İzmir – Temel Conta’da 15 işçi, 570 günü aşkın süredir grev çadırında ilk günkü kararlılığıyla direniyor. İzmir’deki sendikacılar da bu süreci yakından biliyor. Temel Conta patronu; bakanlığın tespitini, mahkeme kararını, sendikal yasaları ve Anayasa’yı tanımıyor. Grev kırıcılığını sürdürüyor. Bu tutum yalnızca Grevdeki işçiye değil, bütün işçi sınıfının sendikal haklarına yönelik bir meydan okuma.
Ne var ki iki yılı yakın süredir birçok sendika temsilcisi bu tabloyu izlemekle yetiniyor. Zaman zaman grev çadırını ziyaret edip “Yanınızdayız” deniliyor elbette. Ancak gerçek dayanışma bununla sınırlı kalmamalı. Aynı iş yerinin metal bölümünde örgütlü ve aynı konfederasyona bağlı Türk Metal Sendikası, süreç boyunca ortak bir mücadele hattı oluşturamadı. Bölümler farklı olsa da işçiler fiilen grev kırıcılığı koşullarına itildi. Bu durum patronun elini güçlendirdi.
Buna rağmen Petrol-İş üyesi 15 işçi, 570 gündür yalnızca sendikanın grev ödeneğiyle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Aliağa Şubesinin işçilere “Siz ne karar verirseniz, biz desteğiz” yaklaşımı önemli olmakla birlikte, grevi büyütecek fiili dayanışmanın yeterince örgütlenemediği de görülüyor.
Bu süreçte işçiler ağır bedeller ödüyor. Geçim sıkıntısı büyüyor, aileler zor günler yaşıyor. Kirasını ödeyemediği için evinden çıkarılan işçiler olduğunu okuyoruz Evrensel’den. Buna rağmen grevciler, “Kaç yıl sürerse sürsün direneceğiz. Bu greve kaybetmek için çıkmadık” diyor.
Grev çadırında şimdi şu soru tartışılıyor: Mücadele nasıl büyütülebilir? Maden işçilerinin, özel okul öğretmenlerinin eylemlerine bakılıyor; açlık grevini, yalın ayak yürüyüşü, gözaltına alınmayı tartışıyor işçiler. İşçiler mücadeleyi bir üst aşamaya nasıl taşıyacaklarını tartışırken, “Sendikal haklara saygı gösterilsin.” diyen birçok sendikacının Temel Conta grevi yokmuş gibi davranması ise düşündürücü.
İZENERJİ işçileri dayanışmayla büyüyen mücadele ile kazandı
İZENERJİ işçileri olarak 2019’da işverenin toplu sözleşme yetkimize yaptığı itiraz sonrası yaşadığımız ve İzmir’in 15-16 Haziran’ı diye anılan eylemimiz olmuştu. Şubemizin çağrısını destekleyen Genel-İş’in bütün şubeleri büyükşehir ve ilçe belediyelerinin tamamında iş bırakma eylemleri gerçekleştirmiş, belediye otobüsleri kontak kapatmış, temizlik işçileri kentin birçok noktasında dayanışma göstermiş, çöp arabaları ile şantiyenin kapılarını kıran işçiler yolları trafiğe kapatmıştı.
Hizmet üretiminden gelen gücün kullanılması sayesinde ilçe belediyelerinin de işlemez hale gelmesi sonucunda büyükşehir belediyesi birkaç saat içinde geri adım atarak yetkiye itirazını geri çekmek, emniyet gözaltına aldığı temsilci ve işçileri bırakmak zorunda kalmıştı. İzmir’in küçük 15-16 Haziranı denen eylemimiz ve gösterilen sınıf dayanışmasıyla elde ettiğimiz zafer, bugün şehrimizde yaşanan direnişlere de iyi bir örnek teşkil ediyor.
Bizim de, zor günlerin karşısında umutsuzluğa kapıldığımız anlar da, “Artık başka çare kalmadı” dediğimiz günler de yaşadık. Belediye işçileri olarak 2008 yılında taşerondan belediye şirketlerinin kadrosuna geçerek sendikalı olmak için verdiğimiz mücadelede bizler de açlık grevlerini tartışmıştık. Bizi sonuca götüren şey birkaç kişinin açlık greviyle gösterdiği fedakarlık değil, yüzlerce işçinin aynı hedef etrafında birleşebilmesi olmuştu. Park ve bahçe işçileri arasında bölgelerde yapılan toplantılar sonucunda kurulan işçi komiteleri ve komitelerin öncülüğünde başlayan planlı ve kitlesel eylemler, işçilerin DİSK Genel-İş sendikasında örgütlenmesi ile işçilerin taşeron zulmünden kurtularak belediye şirketinde işbaşı yapması ile sonuçlanmıştı.
Patronların ve iktidarların korktuğu esas şey de yüzlerce işçinin birlikte davranması ve dayanışmayı büyütmesiydi. Biz bunu yaşayarak öğrendik.
Belediye işçileri olarak bizlerin taşerona karşı sendikalı ve güvenceli çalışma mücadelemiz ve yaklaşık 10 yıl sonrasında yaşanan “küçük 15-16 Haziran”, işçi sınıfının yalnızlaşmaya ve bedenini açlığa yatırmaya mahkum bir sınıf olmadığını, gücünün birleşerek örgütlenmesinden dayanışmasından ve fiili mücadelesinden geldiğini bir kez daha göstermişti.
Hep birlikte kazanmak için birlikte mücadeleye
Bu deneyim sendikal hakların yalnızca mahkeme salonlarında değil, örgütlü dayanışmayla kazanılacağını gösterirken, yine yakın geçmişte farklı konfederasyonlardan mücadeleci şubelerin yan yana gelmesiyle oluşturulan İzmir Sendikalar Birliği döneminde birçok iş kolundaki direnişlerin dayanışmayla sürdürülmesi ve kazanılmasının örnekleri de yol göstericidir.
Bugün eksik olan bu birlik ve dayanışmanın ortaya konamamasıdır. Temel Conta grevi, yalnızca 15 işçinin mücadelesi değildir. Bu grevin kazanılması bütün işçi sınıfı için moral olacak, örnek teşkil edecek ve örgütlenme isteğinde olan fabrikalara cesaret verecek.
Temel Conta’yı ziyaret edip “Kazanırlarsa hepimiz kazanacağız.” diyen sendikacılar artık ortak bir mücadele programı oluşturmalı. İşçi sınıfının gerçek gücü açlık grevinde ya da çaresizlikte değil; örgütlülüğünde, dayanışmasında ve üretimden gelen gücünde. Grevi yalnızca yasal prosedürlere sıkıştırmak, mücadeleyi patronların belirlediği sınırlara hapsetmek demek. Temel Conta grevi, tüm sendikal hareketin ve başta İzmir’deki mücadeleci sendikacıların ortak sorumluluğunda.
Haydi! Sorumluluklarımızı yerine getirmeye, Temel Conta grevini güçlendirmeye, Temel Conta işçileri ile birlikte kazanmaya!