Ana içeriğe geç

Ortak savunma girişimi çöktü, liderlik yarışı başladı

Avrupa Gündemi'nde bu hafta çöken Alman-Fransız ortak savaş uçağı projesi FCAS, Fransız medyada aşırı sağcı tekelleşme, yapay zeka ve işten atmalara yönelik tartışmalar ve İngiltere'deki 16 yaş altına sosyal medya yasağı var

Ortak savunma girişimi çöktü, liderlik yarışı başladı
Evrensel
16

Almanya-Fransız iş birliğiyle başlatılan ortak savaş uçağı projesi FCAS, ‘Future Combat Air System’in (geleceğin muharebe hava sistemi) Avrupa’nın en büyük ve muhtemelen en pahalı savunma projesi olacaktı. Ancak başarısızlıkla sonuçlandı. Ortak savaş uçağı projesinin çökmesiyle, son yılların en iddialı Avrupa savunma girişimlerinden biri de sona ermiş oldu. Bu karar aynı zamanda bir rota değişikliğine işaret ediyor: Berlin askeri havacılık alanında tek başına dünya lideri olma arzusunda ve bu yolda adımlar atıyor.

Fransa’da yüzlerce gazeteci işten çıkarılıyor, yazı işleri yapay zekaya devrediliyor, medya birkaç milyarderin elinde yoğunlaşıyor. Fransa’da basın emekçileri, haber üretiminin ticari ve ideolojik hesaplara kurban edilmesine karşı alarma geçti. Geçtiğimiz hafta bir günlük greve çıkan gazeteciler ve basın çalışanları, işten çıkarmalara, güvencesizliğe ve medya tekelleşmesine karşı mücadeleyi sürdürüyor. Humanite gazetesinden seçtiğimiz makalede de, “Sadece basın çalışanlarını değil, bütün yurttaşları ilgilendiren medya ekosistemini yeniden düşünmek, aynı zamanda haber alma hakkını ve demokrasiyi korumak anlamına geliyor” vurgusu yapılıyor.

İngiltere’de hükümetin 16 yaş altındaki çocukların sosyal medya erişimini kısıtlamaya yönelik planları tartışılırken, konu yalnızca çevrim içi güvenlik değil; aynı zamanda gençlerin bilgiye erişimi, sosyalleşmesi ve dijital dünyada nasıl yetişeceği sorularını da beraberinde getiriyor. The Guardian’da yayımlanan bu yazıda Rosie Parkyn, sosyal medya yasaklarının tek başına çözüm olmayacağını belirtirken, gençlerin dijital çağda bilinçli bireyler olarak yetişebilmeleri için medya okuryazarlığının ve güvenli alternatif alanların önemine dikkat çekiyor.

Askeri havacılıkta liderlik

German Foreign Policy
Almanya

Almanya, özellikle askeri havacılık alanında önümüzdeki 15 yıl içinde uluslararası alanda lider ülke olmayı hedefliyor. Hükümet tarafından yakın zamanda kabul edilen yeni Alman havacılık stratejisinin sonucu bu. Belge, bağımsız Avrupa ve Alman yeteneklerinin geliştirilmesinin değerini vurguluyor ve ilk kez sivil ve askeri havacılık arasında yakın iş birliğine güçlü bir vurgu yapıyor. Özellikle Alman insansız hava aracı (İHA) yeteneklerinin geliştirilmesine dikkat çekiliyor. Ayrıca, Almanya’nın “son teknoloji askeri havacılık teknolojilerinin araştırma, geliştirme ve üretiminde Avrupa’da lider” olması gerektiği belirtiliyor.

Bunu göz önünde bulundurarak, Başbakan Friedrich Merz geçen hafta başında, en gelişmiş altıncı nesil savaş uçağı olan Fransız-Alman geleceğin muharebe hava sistemi (FCAS) projesinin geliştirilmesinin iptal edildiğini duyurdu. Fransız şirketi Dassault, projede endüstriyel ve teknolojik liderliği elinde tutuyordu. Şimdi, aralarında Airbus, Hensoldt ve Diehl Defence’in de bulunduğu sekiz Alman şirketi onun yerini alacak.

Başbakan Friedrich Merz, altıncı nesil Fransız-Alman savaş uçağı projesinin geliştirilmesinin resmen sona erdiğini açıkladı. 2017’deki başlangıcından bu yana, proje Berlin ve Paris arasında iş bölümü, teknolojiler ve kârlar konusunda yaşanan anlaşmazlıklarla boğuşuyordu. Tekrar tekrar belirtildiği gibi, anlaşmazlıkların temel nedenlerinden biri, Almanya’nın NATO uyumluluğuna öncelik vermesi, Fransa’nın ise savaş uçağını nükleer silahlarının teslimat sistemi ve uçak gemisinde kullanmak istemesiydi; bu da nihayetinde bir anlaşmaya varılmasını engelledi.

Aslında, Berlin, orijinal anlaşmaya uygun olarak, Dassault Aviation’ın Fransa için endüstriyel ve teknolojik liderlik konusunda ısrarına itiraz etti; karşılığında Almanya, Fransız-Alman ana kara muharebe projesinde (MGCS) liderliği aldı. Savunma Bakanı Boris Pistorius yakın zamanda savaş uçağı projesinin “gerçekliğe çarpan iddialı, büyük bir Avrupa projesi” olduğunu belirtti. Bu durumda “gerçeklik”, Berlin’in artık Paris’e lider rolü vermeye istekli olmadığı anlamına geliyor.

Berlin, Fransa’nın lider konumda olmadığı ancak Alman sanayisinin önemli bir rol oynadığı FCAS (geleceğin muharebe hava sistemi) projesinin ilgili bölümlerine devam etmeyi amaçlıyor. Bu durum özellikle FCAS’nin insansız hava aracı bileşeni ve “muharebe bulutu” olarak adlandırılan yapı için geçerli. İkincisi, FCAS programının temel bir unsuru olarak kabul ediliyor: Alman silahlı kuvvetlerine göre, “ağ içindeki tüm bilgilerin, bir göreve katılan diğer tüm sistemlere -havada, karada, denizde veya siber uzayda- gerçek zamanlı olarak erişilebilir olmasını” sağlamak üzere tasarlandı. Geçen hafta uluslararası havacılık ve uzay fuarında (ILA), Merz, Alman hükümetinin muharebe bulutu üzerindeki çalışmalara devam etmeyi amaçladığını belirtti.

Berlin’in savaş uçağı geliştirme projesinden çekilme kararının ardında, ILA Berlin hava gösterisinin başlamasından kısa bir süre önce kabul edilen Alman hükümetinin yeni havacılık stratejisi yatıyor. Bu strateji, Almanya’nın önümüzdeki 15 yıl içinde önde gelen bir havacılık ülkesi olarak kendini kanıtlamasının yolunu açmayı amaçlıyor. Maliye Bakanı Merz, hava gösterisindeki konuşmasında, Alman havacılık endüstrisinin sadece inovasyon ve ekonomik gücü değil, aynı zamanda egemenliğimizi, ülkeyi ve ittifakımızı savunma yeteneğimizi de güvence altına aldığını belirtti. Sözlerine şöyle devam etti: “Şimdi Almanya’nın uluslararası rekabette bir havacılık merkezi olarak konumunu güçlendirmek için rotayı belirliyoruz.” Strateji, iklim koruma, tedarik zinciri sorunları ve sivil havacılıkta faaliyet göstermenin maliyetleri de dahil olmak üzere bir dizi konuyu kapsıyor. Sonuncusuyla ilgili olarak Merz, ILA’da hava trafik kontrol ücretlerinde indirim ve federal hükümetin Alman bölgesel havaalanları için hava trafik kontrol maliyetlerini üstlenmesi gibi önlemleri açıkladı; bu paket, Almanya’daki hava trafik maliyetlerini yaklaşık yarım milyar avro azaltmayı hedefliyor. Alman sanayisinin az sayıdaki büyüme sektörlerinden biri olarak kabul edilen Alman havacılık sektörü, 2024’ten 2025’e kadar gelirlerinde yüzde 19’luk bir artış kaydetti. Başlıca büyüme itici gücü, Alman Havacılık ve Uzay Sanayileri Birliğine (BDLI) göre gelirlerinde yüzde 35’lik bir artış sağlayan askeri havacılık sektörü oldu.

Yeni strateji, özellikle Almanya’da olmak üzere Avrupa’da hem üretimde hem de tedarik zincirlerinde bağımsız kapasitelerin oluşturulmasına ve sürdürülmesine özel önem veriyor. Örneğin, belge iki milyar avro ile yenilenebilir havacılık yakıtlarının teşvik edilmesini öngörüyor, ancak bunu iklim koruma ihtiyacıyla değil, “Avrupa’da üretimin, havacılık yakıtlarının uzun vadeli tedarikinde daha fazla bağımsızlığa önemli bir yapısal katkı sağladığı” argümanıyla gerekçelendiriyor. Ayrıca, strateji Almanya’nın teknolojik egemenliğinin korunmasını ve güçlendirilmesini de vurguluyor. Belgede, “Dış teknoloji tedarikçilerinden bağımsızlık ve savunma ve kriz durumlarında kritik teknolojilerin kullanılabilirliğinin ve işlevselliğinin sağlanması merkezi öneme sahiptir” deniyor. Ayrıca, strateji, sivil ve askeri projeler arasında yakın ve erken iş birliğini mümkün kılan orta ve uzun vadeli bir araştırma ve geliştirme yaklaşımını savunmaktadır. Kısa vadede odak noktası, Alman silahlı kuvvetlerinin hızlı konuşlandırma kabiliyetidir. Gerçekten de bu, Federal Almanya Cumhuriyeti tarihinde havacılık sektöründe sivil ve askeri unsurlar arasında bu kadar yakın bir bağlantının kurulduğu ilk örnek olabilir.

Strateji ayrıca insansız hava araçlarına ayrı bir bölüm ayırarak, “Askeri insansız hava aracı teknolojisinde Alman ve Avrupa uzmanlığının genişletilmesinin” “Merkezi güvenlik ve sanayi politikası açısından önem taşıdığını” belirtmekte. Tamamen teknolojik bir bakış açısıyla, Almanya başarılı bir insansız hava aracı endüstrisi geliştirmek için gerekli yeteneklere sahip. Şu anda, insansız hava araçları alanında 15 binden fazla kişiyi istihdam eden yaklaşık 230 şirket faaliyet göstermekte. Buna dayanarak, strateji Almanya’yı önde gelen uluslararası insansız hava aracı merkezi olarak kurmayı hedeflemekte. Nitekim, Helsing ve Stark Defence gibi Alman girişimleri -çoğu zaman Ukraynalı şirketlerle yakın iş birliği içinde- Avrupa’nın en önemli insansız hava aracı üreticileri arasında yer almakta. Savunma Bakanı Pistorius, Upjever hava üssüne yaptığı ziyarette, Almanya’nın ordunun insansız hava aracı savunma yeteneklerine önemli ölçüde yatırım yapacağını açıkladı ve Berlin’in on yılın sonuna kadar sadece insansız hava aracı savunmasına yaklaşık 16 milyar avro yatırım yapacağını sözlerine ekledi.

Alman hükümeti, sadece insansız hava araçlarında değil, askeri havacılığın tüm alanlarında lider bir konum hedefliyor. Yeni havacılık stratejisine göre Almanya, “son teknoloji askeri havacılık teknolojilerinin araştırma, geliştirme ve üretiminde Avrupa’da lider” olmalıdır. Strateji, “askeri uçak üretiminin tüm süreç zincirine hakim olmanın” “siyasi olarak egemen eylem için temel bir ön koşul” olduğunu belirtiyor. Bu ifade aynı zamanda Berlin’in FCAS’taki endüstriyel ve teknolojik liderliği Fransa’ya bırakmak istemediğini, aksine Alman konumunu güçlendirmek istediğini de vurguluyor.

Çeviren: Semra Çelik

Kriz, işten çıkarmalar ve yapay zeka: Fransız basını eylemde

Ewen Dubée, Margot Bonnéry, Caroline Constant
Humanité/Fransa

Demokrasinin araçlarını yok etmeye kalktığınızda, sonunda demokrasinin kendisini de yok etmiş olursunuz. Vatandaşları bilgilendirmesi ve aydınlatması gereken gazeteler ve medya kuruluşları hem mali hem de teknolojik bir fırtınanın içinde savruluyor.

Binlerce iş tehlike altında. Bölgesel günlük basın grubu Ebra 300 ila 400 kişinin işten çıkarılmasını planlıyor. 2021 yılında Vincent Bolloré tarafından satın alınan Prisma Media 270 çalışanını işten çıkarıyor. Infopro Digital ise 19 yazı işleri çalışanını işten çıkararak yerlerine yapay zeka kullanmayı planlıyor. Liste bununla da sınırlı değil: Ouest-France, Le Télégramme ve Groupe Marie Claire gibi kuruluşlar da benzer süreçlerin içinde yer alıyor.

Yaklaşık 600 pozisyon tehdit altında

Her yerde işten çıkarmalar yaşanıyor ve bunun bağımsız haber merkezlerinden başlayıp matbaalara, dağıtım ağlarına ve La Poste’a kadar uzanan bilgi üretim zinciri üzerinde zincirleme etkileri görülüyor.

Ulusal Gazeteciler Sendikası (SNJ) temsilcilerinden Agnès Briançon durumun vahametini şöyle özetliyor: “Sadece son altı ayda açıklanan işten çıkarma planları kapsamında yaklaşık 600 pozisyon etkilenecek. Bu tam anlamıyla bir kan kaybı.”

Yerine kimsenin alınmadığı emeklilikler, kısa süreli ve daha düşük ücretli sözleşmelerin yaygınlaştırılması, serbest gazetecilerin maaş yerine fatura karşılığı çalıştırılması -ki bu uygulama onların statüsünü düzenleyen yasalara aykırı- artık sıradan hale gelmiş güvencesizleştirme yöntemleri olarak öne çıkıyor…

İdeolojik projeler adına mesleklerin tasfiyesi

Medyanın mali sıkıntılarının birçok nedeni bulunuyor. Dijital dönüşüm süreci, bazı yayın kuruluşları tarafından daha başarılı, bazıları tarafından ise daha başarısız şekilde yönetildi.

SNJ-CGT’den Pablo Aiquel ise ekonomik gerekçelerin tüm işten çıkarma planlarını açıklamadığını vurguluyor: “Birçok bölgesel gazete mali sonuçları nedeniyle zor durumda olsa da Vincent Bolloré’ye ait Prisma grubunda açıklanan işten çıkarma planları gibi bazı uygulamalar, aşırı sağcı milyarderin medya grubunu parçalayarak kendi ideolojik projesini hayata geçirme yönündeki açık iradesinden kaynaklanıyor.”

Giderek artan güvencesizlik, serbest çalışan gazetecileri de vuruyor. İnsan onuruna yakışır çalışma koşullarının ve İş Kanunu’nun uygulanmaması nedeniyle çok sayıda gazeteci mesleği terk ediyor. Bu durum, adı konulmamış bir toplu işten çıkarma planı olarak değerlendiriliyor.

Bilginin geleceği tartışma konusu

Bu gelişmelerin etkisi yalnızca gazetecileri değil, tüm basın ekosistemini vuruyor. Bunun bir nedeni, okuma alışkanlıklarının değişerek basılı gazetelerden ekranlara yönelmesi. Ancak sorun bununla sınırlı değil.

Gazete satış noktalarının sayısı son on yılda yüzde 26 oranında azaldı. Kağıt fabrikalarının kapanması, kağıt krizi, matbaacılık ve dağıtım sektöründeki sorunlar da tabloyu ağırlaştırıyor. Kriz, sektörün tamamını etkiliyor: Yalnızca binlerce istihdamı değil, aynı zamanda mesleki bilgi ve birikimi de tehdit ediyor.

Filpac-CGT’den Pascal Lefebvre’ye göre: “Büyük medya grupları basılı yayınların sonunu hızlandırmaya karar verdi. Birkaç yıl önce Le Figaro’nun Genel Müdürü Marc Feuillée, kağıt gazetenin yalnızca elitler için, çok yüksek fiyatlarla varlığını sürdüreceğini söylemişti. Çünkü düşünmeye, analiz etmeye ve somutluk hissine olanak veren mecra oydu. Geri kalan her şey sosyal ağlar ve ekranlar üzerinden yürütülecekti.”

Sendikacıya göre bu sürecin hızlanmasının temel nedenlerinden biri kağıt fiyatlarındaki akıl almaz artış. Fransa artık yeterince gazete kağıdı üretemiyor; ihtiyaç duyduğu yaklaşık 400 bin tonun yarısını, yani 200 bin tonunu Kanada’dan gemilerle ithal etmek zorunda kalıyor. Kağıt fabrikalarının sayısı da ciddi şekilde azalmış durumda…

Bu gidişatın sonunda yalnızca gazeteciler değil düzeltmenler, ikonograflar, yazı işleri çalışanları ve çok sayıda içerik üreticisi de mesleklerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyor. Aynı zamanda haberin ve bilginin kalitesi de tehdit altında.

Son yirmi yılda siyasi iktidarlar, geleneksel gelir kaynağı olan reklam gelirleri sert biçimde düşen medyanın şüpheli ve aşırı sağcı milyarderlerin ellerinde yoğunlaşmasına büyük ölçüde katkıda bulundu. Bugün görülen tablo, medyanın ezici çoğunluğunu kontrol eden küçük bir patronlar grubunun, medya kuruluşlarını geliştirmek için yatırım yapmak yerine istihdamı tasfiye etmeyi tercih ettiğini gösteriyor. Sadece basın çalışanlarını değil, bütün yurttaşları ilgilendiren medya ekosistemini yeniden düşünmek; aynı zamanda haber alma hakkını ve demokrasiyi korumak anlamına geliyor.

Çeviren: Eren Can

Birleşik Krallık’ta sosyal medya yasağının tehlikelerine ve gençlere gerçekten nasıl yardımcı olabileceğimize karşı uyanık olmalıyız

Rosie Parkyn
The Guardian /İngiltere

Bir ebeveyn olarak, başbakanın pazartesi günü 16 yaşın altındaki çocukların sosyal medyayı kullanmasını engelleyecek açıklamasının cazibesini anlıyorum. Şu anda, çocuğunuzun dikkatini çekmek için sonsuz kaydırma ile sürekli bir mücadele içindesiniz, gerçek dünyayı keşfetme dürtüleri ise her zaman ulaşılabilir olan sonsuz eğlenceyle bastırılıyor. En iyi ihtimalle, hızla gelişen beyinleri sentetik, sansasyonel ve sığ içeriklerle çürüyor - insanlığın en kötü içgüdülerine hitap eden en etkisiz yaratıcı çıktısı. En kötü ihtimalle, onları maniple etmeye, sömürmeye veya işe almaya çalışan güçler tarafından avlanıyorlar. Etrafınıza bakıyorsunuz ve burnunuzun dibinde olsalar bile nerede olduklarını merak ediyorsunuz. Yaratıcılığa yol açan ve bizi ileriye iten can sıkıntısını asla deneyimleyemeyeceklerinden endişeleniyorsunuz.

Çocukları çoğu zaman düşmanca bir ortamdan koruma isteği mantıklı ve yasak, kabul edilebilir bulduğumuz şeyin bir sinyalini gönderiyor ve belki de sosyal medyayı nasıl kullandığımız konusunda davranışsal bir değişimin olasılığını bile açıyor. Ancak benzer bir yasanın geçen aralık ayında yürürlüğe girdiği Avustralya’dan gelen kanıtlar cesaret verici değil. Bir araştırmaya göre, gençlerin üçte ikisi hesaplarını korurken, yasaktan en çok etkilenenlerin yüzde 51’i artık daha az haber görüyor. Gerçek şu ki, bu demografik grup haberlerinin çoğunu sosyal medya akışlarından alıyor; kavga görüntüleri, diyet ipuçları ve dans çılgınlıkları arasında tesadüfen tüketilen ve özgünlükten ziyade doğruluk üzerine kurulu olan etkileyiciler tarafından aktarılan haberler. Ama yine de karşılaşıyorlar. Erişimi ortadan kaldırırsak, haber ve bilgiye alternatif yollar oluşturmamız gerekiyor.

Son yıllarda sosyal medya platformlarının güven ve güvenlik protokollerinden, etkili içerik denetleme sistemlerinden, üçüncü taraf doğrulama kuruluşlarına destekten ve kamu yararına hizmet etme iddiasından vazgeçmesi göz önüne alındığında, onları bilgi edinmek için en iyi yer olarak görmeyebilirsiniz. İngiltere’deki insanların yüzde 73’ü sizinle aynı fikirde olacaktır. Ancak gençler dünyayı anlamak istiyor ve özellikle bu ekosistemler gerçek dünya sonuçlarında bu kadar büyük bir rol oynadığında, arzu ettiğimiz bilgi ekosistemlerini inşa ederken onlara yol göstermenin gerçek bir değeri var. Ayrıca, gençler sosyal medyayı bağlantı kurmak ve kendilerini ifade etmek için bir yer olarak kullanıyorlar. Gençlik kulüpleri, topluluk örgütleri ve okul dışı etkinlikler gibi diğer özel alanlar kapandığı için neden kullanmasınlar ki? Bağlantısızlık da tehlikelidir.

Guardian Vakfı olarak, İngiltere’deki ilkokul ve ortaokullarda medya okuryazarlığı programları yürütüyoruz. İnsanların haber ve bilgiye erişim biçimindeki hızlı değişimleri yansıtmak için materyallerimizi düzenli olarak güncelliyoruz, ancak gazetecilik süreci
-bilgiyi doğrulamak, alternatif bakış açıları aramak, varsayımları sorgulamak ve bağlam sağlamak- sabit kalıyor. Çocuklar, bilginin güvenilirliğini değerlendirme becerilerini geliştirirken, aynı zamanda algoritmalar ve platform ekonomisi hakkında da bilgi ediniyorlar. Kadın düşmanı içerikle hedef alınmanın kimlere fayda sağlayabileceğini, filtre baloncuklarının neden oluştuğunu veya öfkenin nasıl teşvik edildiğini ve dopaminin nasıl aktive edildiğini -ve tüm bunların kendilerini ve çevrelerindekileri nasıl hissettirebileceğini- tartışıyorlar.

Bu, güvenin aşındığı ve gerçeğin giderek daha fazla tartışıldığı bir dünya için kritik bir hazırlıktır ve özellikle yerel gazetecilerini kaybetmiş ve endişelerinin ulusal medyada yansıtıldığını görmeyen topluluklar için önemlidir. Öğretmenler bize, aksi takdirde kaçınabilecekleri konuşmaları ele almak için daha donanımlı olduklarını söylüyorlar ve gençler kendi gazeteciliklerini yaratmaktan, bilgi tüketicisi ve üreticisi olarak aktif bir rol üstlenmenin yolunu açmaktan keyif alıyorlar.

Medya okuryazarlığı, eylül 2028’de İngiltere’de ulusal müfredata dahil edilecek. Eğer bu, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyona karşı daha fazla direnç ve günlük hayata yerleşen sohbet robotları aracılığıyla yüksek kaliteli kaynakları belirleme yeteneğini geliştirirse, bu hepimiz için iyi olacaktır. Araştırmalar, haber tüketiminin güncel olaylar hakkındaki bilgiyi nasıl geliştirdiğini ve siyasi katılımı nasıl artırdığını göstermiştir ve kendi araştırmamız da medya okuryazarlığı ile yurttaşlık katılımı arasında güçlü bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyonun yol açtığı zararlar o kadar iyi bilinmektedir ki tekrar etmeye gerek yoktur.

Ancak bu, başka açılardan da önemli bir katkı: Sınav sezonunun sonuna yaklaşan gençlerin acı bir şekilde hissettiği gibi, günümüz eğitim sistemi, notlandırma şemaları için hatırlanacak kadar uzun süre bilgi edinme ve saklama üzerine odaklanıyor. Bazı gerçeklere sağlam bir şekilde hakim olmak elbette önemli olsa da, bol miktarda bilgiye maruz kalacağınız için eleştirel değerlendirme yapabilme ve bu bilgileri verimli bir şekilde kullanabilme yeteneği kesinlikle daha önemlidir. Bu nedenle, sosyal medya yasağına, gençlerin dijital dünyada başarılı olmalarına yardımcı olacak diğer önlemler de eşlik etmelidir; bunlar arasında uygun şekilde finanse edilen haber ve medya okuryazarlığı eğitimi ve güvenli bağlantı ve katılım için alternatif alanlar yer almaktadır.

Bu bütüncül yaklaşım olmadan, çocuklarımızın güvende kalmalarına ve teknolojiyle etkileşim kurarken (Ki bu zorunludur) iyi seçimler yapmalarına yardımcı olma savaşını kazanmayı umamayız. Yasak, yapılacak çok daha fazla şey olduğunun sadece bir işaretidir.

Çeviren: Sarya Tunç

Kaynağa Git

İlgili Haberler