İstanbul - Hastaların görmediği ama her gün yüzlerce öğünün hazırlandığı hastane mutfağı, sağlık hizmetinin en görünmez alanlarından biri. Yıllarca İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'nin mutfağında, koridorlarında, servis katlarında çalışan yemekhane işçileri, pandemide herkesin yaklaşmaktan çekindiği hastalara yemek taşıdılar, deprem nedeniyle taşınılan üretim alanlarında yüksek sıcaklarda mesailerini sürdürdüler. Ama şimdi aynı hastanenin bahçesinde, bu kez işlerine güvenceli bir şekilde geri dönebilmek için yürüyorlar. İhale değişikliğinin ardından işten çıkarılan yaklaşık 100 yemekhane işçisi, yılların emeğinin tek bir günde yok sayıldığını söylüyor.
‘Hiçbir şey yokmuş gibi temizlik yaptırıldı’
İşçiler, işten çıkarılma kararının kendilerine herhangi bir açıklama yapılmadan bildirildiğini anlatıyor. Kimisi sabah vardiyasına gelip öğle yemeğini çıkardıktan sonra, kimisi iznini yarıda kesip hastaneye geldiğinde kapının önünde bulmuş kendini. On yıldır Çapa yemekhanesinde kat görevlisi Sevim Yıldırım, o günü şöyle anlatıyor: “Sabahleyin geldik. ‘Öğle yemeğini çıkartacaksınız’ dendi. Öğle yemeğini yaptıktan sonra bize temizlik yaptırıldı, iki kat. İki katı temizledik. Hiçbir açıklama olmadan kendimizi kapının önünde bulduk.”
Yirmi bir yıldır hastanede çalışan Canan Özyedierler ise işten çıkarıldıkları sırada izinde olduğunu ve öğrenince izninden geldiğini söylüyor: “Bizi, nasıl diyeyim, bir sokak hayvanı gibi dışarı attılar. Bir açıklama yapmadan... Arkadaşlara demişler işte ‘Biz bitirdik ihaleyi, iş akdinize son verildi.’ Böyle olmaması lazım. Bir yetkili bulamıyoruz karşımızda.” Özyedierler, buraya sadece emeğini değil gençliğini de verdiğini söylüyor. İşçiler, bugüne kadar her ihale değişikliğinde yeni yüklenici firmada çalışmaya devam ettiklerini, bu kez ise ilk kez toplu şekilde işsiz bırakıldıklarını anlatıyorlar.
‘Sıcaktan üç kere bayıldım’
Mikrofon uzattığımız üç kadın işçi de taşeron düzeni altında ağır çalışma koşullarında yıllardır nasıl çalıştıklarını anlatıyor. Çapa yerleşkesindeki binanın boşaltılmasının ardından üretimin taşındığı İkitelli'de, havalandırmanın yetersiz olduğu mutfakta uzun saatler, hem havanın sıcağı hem yemeğin sıcağı ile çalıştıklarını söylüyorlar. Sevim Yıldırım, “15 dakikada bir dışarı çıkıp hava alıyorduk. Tansiyon hastası arkadaşlarımız vardı, şeker hastası arkadaşlarımız vardı, astım hastası arkadaşlarımız vardı” diye açıklıyor. Astım hastası bir kadın işçi, sıcak içindeki çalışma temposunda üç kere bayıldığını, şirketin doktora da götürmediğini ekliyor.
Giriş-çıkış oyunları ve eksik primlerle hak gasbı
Sigorta giriş çıkışlarının günlük yapılması, eksik prim bildirimi, fazla mesailerin karşılığını alamamak ve sürekli şirket değişiklikleri, yıllardır çalışma rejiminin bir parçası olmuş. Sevim Yıldırım, "Akşam mesela mesaj geliyor; 'Sayın Sevim Yıldırım, işten çıkarıldınız.' Sabah mesaj geliyor; 'Sayın Sevim Yıldırım, işe alındınız.' Giriyoruz, çıkıyoruz; giriyoruz, çıkıyoruz" diyerek işçilere günlük sigorta yapıldığını anlatıyor. Aynı zamanda ay sonunda kendi haberi olmadan istirahat izni adı altında sigorta primlerinin eksik yatırıldığını ve bunun emekliliğini etkileyeceğini söylüyor.
‘Hafta sonları 12 saat çalıştırıyorlardı’
11 yıldır Çapa’da çalışan Yasemin Kazan ise hafta sonları ve bayramlarda yaptıkları uzun mesailerin karşılığını alamadıklarını ifade ediyor: “Hafta sonları 12 saat çalıştırıyorlardı, mecburi tutuluyordu. Ne mesai veriliyordu ne bir şey.”
İşçiler gasbedilen kıdem tazminatı haklarını hem de güvenceli bir şekilde işlerinde çalışmaya devam etmek istiyorlar. Konuştuğumuz kadın işçiler işlerine geri dönmek istediklerini, çalışmak zorunda olduklarını söylüyorlar. Kiminin ev kirasına yeni zam gelmiş, kimi yeni kiraya çıkmak zorunda kaldığı için depozitoyu ödeyebilmek için borca girip işten çıkarıldığını öğrenmiş, kimi hamile ve doğum iznine çıkmasına günler kalmış, kimi çocuğuna tek başına bakıyor ve eve yarın ekmek nasıl girecek diye düşünüyor, kimi evin tek geliri...
‘Temizlik personeline yemek dağıttırıyorlar’
Çapa’da yemekhane işçisi alımı için ilan çıkıldığı bilgisi kadınlar arasında yayılınca, Canan Özyedierler tepki gösteriyor: “Çapa’nın zaten yemekhane işçisi var.” 100 yemekhane işçisinin bir anda işten çıkarılmasının ardından hastanede yemek dağıtımı işi, temizlik işçilerinin üzerine yıkılmış durumda. Sevim Yıldırım bu duruma “Biz burada hastanede yemek dağıtırken maske olmazsa uyarıyorlardı. Ama şu anda temizlik personeli çöpü döküyor, ondan sonra eldivensiz, bonesiz yemek dağıtıyorlar” diye tepki gösteriyor.
Direnişlerinin 5. gününde dekanlığa yürümek isterken özel güvenlik müdahalesi ile engellenmelerine, bu süreçte bir yöneticinin bile işçileri muhatap almamasına hem öfkeli hem de kırgınlar. Canan Özyedierler şu ifadelerle anlatıyor tepkisini: “Hiç kimse muhatap olmadı bizle. Bizi dinlemek zorundalar, bize bir yol göstermeleri lazım en azından. Bu kadar hizmet verdik ya. Elimizden hiç su içmediler mi? Hiç mi yemek yemediler? Yani akrabaları yattı, çocukları yattı, biz hepsine eşit davrandık, güzel hizmet verdik. Niye biz böyle davranış gördük? Hak etmedik biz bunu.”
‘Güvencesiz koşullarda çalışmaya niyetimiz yok’
Sevim Yıldırım, hastanede çalışan güvenlikçilerin, hasta bakıcıların, temizlik personellerinin kadroya alındıklarını ancak yemekhane çalışanlarının alınmadığını söyleyip “Biz kadromuzu istiyoruz, işimizi istiyoruz. Alnımızın akıyla çalışıyoruz. Çoğu arkadaşım kirada, çoluğu çocuğu okuyan var, eşi olmayan var, ev geçindiren var. Bunlardan biri de benim. Evin hem annesi hem babasıyım. Kızım üniversitede okuyor” diye ekliyor.
Yeni şirketin sendikal ve kıdem haklarını gasbedecek, mücadelelerini bölecek önerilerine de öfkeliler. Kadın işçilerin kimi yeni şirketin eski şirkete dava açılıp, haklarından feragat ettikleri, deneme süresiyle asgari ücrete, sendikasız çalıştırma önerisiyle işçilerle tek tek görüştüklerini söyledi. Sevim Yıldırım, yeni şirketin üç ay deneme süresinin ardından çoğu işçiyi yine işten çıkaracağını düşündüğünü belirtiyor. Yıllarını verdikleri bu işte de kıdem haklarını gasbettirmeye, daha da güvencesiz koşullarda çalışmaya niyetleri yok.
‘Birlik olursak kazanacağız’
Bu sürecin onlara en çok birlik ve dayanışmayı öğrettiğini söylüyorlar. Sevim Yıldırım, “Bu süreçte birlik ve beraberliğin önemini öğrendik bence. Yani birlik olursak, dağılmazsak ben inanıyorum davamızı kazanacağız” derken tüm Çapa çalışanlarına da dayanışma çağrısı yapıyor. Yasemin Kazan, zaten yakın olan arkadaşlıklarının bu eylemler sürecinde daha da yakınlaştığını ekliyor: “Bu yürüyüşte kenetlenip hep beraber bir ağızdan bir şey söylüyoruz. Tabii ki de bu mutlu ediyor bizi.”
Kazan diğer hastanelerde benzer koşullarda çalışan yemekhane işçilerine de sesleniyor: “Birlik olsunlar, ezdirmesinler kendilerini. Biz geç oldu ama anladık. Keşke kapıya koyulmadan önce birlik olup yapsaymışız diyorum.”