Ana içeriğe geç

Kadir Özcan'dan ilk şiir kitabı! 'Şiir benim için en özgür haykırış alanı'

GiTa Yayınları’ndan çıkan ilk şiir kitabı ‘Adı Sende Kalsın; Kanadı Bende’yi okurla buluşturan Kadir Özcan, edebiyat dünyasına adım atma serüvenini anlattı. Özcan, kitabını ‘ruhunu dinlendiren samimi bir yol arkadaşlığı’ olarak tanımladı

Kadir Özcan'dan ilk şiir kitabı! 'Şiir benim için en özgür haykırış alanı'
Aydınlık
16

Edebiyat dünyası yeni bir kalemle tanışıyor. Kadir Özcan’ın ilk şiir kitabı “Adı Sende Kalsın; Kanadı Bende”, GiTa Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Özcan, NistiGrevşoB mahlasını kullandığı eserinde sıradan imgelerin ötesine geçerek okurunu içsel bir yolculuğa davet ediyor.

‘SESSİZLİK LİMANINA SIĞINMA ÇABASI’

- İlk kitabınız olan “Adı Sende Kalsın; Kanadı Bende” ile edebiyatımıza giriş yaptınız. Peki, neyin adı bizde yani okurda kalsın? Bu eser bir şiir mi, şiirsel yeni bir tür denemesi mi?

Her insanın içinde sakladığı, telaffuz ettiğinde canını acıtan ya da yüzünü güldüren gizli bir ‘isim’ vardır. ‘Adı Sende Kalsın’ dediğimde, etiketlerin gürültüsünden kaçıp bir sessizlik limanına sığınma çabasını anlatmak istedim. İstedim ki okur, sayfaları çevirirken kendi kalbindeki o gizli duyguyu bulsun. ‘Kanadı Bende’ kısmı ise hislerin gökyüzünde serbestçe süzülmesini sağlayan o kanatları, yani kelimeleri üstlendiğimi anlatıyor. Tür olarak ise bu çalışma, kelimelerin ritmini kaybetmeden duyguları özgür bırakan şiirsel bir tür denemesidir.

- Kitabı elime aldığımda dikkatimi çeken ilk şey arı duru diliniz oldu. Bu bilinçli bir tercih mi yoksa okurluktan yazarlığa geçerken kendiliğinden mi oluştu?

Günümüzde dilimizin uğradığı erozyon benim de içimi sızlatan bir konu. Gündelik yaşamımda da kurduğum cümlelerin özenli ve duru olmasına gayret ederim. Dolayısıyla bu arı duru dil, yapay bir çabayla sonradan giyilmiş bir elbise değil; kelimelere duyduğum saygının sayfalara sızmış doğal bir yansımasıdır.

‘KALIPLARIN DEĞİL, RUHUMUN AKIŞINI DİNLEDİM’

- Bilinç akışı tekniğini şiirlerinizde ne kadar kullandınız?

Kalıpların değil, kendi ruhumun akışını dinledim. Zihnimden geçen düşünceleri doğrudan okuyucuya aktarmak istedim ama tamamen bir ‘bilinç akışı tekniği’ uyguladığımı söyleyemem. Kitabın bütününde bilincin kontrolsüz akışına teslim olmak istemedim. Ben buna teknik bir isim koymaktansa, ‘kendi iç akışım’ demeyi tercih ediyorum. Kalıplara sıkışıp kalmak yerine, okura dokunacak o doğru frekansı bulmayı seçtim.

- ‘Ateş Başında Öz ile Hasbihal’… Ateş hem yok eden hem de insanı olgunlaştıran bir güç müdür?

Ateş sadece yakıp kül eden bir unsur değil; muazzam bir dönüştürücü ve insanı adım adım olgunlaştıran kutsal bir güçtür. Tıpkı kor ateşle dağlanıp içi boşaldıkça büyüleyici sesine kavuşan bir ‘ney’ gibi... İnsan da o ateşte düşe kalka, yana yana pişiyor. Bu yolculukta dünya hırslarını ve egoları bir kenarda bırakmayı öğreniyor, küllerimizden yeniden var oluyoruz.

“GÖRÜNMEZ EMEKÇİLERE SARILMAK İSTEDİM”

- Tasavvuf etkisi epeyce hissediliyor. Bu bir arayış mıdır yoksa tasavvuf deryasına dalış mı?

‘Tasavvuf deryasına daldım’ gibi iddialı cümleler kurmaktan uzak durdum. Ben sadece o deryanın kıyısında yürüyen, oradan ruhuna damlayan suları kelimelere dökmeye çalışan bir yolcuyum. Tasavvuf benim için sonradan eklenmiş bir tema değil, insanın kendi özünü bulma arayışıdır. Hepimiz büyük egolarla büyüyoruz; oysa asıl mucize o ‘ben’i eritip ‘hiç’liğin huzurlu deryasına dalabilmekte. Eğer okur o ‘hiç’liğe doğru yürürken kelimelerimi kendine yoldaş ederse, bu en büyük ödülüm olur.

- ‘Görünmez Şafak Şarkısı’, en güçlü olanlardan biri. Çöpçü sözcüğünü kullanmadan bir günlük yaşamı anlatabilmek için nereden yola çıktınız?

Bu metin, hayata ve emeğe karşı duyduğum derin saygının bir aynasıdır. Hayatın koşturmacası içinde varlıklarını kanıksadığımız o görünmez emekçilere kelimelerimle sarılmak istedim. ‘Çöpçü’ kelimesini özellikle kullanmadım çünkü unvanlar insanı sınırlandırır. Ben o işin ardındaki sanata ve adanmışlığa odaklanmak istedim. Onların her sabah sokakları süpürürken aslında sessiz bir melodi çaldıklarını hissettim.

ŞİİR VE YAŞAMAK ÜZERİNE

- Alain Bosquet’nin sözünden yola çıkarsak; şiir ve yaşamak deyince siz nasıl bir tanım yaparsınız?

Bana göre şiir, insanın en saf duygularını özgürce haykırabilme alanıdır; düz cümlelerle anlatılamayanı bir başkasının kalbine akıtma çabasıdır. Yaşamak ise göçüp gittiğimiz gün arkamızda güzel izler bırakabilmektir. Özetle; şiir o hissi aktarmanın en özgür yolu, yaşamak ise o hissi canlandırma çabasıdır.

- ‘Dar Patika’ başlıklı şiirden yola çıkarsak; ‘aşkınlık’ evreninde nasıl yaşarsınız ve olağana dönüşünüz nasıl olur?

‘Aşkınlık’, bencil ‘ben’i aşarak bütüne ulaşma çabasıdır. Gündelik hayatta yürüdüğümüz yolları bencilce hırslarla, dikenlerle dolduruyoruz. ‘Aşkınlık’, ruhun o dikenli yollardan geçerek hırsları geride bırakabilmesidir. O yüksek duygudan sonra dünyadan kopmuyorum; aksine oradan aldığım ışığı bu dünyaya taşıyorum. Benim kurmaya çalıştığım evren, ‘ben’ kavgasının bitip ‘biz’ olabildiğimiz bir yerdir.

- Sizi ilk kez tanıyacak okurlar için ‘Büyük Eşitlik’, adalet, varoluş ve ben’i arayış üzerine ne söylersiniz?

Eşitliği yol kenarındaki bir çeşme gibi düşünün; kendisine uzatılan her avuca aynı serinliği sunar. Etiketlere bakmadan herkese aynı sevgiyle akabilmektir. Bu akışın nihayetindeki mutlak eşitlik ise ölümdür. Mezarlıklar, dünyanın tüm sahte hiyerarşilerini yıkan en adil meydandır. Varoluş ise tek bir doğrusu olmayan eşsiz bir serüvendir. Okurlarıma vermek istediğim en büyük mesaj; geçici hırslardan sıyrılıp bir çeşme gibi karşılıksız akabilmek ve günün sonunda kendi saf varoluşumuzla kucaklaşabilmektir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler