Nafaka konusu Türkiye’de yıllardır tartışılıyor ve bazı maddeleri değiştirilmek isteniyor. Özellikle kadın örgütleri ise bu değişikliklere, kadınların mağdur edileceği endişesi ile karşı çıkıyor. Son olarak Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran’da Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin başvurusu üzerine AYM, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz olarak” ibaresini iptal etti. Ancak kararın gerekçesi henüz yayımlanmış değil ve mevcut sistemde de bugün itibarıyla herhangi bir değişiklik bulunmuyor. Bu karardan sonra Adalet ve Kalkınma Partisi, uzun süredir hazırlıkları süren 12. Yargı Paketi’ni tatile girmeden önce yeni kanunu Meclis’ten geçirmeyi planlıyor. Kısaca tartışmalar yeniden alevlendi. Peki AYM kararı ne anlama geliyor, kimleri etkileyecek ve kadın örgütleri neden kaygılı; İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Özlem Özkan, Kadının İnsan Hakları Derneği Savunuculuk Koordinatörü Av. Ezel Buse Sönmezocak ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’ndan sosyal çalışması Tuğçe Canpolat anlattı.
1. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı ne anlama geliyor?
Özlem Özkan: AYM, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz olarak” ibaresini iptal etti. Ancak iptal hükmünün yürürlüğe girmesi için dokuz aylık süre tanıdı. Yani bu süre içinde mevcut mevzuat uygulanmaya devam edecek. Bu süre, yasama organı yani Meclis’in yeni bir düzenleme yapabilmesi için tanındı.
2. Mevcut nafaka alacaklıları bu karardan etkilenecek mi?
Ö.Ö: Kanunlar kural olarak geriye yürümez yani mevcut nafaka alacaklılarını ya da dokuz aylık sürede nafaka alacağına hak kazananları etkilemeyecek. Fakat gerekçeli karar henüz yazılmadı. Gerekçeli kararı ve ardından getirilecek yeni düzenlemeyi görmeden kesin bir değerlendirme yapmak da doğru olmaz.
3. Kamuoyundaki tartışmaların odağında “erkeklerin ömür boyu yoksulluk nafakası verdiği” yönünde yaygın algı yer alıyor. Bu ne kadar doğru?
Ezel Buse Sönmezocak: Bu yanlış bilgilere karşı gerçeği tekrar, açıkça söylemek gerekiyor: Yoksulluk nafakası kamuoyuna anlatıldığı gibi “ömür boyu”, “koşulsuz” ve “sonsuz” bir ödeme değil. “Süresiz” ifadesi, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen tarafın yoksulluğu devam ettiği sürece korunması anlamına geliyor. Yani nafaka, ödeyen tarafa bir ceza, alan tarafa da bir ayrıcalık değil. Boşanma sonrası yoksulluğa karşı tanınmış bir güvence. Bir başka gerçek daha var: Kanun cinsiyetsizdir. Kanun “Kadın nafaka alır” demez. Kanun, “boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf” der. Yani boşanma sonrasında yoksulluğa düşen taraf erkekse, o da nafaka talep edebilir.
Ö.Ö: Üstelik mevcut sistemde nafakanın kaldırılması veya azaltılmasına ilişkin çeşitli hukuki yollar da bulunuyor. Yani ‘süresiz’ ibaresi, sanılanın aksine ömür boyu nafaka ödeme yükümlülüğü yaratmıyor.
4. Peki nafaka miktarı nasıl belirleniyor?
Ö.Ö: Öncelikle Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine göre boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru daha ağır olmamak şartıyla diğer taraftan mali gücü oranında nafaka talep edebiliyor. Fakat boşanma davasının açılmasıyla birlikte otomatik olarak nafaka bağlanmıyor. Mahkeme tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını ayrıntılı biçimde araştırıyor. Kolluk tarafından tarafların evlerine gidilip gelir durumları, kirada oturup oturmadıkları gibi pek çok soru soruluyor. Bunun neticesinde mahkeme taraflardan birinin evlilik sonrası yoksulluğa düşeceğine kanaat getirirse nafakaya hükmediyor. Nafaka miktarı belirlenirken nafaka alacaklısının zenginleşmemesi, nafaka yükümlüsünün de yoksullaşmamasına dikkat ediliyor.
5. Nafakanın azaltılması ya da kaldırılması hangi durumlarda mümkün?
Ö.Ö: Nafaka alan kişinin yeniden evlenmesi, evliymiş gibi fiili bir birliktelik sürdürmesi, düzenli gelir elde etmeye başlaması, yoksulluk halinin ortadan kalkması ya da haysiyetsiz bir yaşam sürdürmesi durumunda nafakanın sona erdirilmesi mümkün. Aynı şekilde nafaka yükümlüsünün ekonomik durumunun ciddi biçimde bozulması halinde de mahkemeye başvurularak nafakanın azaltılması veya kaldırılması talep edilebiliyor. Nitekim AYM’nin 2012 tarihli kararında da “yoksulluk nafakasının eşlerden birini diğerinin lehine ömür boyu sürecek bir mali yükümlülük altına sokmadığı, şartların değişmesi halinde nafakanın kaldırılmasının mümkün olduğu”na vurgu yapılıyordu.
6. AYM, bu kararıyla daha önceki kararlarının da aksi yönde bir karar verdi, değil mi?
Ö.Ö: Evet, AYM 2012 ve 2015 yıllarında aynı düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bulmamıştı. Bu nedenle son karar, mahkemenin önceki yaklaşımından ayrılması açısından dikkat çekiyor. 2012 tarihli kararın gerekçesinde ‘süresiz olarak’ ibaresine yer vermesinin amacı, “boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması” şeklinde açıklanıyor. Yine aynı karara göre yoksulluk nafakası, evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde.
7. Kamuoyunda sıkça paylaşılan “Üç ay evli kaldı, 20 yıldır nafaka alıyor” ya da “Nafakayla refah içinde yaşıyor” şeklindeki örnekler gerçeği ne kadar yansıtıyor?
Ö.Ö: Nafaka miktarı kişinin gelirine göre belirleniyor ve genelde de yüzde 15’i ila 30’u arasında olacak şekilde hükmediliyor. Fakat uygulamada birçok nafaka yükümlüsü gelirini düşük gösteriyor, hatta sırf daha az nafaka ödemek için kendisini işsiz gösterenler bulunuyor. Bu nedenle de anlaşmalı boşanmalarda belirlenen istisnai örnekler dışında nafakaların büyük bölümü, temel ihtiyaçları bile karşılamaktan uzak.
E.B.S: Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2024 Yoksulluk Nafakası Araştırması verilerine göre 2024 yılında hükmedilen ortalama yoksulluk nafakası yalnızca 1179,40 TL’ydi. Bu miktarla bir kadının barınma, gıda, ulaşım, sağlık ve temel yaşam giderlerini karşılaması mümkün değil. Dahası, bağlanan nafakalar da çoğu zaman ödenmiyor. Aynı araştırmaya göre mahkemeler tarafından hükmedilen nafakaların yüzde 44’ü nafaka yükümlüleri tarafından ödenmedi. Yani kadınlar çoğu zaman düşük miktarda bağlanan nafakaya dahi erişemiyorlar.
8. Asıl sorun kanun maddesinde değil uygulamada o zaman, öyle mi?
Ö.Ö: Evet. Asıl sorun, kamuoyunda tartışıldığı gibi nafakanın süresiz olması değil; nafaka kararlarının alınmasının ve uygulanmasının güçlüğü. Zira mevcut sistemde nafaka yükümlüsü gerçekten mağdursa ya da ekonomik durumu bozulmuşsa mahkemeye başvurabiliyor ve yine kolluğun incelemesi sonrası şartların sağlanması halinde nafakanın indirilmesi ya da tamamen kaldırılmasına karar verilebiliyor zaten. Diğer taraftan boşanma davalarında ekonomik araştırmaların yapılması, gelir durumlarının tespiti ve delillerin toplanması nedeniyle bazı kadınlar aylar hatta yıllar boyunca nafaka alamadan yaşam mücadelesi veriyor. Gözlemci olarak takip ettiğim bir boşanma davasında kadına iki yıl boyunca nafaka bağlanmadı.
9. Diğer taraftan Türkiye’de nafaka alanların büyük kısmını gerçekten de kadınlar oluşturuyor, değil mi?
Tuğçe Canpolat: Evet. Fakat bunun nedeni yasal bir ayrıcalık değil, kadınların yaşam koşulları. Pek çok kadın erken yaşta evlendiriliyor, eğitim hakkından mahrum bırakılıyor ya da evlendikten sonra çalışmasına izin verilmiyor. Çalışmaya devam edenler ise çocuk doğduktan sonra bakım yükü nedeniyle iş yaşamından kopabiliyor. Evin yönetimi, çocukların bakımı, gündelik hayatın organizasyonu gibi görünmeyen emek yıllarca kadınların omuzlarında kalıyor. Boşanma gerçekleştiğinde ise kadınlardan sanki erkeklerle aynı ekonomik koşullara sahipmiş gibi hayatlarını yeniden kurmaları bekleniyor.
E.B.S: Bu beklenti gerçekçi değil. Adil hiç değil.
Ö.Ö: Öyle ki adli yardım talepleri de kadınların yoksulluğunu gözler önüne seriyor; başvuruların yüzde 96’sı kadınlardan geliyor.
10. Bu durumda, AYM’nin iptal kararı ne gibi riskleri beraberinde getirebilir?
T.C: Süresiz nafakanın kaldırılması, ekonomik, psikolojik veya fiziksel şiddete maruz bırakılan kadınların ellerindeki son güvencelerden birinin zayıflaması anlamına gelebilir. Kadınların boşanma sonrasında sosyal desteklere, kreş hizmetlerine ve ekonomik güvencelere erişemediği bir ortamda bu tür değişiklikler, şiddet ortamından uzaklaşmayı zorlaştırabilir. Birçok kadın boşanma kararı alırken, sonrasında nasıl geçineceği ve çocuklarına nasıl bakacağı konusunda daha büyük kaygılar yaşamaya başlayabilir.
Kadınlar, evlilik ve çocuk sonrası iş gücünden uzaklaşıyor
Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının yayımlanmasıyla birlikte tartışmanın hukuki çerçevesi daha net ortaya çıkacak. Ancak Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranlarının erkeklerden düşük olması, bakım yükünün büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenilmesi ve boşanma sonrasında çocuk bakımının çoğunlukla annelerde kalması, nafaka tartışmasını yalnızca hukuki değil aynı zamanda sosyal bir mesele haline de getiriyor.
Zira TÜİK verilerine göre istihdam oranı erkeklerde yüzde 65.4 iken kadınlarda yalnızca yüzde 31.2 seviyesinde. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) Şubat 2025 tarihli ‘İstanbul İşgücü Piyasası ve Kadın İstihdamı’ raporuna göre ise kadınların istiham oranı, evlilikle ve çocukla birlikte geriliyor. Bulgular, evlilik sonrası kadınlarda istihdam oranının ortalama yüzde 11 azaldığını, ilk çocuğun doğumuyla birlikte ek olarak yüzde 7.2 daha düştüğünü gösteriyor.
Nafaka için üç model
Yeni nafaka düzenlemesiyle ilgili üç model gündemde. AKP’nin masasındaki taslakta nikah tarihiyle boşanma davasının açıldığı gün arasındaki sürenin dikkate alınması bekleniyor. Buna göre 3 yıl evli kalanlara 5 yıl, 5 yıl evli kalanlara 7 yıl, 10 yıl evli kalanlara ise 12 süreyle nafaka ödenmesi öngörülüyor. Nafakanın sona ermesiyle maddi zorluk yaşayabilecek kadınlar için ise sosyal yardım mekanizmalarının devreye alınması düşünülüyor. Bu kapsamda ödemelerin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığıyla yapılması seçeneğinin değerlendirildiği ifade ediliyor.