Geçtiğimiz günlerde teknoloji dünyasının o ışıltılı vitrininin arkasında saklanan korkunç bir küresel skandal ifşa oldu. Yabancı basındaki araştırmalar, yapay zeka devlerinin sistemlerini eğitmek için sahaf depolarından ve kütüphanelerden milyonlarca fiziksel kitabı tonlarca ağırlıkta satın aldığını ortaya çıkardı. Süreç tam bir distopya: Kitapların ciltleri endüstriyel giyotinlerle kesiliyor (book slicing), sayfalar saniyeler içinde taranıp dijitalleştiriliyor ve hemen ardından kâğıt hamuru yapılmak üzere imha ediliyor. Adına “destructive scanning” (yıkıcı tarama) dedikleri bu barbarlıkta, sahafların raflarında saklanan ve dünyada başka hiçbir kopyası bulunmayan nadir eserler, tek nüshalık insanlık mirasları da yok olup gidiyor. Telif ödememek için mülkiyet yasalarındaki boşlukları kullanan sinsi bir kurnazlık bu.
Gözlerinizi kapatıp bu endüstriyel tesislerin gürültüsünü hayal ettiğinizde, kendinizi distopik bir kâbusta buluyorsunuz. Eğer bugün yaşasalar bu dehşete en sert çığlığı kim atardı? Kitapların yakıldığı bir dünya tasarlayan Ray Bradbury, herhalde kitapları ruhsuz makinelere hammadde yapmanın insanı kendi hafızasından sürgün etmek olduğunu haykırırdı. İnsanın körleşmesini yazan José Saramago bunu teknolojiyle açılan en sinsi savaş olarak görür; Cemil Meriç ise kamusuna ve hafızasına namusu gibi sahip çıkmayan bir medeniyetin kendi çocuklarının feryatlarını dilsiz makinelere kurban edeceğini söyleyerek bu hırsı “ruhun intiharı” olarak tanımlardı. Bugün dünya edebiyatının devleri ve sahafların o eşsiz hazineleri, bu giyotinlerde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
İNSANIN KENDİ KENDİNE İHANETİ
Burada derdimiz yapay zeka düşmanlığı yapmak değil. Yapay zeka işlerimizi kolaylaştıran muazzam bir enstrüman. Beni asıl ürküten; insanoğlunun böylesine güçlü bir aracı kendi tarihine, estetiğine ve ortak hafızasına karşı yıkıcı bir silaha dönüştürme aymazlığıdır. Yapay zeka insanın işini kolaylaştırmada evet ama insanlığın hafızasını fiziksel olarak yok etmeye hayır! Yurt dışında bu vahşi süreci başlatan OpenAI, Meta ve Google gibi devlere karşı yazar birlikleri çoktan savaş açtı. ABD’deki Authors Guild ve Avrupa’daki meslek örgütleri telifli eserlerin barbarca yutulmasına karşı devasa davalar açıyor. Çünkü biliyorlar ki yaratıcı emeğin değersizleştirildiği bir düzende entelektüel gelecek kurulamaz.
BİZİM KURUMLAR BU TEHLİKEYE HAZIR MI?
Peki, bu küresel tehlike kapımıza dayandığında biz ne yapacağız? Hatırlayacaksınız; Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı’nın evimizdeki, sahaflardaki Osmanlıca yazılı her şeyi kayıt altına alma ve el koymaya niyetlenen o tartışmalı yönetmelik taslağını ilk kez bu sütunlarda özel haber yapmıştım. Gelen büyük tepkiler üzerine o yönetmelik geri adım atılarak revize edilmişti. Biz daha kendi sahaflarımızın ekonomik sorunlarını ve yasal statülerini tartışırken, şimdi karşımızda çok daha sinsi, endüstriyel bir tehlike var. Yarın birilerinin tonlarca ucuz kitabı toplayıp Türkiye’de de bu imha atölyelerini kurmayacağının garantisi yok. Kültür ve Turizm Bakanlığı başta olmak üzere resmi kurumlarımızın telif hakları konusunda çalışmaları var elbette ama yapay zeka, siber telif hırsızlığı ve fiziksel kitap kıyımı konusunda henüz masada atılmış tek bir ciddi, caydırıcı ve vizyoner yasal adım yok.
KÜLTÜREL SEFERBERLİK VE YASAL ÖNLEM ŞART
İşte tam bu yüzden acil bir eylem planına ihtiyacımız var. Başta bakanlık olmak üzere; yazarlar, yayıncılar, sahaflar, koleksiyonerler ve meslek birlikleri derhâl bir araya gelmeli, yapay zeka eğitimi için fiziksel arşivlerin korunmasını güvence altına alacak mevzuatlar hayata geçirilmelidir. Teknoloji durdurulamaz bir nehir gibi akacak ama önüne bentlerimizi, etik yasalarımızı inşa etmezsek gelecekte sayfalarını çevireceğimiz tek bir kitabımız kalmayacak. Her fırsatta kültür üzerine hamasi nutuklar atan yetkililerimize Nurettin Topçu’nun şu sarsıcı uyarısını hatırlatmak gerekiyor:
“Müspet ilim, ruhi ve ahlaki değerlerle insanlık içinde bir Rönesans yaratacak yerde, Avrupa milletlerinin insanlığı gittikçe daha mükemmel ve teminatlı şekilde istismar edebilmeleri için saltanatlarını temin etti.” Özetle, hafızasına sahip çıkmayan medeniyetler, kendi ruhunu dilsiz makinelerin istismarına teslim etmeye mahkûmdur.