Ana içeriğe geç

Ekonomik altyapıya imha saldırılarından sonra: İran’da işsizlik tsunamisi

İlk işten çıkarılanlar, petrokimya sektörünün, güvenceleri zaten pamuk ipliğine bağlı olan sözleşmeli ve taşeron işçileri oldu.

Ekonomik altyapıya imha saldırılarından sonra: İran’da işsizlik tsunamisi
Evrensel
16

İran’da çalışma ofislerinin önündeki uzun kuyruklar, bahar aylarındaki savaşın ülkenin üretim altyapısını imha ederek hızlandırdığı daha derin bir kırılmanın yüzeye yansıması. 2026 Nisan ayının başlarında, ortak Amerikan ve İsrail harekatı nükleer ve askeri tesislerin ötesine geçerek sivil ekonominin belkemiğini hedef aldı. Yöntem bilinçliydi: Sadece fabrikalar değil, o tesislerin çalışması için elzem olan enerjiyi sağlayan altyapı da vuruldu. sİranlı ekonomik kaynaklara göre Mahşehr, Asaluye ve diğer yerlerdeki petrokimya tesisleri isabet aldı ancak belirleyici darbe, Pars Özel Ekonomik Bölgesi'ndeki iki altyapı merkezi olan Fecr Enerji ve Mübin Enerji'ye indirildi. Ülkenin petrokimya kapasitesinin yüzde 60'ından fazlasını barındıran bu bölgede, her iki merkezin de devre dışı kalmasıyla üretimin yüzde 80'den fazla düştüğü bildirildi. Güney Pars ve Lavan Adası'ndaki rafineriler vuruldu; demir-çelik sektöründe ise ülkenin iki temel direği olan Mübareke ve Huzistan tesisleri hasar gördü. Çeşitli tahminler maliyeti 270 milyar dolara yakın gösteriyor ki bu rakamı yaklaşık bir değer olarak kabul etmek en doğrusu. Bir altyapı merkezine indirilen darbe tek bir tesisle sınırlı kalmaz. Elektrik ve buhar kesildiğinde, bir tesisin ürününe bağımlı olan alt sektörlerdeki atölyeler de atıl duruma düşer. Amaç tek bir üretim hattını yok etmek değil, zinciri kırmaktı.

2 milyon kişi işsiz kaldı

Bunun doğrudan sonucu, eylemcilerin işsizlik tsunamisi olarak adlandırdığı durum oldu. Çeşitli raporlara göre, savaşın ardından gelen haftalarda 2 milyona yakın kişi işini kaybetti ve yaklaşık 200 bin kişi işsizlik sigortası için başvurdu. Bu çöküşün sırası tesadüfi değildi. İlk işten çıkarılanlar, petrokimya sektörünün doğrudan sözleşmesi olmayan ve güvenceleri halihazırda pamuk ipliğine bağlı olan sözleşmeli ve taşeron işçileri oldu. Bu, savaştan çok önce, özelleştirme ve emeğin taşeronlara devredilmesi yoluyla İran sanayisine yerleştirilmiş bir düzendir. Savaş bunu yaratmadı; sadece daha görünür kıldı.

Yıkım alt sektörlere; çelik ve plastiğe bağımlı otomotiv parçalarına, inşaat sektörüne ve ambalaj sanayine sıçradı. Bir tahmine göre 55 bin sanayi kuruluşu şu anda kapanma noktasında. Üstelik işten çıkarmalar yalnızca savaşın eseri de değildi: Bu dalga, saldırıların doruğa ulaşmasından önce, Mart ayı sonundaki Nevruz tatilinin hemen ardından zaten başlamıştı.

Kapıların önünde bekleyen yedek işsizler ordusu ise içeride kalanların pazarlık gücünü kırıyor. Patronlar, halen çalışan işçileri işten atma tehdidiyle yasal zamlarından feragat etmeye zorladı. Savaşın yarattığı yedek iş ordusu grevleri de zayıflatıyor. Çünkü yüz binlerce insan grevcinin yerini almaya hazır olduğunda, üretimi durdurma tehdidini ileri sürmek zorlaşıyor.

Alınan ücret ise ödendiği takdirde bile bir yaşamı sürdürmeye yetmiyor. Mart 2026'da Yüksek Çalışma Konseyi asgari ücreti tüm ödeneklerle birlikte yüzde 60 artırarak yaklaşık 20 milyon tümene çıkarırken, aynı oturumda bir işçi ailesinin aylık temel ihtiyaç tutarını yaklaşık 43 milyon tümen olarak belirledi. Ücreti belirleyen kurum, ücretin yaşam maliyetinin yarısından daha azını karşıladığını itiraf etmiş oldu. Ardından enflasyon bu uçurumu daha da derinleştirdi: Yağ, et ve yumurta gibi temel gıda maddelerinin fiyatlarının iki katına veya daha fazlasına çıktığı, işçilerin temel protein olan süt ürünleri bile tüketemez hale geldiği bildirildi. Bu çöküş, emeği yurt dışına itti; Mayıs ayı sonlarında çıkan haberlerde, Türkiye'deki çay tarlalarında çalışan 38 İranlı işçinin ücretlerini talep ettikten sonra darp edildiği belirtildi.

Yeniden şekillenen bir mücadele

İşte bu ortamda gelen emeklilerin protestosu aslında hiçbir zaman bitmemiş olan bir sürecin devamı. Onların sesi aynı haftalarda süregelen işçi ve sendika dalgası ile Aralık 2025'ten itibaren ülkeye yayılan ülke çapındaki protestoların bir parçası.

Heft-Tepe'den işçi aktivisti Ali Nejati, emeklilerin protestolarının 2020 sonbaharından bu yana aralıksız sürdüğünü belirtiyor. Talepler yasal ve son derece net. 54. madde uyarınca Sosyal Güvenlik kurumunun tüm tıbbi bakımı ücretsiz sağlaması gerektiğini, ancak bunu yapmadığını söylüyorlar. Kendi ifadeleriyle bu, emeklilerin cebinin yağmalanması, paranın alınması ama hizmetin sunulmaması. 96. madde ise emekli maaşlarını reel enflasyona bağlıyor ancak bu madde de kağıt üzerinde kaldı. Bazı emekliler ayda 90 ila 115 dolara denk gelen bir maaş alıyor. Bu dayatmalara tepki ömür boyu çalıştıktan sonra dinlenmesi gereken insanlar tarafından, Şuş'un 50 dereceyi bulan sıcağında sokaktan haykırılıyor.

Gelecekteki zorluklar

Önlerindeki yol çetin. Örgütlenme eyleminin kendisi suç haline getirilmiş durumda. Bağımsız sendikalar, grev hakkı ve toplu eylem, "güvenlik" adı altında bastırılıyor; öncüler hapis, işten çıkarma ve gözetimle karşı karşıya kalıyor. İşçileri temsil etmesi gereken yasal kurumlar ise bunu yapmıyor. İslami İşçi Konseyleri ve İşçi Evi, bağımsız örgütlenmeyi sınırlamak ve şikayetleri patron ile devletin kabul edebileceği kalıplara dökmek için devlet eliyle kurulmuş kurumlar. Gerçek bir sendikanın alternatifi değil, aslında önündeki birer engel.

Yaşanan sorunların kökü yalnızca savaş değil. Öncesi de var. Petrol, gaz ve tarım arazileri bakımından zengin bir ülke, yıllar önce güvenceli istihdamı ortadan kaldırmış ve işçiyi savunmasız bırakmıştı. Savaş halihazırda var olan durumu gözler önüne serdi.

Buna karşı Şuş ve Kerhe'deki kuyruklarda görülen ise bir kurban resmi değil; 50 derece sıcağa rağmen hala ayakta duran ve hala talep eden insanların resmidir. Nejati çıkış yolunu birlik olmakta ve işyerleri ile mahallelerde bağımsız örgütlenmeler inşa etmekte görüyor. Onun ifadesiyle, emekçi kitlelerin kendisinden başka hiçbir kurtarıcısı yoktur.

Kaynağa Git

İlgili Haberler