelemizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
Öz Sağlık-İş’in ‘işverenle daha iyi anlaşırız’ algısı yaratmaya çalıştığını söyleyen Arslan, “Para, hediye ve promosyon üzerinden işçiyi sendikal bir özne değil, satın alınacak bir meta olarak gören Öz Sağlık-İş’in bu anlayışına karşı da mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.
‘İşçinin ücretinin yarısı vergiye gidiyor’
İşçilerin aldığı ücretin neredeyse yarısının vergilere gittiğini belirten Arslan, vergi adaleti ve çalışma sürelerinin düşürülmesi için de mücadele ettiklerini ekledi. Arslan, “Meslek kodlarının doğru belirlenmesi, işçilerin sağlık ve güvenlik kurallarına uygun çalışması ve çalışma koşullarının insan onuruna uygun hale getirilmesi için toplu sözleşmelere maddeler koyduk. İşverenler direnç gösterse de geri adım atmayacağız” diye konuştu.
Sendikal mücadelenin iş yeri komiteleri üzerinden güçlenmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, şunları söyledi: “İşçi birleştikçe haklarına daha fazla sahip çıkıyor. İşçilerin kendi iradesini öne çıkaran, taleplerini örgütleyen ve bürokratik sendikal anlayışa karşı duran bir sendikal anlayışı savunuyoruz.”
‘Grev yasağı kaldırılsın, çalışma koşulları iyileştirilsin’
Sağlık iş kolunda özel sektör de dahil yaklaşık 800 bin işçi bulunduğunu belirten Arslan, yüz binlerce işçinin sendikasız ve örgütsüz biçimde çalıştırıldığını, grev yasağının kaldırılması ve çalışma koşullarının demokratikleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Sağlık Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı çalışan işçilerin de birçok sorun yaşadığını söyleyen Arslan, “Burada çalışan işçiler de personel eksikliği, görev tanımı dışında çalıştırma, uzun çalışma saatleri, mobbing ve keyfi yer değiştirmeler yaşıyor. Buradaki işçiler için de çalışma sürelerinin 40 saate düşürülmesi ve eşitliğin sağlanması için mücadele edeceğiz” dedi.
Meslek kodu ile ilgili hata tespit edildi
Dokuz Eylül Üniversitesi’ndeki sorunlara da değinen Arslan, idari kadroların keyfi tutumları ve işçi-memur ayrımı nedeniyle hastane yönetimine ve rektörlüğe birçok rapor sunduklarını belirtti. Yaklaşık 260 işçinin meslek koduyla ilgili teftiş süreci başlattıklarını ve müfettişlerin işverenin hatalı olduğunu tespit ettiğini söyleyen Arslan, buna rağmen keyfi uygulamaların sürdüğünü ifade etti. Arslan, “İş kıyafetlerinin zamanında verilmemesi, keyfi yer değişiklikleri ve işçilere yönelik baskılarla ilgili defalarca uyarıda bulunduk. İşten çıkarılan bazı kamu işçilerinin işe dönüşünü sağladık” dedi.