John Steinbeck’in Gazap Üzümleri romanındaki o uzun yolculuklarda olduğu gibi insanlar bazen yalnızca bir kişiyi değil, bir ihtimali, bir değişim beklentisini de takip eder…
Özgür Özel’in Diyarbakır ve Gaziantep yolculuğunda siyaset büyük salonlarda, uzun kürsü konuşmalarında değil; sokak aralarında, esnaf dükkânlarının önünde, uzatılan bir çiçekte, ikram edilen bir tabakta ve kalabalığın içinden yükselen seslerde kendini gösterdi.
DİYARBAKIR VE GAZİANTEP…
Biri hafızasıyla, diğeri üretimiyle anılan iki şehir. Biri geçmişin izlerini bugünün siyasetiyle birlikte taşıyor, diğeri emeğin ve ekonominin gündelik mücadelesini anlatıyor.
Özgür Özel’in Güneydoğu yolculuğu da tam olarak bu iki farklı hikâyenin içinde geçti.
DİYARBAKIR…
Diyarbakır’da ziyaret, daha kente girildiği anda farklı bir atmosfere büründü.
Davul zurna ile karşılandı Özel.
Haziran sıcağının insanı gölgede bile zorladığı bir günde, sokakta bekleyenlerin yoğunluğu dikkat çekti. Kimi elinde çiçekle geldi, kimi ciğer ikram etti, kimi sadece kalabalığın içinde yer alıp “buradayız” demek istedi…
Özel’in Diyarbakır rotası da sembollerle doluydu.
Önce cami ziyareti, ardından Dört Ayaklı Minare…
Diyarbakır, geçmişi kolay unutan şehirlerden değildir…
Özel’in 2015 yılında öldürülen eski Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin vurulduğu yere çiçek bırakması, kentin hafızasına yapılan bir ziyaret olarak öne çıktı.
DEMİRTAŞ’IN SELAMI…
Diyarbakır’daki en dikkat çeken anlardan biri, Selahattin Demirtaş mesajı oldu.
Demirtaş’ın memleketi Diyarbakır’da Özel, “Benim buraya geleceğimi öğrenince Demirtaş size selam gönderdi.” dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlıkların kaldırılması sürecindeki “evet” oyuna ilişkin “Pişman değilim.” açıklaması da kentte konuşulan başlıklardan biriydi.
Özel’in Diyarbakır ziyareti bu açıdan yalnızca bir siyasi program değil; hafızaya dokunma, kırgınlıkları dinleme ve yeni bir dil kurma çabasıydı.
⸻
İKİNCİ DURAK: GAZİANTEP…
Victor Hugo’nun Sefiller romanında sokaklar yalnızca bir mekân değil, insanların hikâyelerinin aktığı yerdir.
Gaziantep sokaklarında siyaset de biraz böyle aktı.
Sabah saatlerinde Nizip’te karşılanan Özel, yine klasik siyasi görüntülerin dışında bir yerde durdu.
Karşısında büyük bir sahne yoktu. Protokol sıraları yoktu.
Bir bank vardı, kalabalık vardı ve doğrudan kurulan bir temas vardı.
Özel buradan, “Biz partiyi atanmışlara bırakmayacağız.” mesajını verdi.
Sonrasında adres, planlanan esnaf ziyareti için çarşı ve pazar oldu.
Bu ziyaret, yoğun ilgi nedeniyle adeta halk buluşmasına dönüştü. Kalabalıktan dükkânlara girmek kolay olmadı.
Mikrofon uzattığımız sırada sloganlar yükseliyordu.
Vatandaşlar Özel’e sesleniyor, fotoğraf çekilmek isteyenler yaklaşıyor, sokaktaki hareketlilik giderek büyüyordu.
Ve günün fotoğrafı yine aynıydı: Bir bank…
Özel bir kez daha bankın üzerine çıktı.
Bu kez karşısında yaşlısından çocuğuna kadar farklı yaş gruplarından insanlar vardı. Kimi telefonuyla kaydetti, kimi dikkatle dinledi, kimi sadece o anın içinde yer aldı.
Kapalı salonlardan değil, çarşının içinden; kürsülerden değil, vatandaşın sesinden…
Bu iki günlük yolculuğun en akılda kalan görüntüsü belki de bir liderin sürekli aynı yere dönmesiydi:
Sokağa.
Çünkü bazı siyasi yolculuklar kilometrelerle değil; dokunulan ellerle, duyulan cümlelerle ve geride kalan görüntülerle ölçülür.
Özgür Özel’in Güneydoğu ziyareti de böyle bir yolculuk olarak kayda geçti.
Ve iki günde ortaya çıkan en güçlü kare şuydu:
Büyük bir miting alanı değil…
Dev bir sahne değil…
Bir bankın üzerinde duran bir lider ve onu dinleyen bir kalabalık.
Çünkü bazen siyasetin gerçek sesi, en yüksek kürsüden değil; sokağın içinden gelir.