Ana içeriğe geç

Şık Makas işçileri anlattı: ‘Kimse bize artık fabrika içerisinde baskı yapamaz’

Şık Makas işçileri direnişlerini ve kazanımlarını anlattı: "Hepimiz büyük bir belirsizliğin içindeydik. Geleceğimizi düşünüyor, maddi sıkıntılar çekiyorduk. Zaman zaman umutsuzluğa kapıldığımız günler de oldu."

Şık Makas işçileri anlattı: ‘Kimse bize artık fabrika içerisinde baskı yapamaz’
Evrensel
16

Tokat- Şık Makas Fabrikası işçilerinin direnişi, 2025 yılının ekim ayında düzensiz ücret ödemeleri ve aylarca süren ücret kesintileri nedeniyle başladı. İşçiler 9 aylık direnişlerini ve yaşadıkları değişimi işçiler gazetemize gönderdikleri mektuplarla anlattı. Sadece haklarını geri almakla kalmadıklarını belirten işçiler artık örgütlü ve öz güvenli: “Artık kimse bize fabrika içerisinde baskı yapamaz.”

'Tereddüt etmedik ve inandık'

Derya Kas
Şık Makas işçisi

Biz bu direnişe 2025 yılının Ekim ayında başladık. Daha öncesinde 2015-2016 gibi işyeri bizi içeride örgütlü olan iş bırakma eylemi yaptığımızda bizi yalnız bırakan Öz İplik İş'e kayıt yaptırdı. Sendika nedir ne işe yarar bilmiyorduk, müdürümüze sorduğumuzda 'Olun diyorlarsa olacağız, ben de yıllardır üyeyim ne kârını gördüm ne zararını' diye cevap verdi. 10 yıl boyunca gerçekten ne kârını gördük ne de zararını. Ta ki iş yerinde düzensiz maaş almaya başlayıp maaşlarımız yatmadığı zamana gelene kadar. Aylarca maaşlarımız yatmadı, maaşlarımız yatmadığı için direnişe başladık. Öz İplik İş bizi ilk gün eyleme çıkardı sonra ise yalnız bıraktı. Sendika il başkanı 'Sadece bir günlük izin aldım, benden bu kadar' diyerek bizi yüzüstü bıraktı ama bizler eylemi sonlandırmadık. Aynı gün BİRTEK-SEN sendikasına üye olan arkadaşlarımız oldu. Ertesi gün tüm işçilere toplu işten çıkış verdiler. Biz o gün tanıştık BİRTEK-SEN ile. O gün neye uğradığımızı şaşırdık. İlk defa böyle bir şey yaşıyorduk. Ne yapacağımızı bilemez haldeydik. Fabrika içerisinden tekrar arayıp 'Gel içerde işine kaldığın yerden devam et' diyorlardı ama alacaklarımızın bir güvencesi yoktu. Fabrikadayken üye olduğumuz diğer sendika 'Başınızın çaresine bakın' demişti. Tüm bunlar yaşanırken sendika başkanı Mehmet Türkmen’in fabrika önünde işçilere yaptığı konuşma bize güven verdi, hiçbir şekilde tereddüt etmedik ve inandık.

Bu inancımız bizi 9 ay götürdü, 9 ay boyunca bizi ayakta tutan birliğimiz, beraberliğimiz ve inancımız oldu. Direniş boyunca yaşadıklarımız bana farklı bir pencereden bakmayı öğretti. Bazen umutlarımızın tükendiği anlarda oldu. Ancak sendika başkanı bize tekrar tekrar güven verdi. Direniş boyunca işçiler arasındaki dayanışma çok sağlamdı. İş paylaşımı yapıldı; bazısı yemekleri organize etti, bazısı kışın çadırda üşümemek için yakacakları ayarladı. Kalacak yerleri ve dışarda akrabalarımın verdiği mevlit yemeklerini direnişteki işçilere getirmeyi ise ben ayarladım. Etraftan çadırda üşümemek için çok odun topladık. Hatta çöplerden bile aldığımız oldu, en unutamadığım anlardan birisi bu.

Ben bu direnişten önce güçlü bir karaktere sahiptim ancak direnişle beraber çok daha güçlendiğimi hissediyorum. Tekrar işe alım olursa önceliği bize vereceklerini söylediler. Artık çok güveniyorum kendime, kimse bize fabrika içerisinde baskı yapamaz.

Direnişimizin kazanımla sonuçlanmasının ardından Tokat’tan diğer işçi arkadaşlarımla beraber sendikamızın kongresine katıldık. Kongrede gördüğüm tablo ve bizi karşılamaları çok güzeldi. Çok duygulandım, onur duydum. Sanki Şık Makas işçileri için yapılmış bir organizasyon gibiydi. Salonu kazanmamızın gururu ile ayakta alkışlanarak girdik. Biz savunduğumuz, mücadele ettiğimiz haklarımızı kazanmıştık. Birleşirsek kazanamayacağımız mücadele olmadığını kongre salonunda bir kez daha gördüm. Oradaki insanlar da bizler gibi direnen, inanan insanlardı. Anladımki birlikte olduğumuz sürece kimse bizi yıkamaz. Kongreden dönerken aklımda aylar önce sendikacılara söylediğim sözler vardı, bizler direniş çadırına bazen olumsuz hava koşullarından gidemedik ama onlar her gün gidebilen işçi arkadaşlarla beraber direniş alanındaydı. Bu herkesin katlanabileceği bir durum değil. Onlar ise sadece bizim direniş çadırımızda değil her yerdeler. Soğukta, yağmurda ve karda… Sendika emekçilerine sizin işiniz bu, bundan maaş alıyorsunuzdur demiştim. Ama bu işin maaşla, parayla yapılacak bir iş olmadığını, içlerindeki bu direniş şevki ile işçi sınıfının yanında olma düşüncesiyle olduğunu anladım. Ben artık alacağımız tazminatı falan düşünmüyorum. Davamızı kazandığımızı tüm dünyaya duyuralım istiyorum. Sendikamız ve beraberliğimiz kazandı. Biz kazandık. Tüm işçi sınıfı kazandı. Böylelikle en başta sorduğumuz sendika nedir ve ne işe yararı bu direniş sonucunda BİRTEK-SEN ile beraber öğrenmiş olduk.

'Biz gerçek dostluğu aynı amaç için mücadele ettiğimizde anladık'

M. Metehan Akarslan
Şık Makas işçisi

Bu direniş başladığında ne yapacağımı, neler yapacağımı, nasıl ve neden 22. kodla işten atıldığımı, 9 yıl boyunca dişimi tırnağıma takıp hiçbir şefime, ustabaşıma karşı gelmeden çalıştığım halde neden işten atıldığımı düşünüyordum. Çok zoruma gitmişti. Ben bu düşüncelerdeyken, ayrı taraftan borçları nasıl ödeyeceğimi, alışverişi nasıl yapacağımızı düşünüyordum. Ailem en başta olmak üzere komşulardan, akrabalardan destek gelmeye başladı. Alsam bir türlü, almasam bir türlü olacaktı. En çok zoruma giden şey ise çalıştığım fabrikaya bağlı sendikanın çözüm yolları bulmak yerine bizi ortada bırakmasıydı. Direnişimiz 8 Ekim’de başladı. İlk günden itibaren bizi duyan birçok insan destek olmaya geldi. Yanlarında getirebildikleri yiyecek ve içecekleri paylaştılar. Destek büyüdükçe bu işlerin yükü de arttı. İşte o zaman kadın işçilerimiz devreye girdi. Yağmur, çamur, soğuk demeden yemek yaptılar, çay demlediler, bulaşıkları yıkadılar. Destek gelmeyen günlerde ise kendi aralarında haberleşip evlerinde yemek yaparak direniş alanına getirdiler. Bizi bir gün bile aç bırakmadılar. Ama kadınlar sadece bunları yapmadı. Direnişin en önünde de onlar vardı. Çocuklu kadınlar çocuklarını annelerine, ablalarına ya da komşularına bırakıp her gün direnişe geldi. Evde yemek, çamaşır, bulaşık, çocuk derken bir de direnişin yükünü omuzladılar. Biz erkeklerin gelemediği günlerde bile mücadeleyi bırakmadılar. Bugün baktığımda gerçekten çok zor süreçlerden geçtik. Ama bu hayatta her şeyi düşe kalka öğreniyoruz. İnsanız, kuluz tabii ki hatalarımız oluyor. Bu hatalardan ders alıp bir daha işçinin yanında durmayan kimseye güvenmeyeceğimi öğrendim.

Direniş boyunca işçiler arasında dayanışma ilk günlerde yoktu. İşçiler birbirini tanımıyor, birbirine pek fazla güvenemiyordu ama eylemimiz devam ettikçe, gidip geldikçe birbirimizi tanıdık, birbirimize güvenmeye başladık. Yeri geldi beraber ağladık, yeri geldi beraber güldük. Bir somun ekmeği beraber bölüştükçe birbirimizi tanıdık ve biz gerçek dostluğu fabrika içinde sanarken, asıl dostluğu beraber oturup bir somun ekmeği bölüştüğümüzde, aynı amaç için mücadele ettiğimizde anladık.

Sadece eylem süresi boyunca değil, sıkıntılı zamanlarımızda, başımız dara düştüğünde yine birbirimize destek olduk. Tabii zor zamanlardan geçtik. Her günümüz birer anıydı ama direniş zamanında ömür boyu unutamayacağım bir an yaşadım. Evli bir erkek olarak çalışmam gerektiğini düşünerek eylem hakkıma son verme kararı aldım. Yani çalışmam gerekiyordu ama bir yandan nasıl ayrılacağımı, ben gidince eylemin gidişatında neler olacağını düşünüyordum. Hiç unutmam, gerçekten eyleme destek veren biri olarak arkadaşlar kendi aralarında veda partisi yaptılar. Pastalar, kurabiyeler, kısırlar, kekler yani ne ararsanız vardı. Ben bu zamana kadar hiç böyle güzel şeyler görmemiş birisi olarak gerçekten çok duygulandım. Dışarıdaki hayatımda en yakın arkadaşlarım bile doğum günümü hatırlamazken, gerçek ailem bir pasta alıp gelmezken, direnişimizin 4. ayında eylemdeki arkadaşlarımın bana böyle bir sürpriz yapması beni gerçekten çok duygulandırdı. Utanmasam oturup çocuk gibi ağlardım.

Bu süreçte kadınların ne kadar büyük emek verdiğini daha iyi gördük. Aynı aileden değildik ama direnişte gerçek bir aile olduk. Dayanışmayı, paylaşmayı ve birbirimize sahip çıkmayı kadınlardan öğrendik. Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu çok net söyleyebiliriz kadınlar olmasaydı bu direniş 9 ay sürmezdi. Onların emeği, sabrı ve kararlılığı bize de güç verdi. Kadınların sadece ev işleriyle anılmasının ne kadar yanlış olduğunu bu direnişte bir kez daha gördük. Onlar istediklerinde ve önleri açıldığında her işin üstesinden gelebiliyor. Direnişte birlikte mücadele ettiğimiz annelerimiz, ablalarımız ve kardeşlerimiz bize dayanışmanın ne demek olduğunu gösterdi. Benim gerçek ailemin direnişteki ablalarım ve abilerim olduğunu bu direnişte anladım.

Dokuz ay önceki benle bugünkü ben arasında tabii ki çok fark var. Başta sendika başkanımız Mehmet Türkmen, avukatlarımız ve sendika emekçilerimiz bize çok şey öğretti. Dokuz ay önce Tokat’ta başka iş bulamayız diye her şeye, yapılan tüm mobbinglere göz yumuyordum ama şimdi her şeyin oradan ibaret olmadığını anladım. Şimdi her şeye rağmen, ucunda ne olursa olsun mücadele etmeyi öğrendim. Direnişin kazanımla sonuçlanmasını büyük bir sevinç ve şaşkınlıkla karşıladım. Uzun zamandır aldığım en güzel haberdi. Bu arada sendikamızın kongresine hazırlandığını öğrendim. Gitmek ile gitmemek arasında kaldım ama direnişi kazanmamız beni motive etti. Sendikamıza destek olma amacıyla kongreye katılmak istedim. Oradaki atmosferi görünce gerçekten çok mutlu oldum. Verdiğimiz mücadelenin daha büyük bir işçi mücadelesinin bir parçası olduğunu görmek, hem kendi adıma hem gelemeyen arkadaşlar adına hem de sendikanın bir parçası olarak orada görev almaktan gurur duydum ve hayatımın en güzel gününü yaşadım. Kongreden gelirken hem aldığımız kazanım hem de kongrenin bir parçası olmak bana çok iyi hissettirdi. Gelirken aklımda hep kongrede yaşadıklarımızı gelemeyen arkadaşlara anlatmak vardı. Bunun verdiği heyecanla, 8 saat süren yolculuğumuz boyunca gözüme uyku girmedi. İyi ki bu sendikanın bir parçası olarak görev aldım, iyi ki BİRTEK-SEN Sendikası mücadelemize destek oldu. Bu süreçte örgütlenmenin nasıl yapılacağını, işçiler karamsarlığa düştüğünde nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini öğrendim. En önemlisi ise işçilerin haksızlık karşısında susmaması, her zaman birlik içinde hareket etmesi gerektiğini ve gerçek kazanımların ancak birleşe birleşe mücadele ederek elde edileceğini gördüm. Bundan sonraki yaşamımda da bu bilinçle hareket edeceğim.

'Onurumuzu ve emeğimizi kazandığımızı hissettik'

Bilge Kara
Şık Makas işçisi

Direniş başladığında hepimiz büyük bir belirsizliğin içindeydik. İşimizi kaybetmenin üzüntüsünü yaşarken bir yandan da geleceğimizi düşünüyorduk. Maddi sıkıntılar yaşadık, ailelerimiz etkilendi, zaman zaman umutsuzluğa kapıldığımız günler de oldu. Ama hiçbir zaman haklı olduğumuza olan inancımızı kaybetmedik. Bizi dokuz ay boyunca ayakta tutan en önemli şey birbirimize olan güvenimiz ve dayanışmamız oldu. Çadırda birlikte üzüldük birlikte güldük birlikte karar aldık. Yalnız olmadığımızı bilmek bize güç verdi. Sendikamızın ve yanımızda duran insanların desteği de mücadelemize güç kattı. Bugün geriye baktığımda bu süreç bana en çok birlik olmanın gücünü öğretti. Tek başına insanın sesi belki duyulmayabilir ama birlikte olunca çok daha güçlü oluyorsunuz. Sabretmeyi mücadele etmeyi hakkını aramaktan vazgeçmemeyi öğrendim. En önemlisi de hiçbir hakkın kendiliğinden verilmediğini kazanmak için örgütlü mücadele gerektiğini yaşayarak gördüm.

Direniş boyunca birbirimize sadece arkadaş değil adeta aile olduk. Aynı sofrayı paylaştık aynı sıkıntıları yaşadık. İçimizden biri moralini kaybettiğinde diğerimiz onu ayağa kaldırdı. Kimseyi yalnız bırakmadık. Hiç unutamadığım anlardan biri, umudumuzun azaldığı günlerde bile herkesin “Sonuna kadar birlikteyiz” diyerek direniş alanına gelmeye devam etmesiydi. Bir kişinin bile geri adım atmaması bana büyük güç verdi. Bir başka unutamadığım an ise mücadelemizin zaferle sonuçlandığını öğrendiğimiz andı. O gün birbirimize sarılırken sadece bir iş değil, onurumuzu ve emeğimizi de kazandığımızı hissettik. O anın mutluluğunu ve gururunu hayatım boyunca unutmayacağım.

Direnişten önce daha çekingendim çünkü sorumluluklarım vardı evimi geçindirmek zorundaydım yine ezdirmiyordum kendimi ama bu kadar değildi haklarımız konusunda yeterince bilinçli olmayan biriydim. Bugün ise hakkını aramayı bilen örgütlü mücadelenin önemini gören ve sesini çıkarmaktan korkmayan bir insan oldum. Artık biliyorum ki işçiler bir araya geldiğinde çok büyük şeyleri değiştirebilir. Kendime olan güvenim arttı. Eskiden sadece kendi hayatımı düşünürken şimdi bütün işçilerin ortak mücadelesinin ne kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Bu direniş beni sadece işçi olarak değil insan olarak da olgunlaştırdı ve güçlendirdi.

Kazandığımızı öğrendikten sonra sendikanın kongresine katıldık. Kongreye katıldığımda çok büyük bir gurur hissettim. Dokuz ay boyunca verdiğimiz mücadelenin sadece kendi fabrikamız için olmadığını Türkiye’nin dört bir yanındaki işçilerin ortak mücadelesinin bir parçası olduğunu daha iyi anladım. Kongrede söz alan işçileri dinledikçe yalnız olmadığımızı hissettim. Verdiğimiz emeğin, gösterdiğimiz direnişin başka işçilere de cesaret verdiğini görmek beni çok mutlu etti. O gün mücadelemizin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladım.

Kongreden dönerken aşırı gururluydum Bu mücadele bize bir şeyin mümkün olduğunu gösterdi. Birlik olduğumuzda, pes etmediğimizde ve örgütlü davrandığımızda kazanabileceğimizi kendi hayatımızda gördük. Artık mücadeleyi sadece kendi yaşadığımız haksızlıklarla sınırlı görmüyorum. Bundan sonra nerede bir işçi hakkı gasp edilirse, elimden geldiğince dayanışmanın içinde olmak istiyorum. Çünkü bugün bizim kazandığımız mücadele yarın başka işçilere umut olabilir. Bundan sonra da hem kendi haklarımız hem de tüm işçilerin hakları için mücadele etmeye devam edeceğim. Çünkü biliyorum ki birlikte olduğumuz sürece değiştiremeyeceğimiz hiçbir şey yok.

'Tüm Tokat’ı salladık'

Ahmet Kılıç
Şık Makas işçisi

İlk eyleme çıktığımızda herkes gibi ben de ne olacağını tam bilmiyordum çünkü ilk defa böyle bir şeyle karşılaşmıştım. Aylarca düzensiz maaşın sonunda maaşlarımızı hiç vermemeye başladılar ve iş bırakma eylemi yapıp sendikalı olduğumuz için bizi işten çıkarttılar ve biz haklarımızı alabilmek için aylarca mücadele ettik.

Dokuz ay boyunca beni ve tüm arkadaşlarımı ayakta tutan tek şey vardı birliğimizin ve birbirimize olan güvenimizdi. Bu süreç bana ayakta sağlam durmayı birlik beraberlik olduğu sürece hiç kimsenin yıkılmayacağını öğretti.

İşçiler arasındaki dayanışma birbirimize duyduğum sadakat ve sevgi ile kuruldu ve biliyorduk ki bu çıktığımız yolda bizi yarı yolda bırakacak kimse yoktu. Hiç unutamadığım bir an var mesela çadırda direnişimiz devam ederken tüm arkadaşlarımız elinde evinde ne varsa getirmişti ve bunları hep birlikte bir kişi bile ayırt etmeden hep beraber kullandık.

Direnişteyken kadın işçilerin ne kadar güçlü, ne kadar cesur ve ne kadar azimli olduklarını kendi gözlerimizle gördük. Onların en zor anlarda bile dimdik ayakta durmaları, mücadeleden bir an olsun vazgeçmemeleri hepimizi umutlandırdı. Bazen umudumuzun azaldığı, yorulduğumuz anlarda onlar çadırda gösterdikleri çaba bizi yeniden ayağa kaldırdı, yeniden motive etti. Kadın işçiler olmasaydı direnişte bugünleri görebilir miydik bu mücadeleyi sürdürebilir miydik bilmiyorum ama onların emeği, fedakarlığı direnişin en büyük güçlerinden biri oldu. Hep beraber bu direnişi sırtladılar. Birliğimizin bozulmamasında, omuz omuza mücadele etmemizde ve bugünlere ulaşmamızda kadınlarımızın payı çok büyük.

Dokuz ay önceki ben sessiz kimseye karışmayan tek başınaydı ama şimdi direniş sayesinde gerçek dostlar ve düşüncelerime saygı duyan arkadaşlar edindim bana çok büyük kazanımlar sağladı.

Aynı mücadeleyi veren arkadaşlarımızla beraber sendikamızın kongresine katıldık, kongrede çok büyük bir saygıyla karşılandık ve bu çok hoşumuza gitti. Direnişimizin, tüm sendika ve işçi arkadaşlarımızın bizi takdir etmesinin birliğimizin bozulmamasından kaynaklı olduğunu ve bu birlik sayesinde kazanıldığını bir kez daha anlamış olduk. Tabi ki vermiş olduğumuz mücadelenin büyük bir işçi mücadelesinin büyük bir parçası olduğunu farkındaydık. Tokat'ta bugüne kadar hiç böyle bir direnişle yürüyüşler ve miting olmamıştı. Bizler ilktik ve bir daha böyle bir işçi kıyımı olmaması için tüm Tokat’ı salladık.

Kongreden dönerken aklımda tek bir şey vardı; birliğimizin beraberliğimizin sembolü çadırımız kalkacaktı, artık birlikte kahvaltı yapamayacak beraber oturup beraber kalktığımız arkadaşlarımızdan ayrılacaktık. Bu yüzden biraz üzgündüm ama yine de tüm haklarımızı aldığımız için de sevinçliydim. Bundan sonraki mücadelelerde birlik ve beraberliğin önemi ve birbirine saygı duyan arkadaşlarımız olduğu sürece hiç bir direnişin kazanılmama ihtimali olmadığını da öğrenmiş olduk.

'Kadınlarımız olmasaydı bu direniş kazanılmazdı'

Sefa Taştan
Şık Makas işçisi

Direniş başladığında birçok kişide korku ve endişe vardı. İnsanların gözlerinde bunu görebiliyordum. Sebebi ise gerek fabrikadaki sarı sendikanın grev kırma çabaları, gerek direnişe başlamış olan işçilerin çevrelerinden olumsuz düşünce ve konuşmalara şahit olmalarıydı. En büyük etken ise birçok kişinin öncesinde hiç direniş görmemiş olmasıydı. Bilmedikleri, daha önce hiç yaşamadıkları bir sürecin içerisine girmiş olmalarıydı. Ancak BİRTEK-SEN sendikamızın ve temsilcilerimizin kendinden emin duruşları insanların içine bir nebze de olsa su serpiyordu.

Direniş başladıktan sonra çadır kurulunca düzenli olarak çadıra gitmeye başladık. İşten çıkarılan işçi arkadaşlarımızın imkanı bir süre sonra tükendi ve direniş alanına gelme sıklıkları azaldı. Alana gelip gitme işinin çözülmesi gerekiyordu. İşçileri direniş alanına nasıl getireceğimizi konuştuk. Çünkü OSB şehir merkezine uzaktı ve birçok işçinin aracı yoktu. Çözümü ise aracı olan arkadaşların listesini oluşturmak ve direnişte olan işçilerin adres bilgilerini toplamak oldu. Herkesi tek tek arayarak bilgileri toparladık. Aynı mahallede oturan ve aracı olan işçi arkadaşlarımıza bu listeleri dağıttık. Zorlandık ama neticesinde direnişin sürdürülebilirliğini sağlamak için bu çok önemliydi. Buna benzer birçok sorunu gün geçtikçe çözüme kavuşturuyor ve direnişimizi daha güçlü, bir sonraki aşamaya hep birlikte hazırlıyorduk.

İlmek ilmek ördüğümüz bu direnişte en büyük sorumluluk işçilerin birlikte seçtiği temsilcilere düşüyordu. Aylarca süren telefon trafiği, insanları bilgilendirmek ve onlara cesaret aşılamak bizim görevimiz haline gelmişti.

Bu süreçte kadın işçi arkadaşlarımızın emeğini ayrıca anlatmak gerekir. Direnişimizin ilk gününden son gününe kadar kadınlarımızın gücünü, iradesini ve kararlılığını bu mücadelede yakından gördüm. İşçi kadınlarımız olmasaydı bu direniş aynı direniş olmazdı. Hatta birçok zaman direnişe erkek işçilerden daha fazla sahip çıktılar. Günlük hayatın yükünü omuzlarında taşımalarına, evin, çocukların ve ailenin sorumluluğunu üstlenmelerine rağmen mücadeleden bir adım geri durmadılar. Kimi zaman eşinden, kimi zaman babasından, kimi zaman da çocuğunu bırakıp gelemeyeceğini söyleyenlere rağmen direniş çadırına geldiler, omuz omuza mücadele ettiler. Toplumsal baskılara rağmen geri adım atmadılar. Bu mücadeleden bir an olsun vazgeçmeyen, umudunu ve inancını kaybetmeyen tüm kadın arkadaşlarımızın azmi karşısında saygıyla eğiliyorum. Onlar yalnızca direnişin içinde yer almadılar; direnişe güç verdiler, moral verdiler ve omuz verdiler. Bu süreçte aramızda sadece bir mücadele arkadaşlığı değil, aynı zamanda abla-kardeş ilişkisi, dostluk ve sarsılmaz bir dayanışma da kuruldu. Kadınlarımız olmasaydı bu direniş kazanılmazdı.

Geriye dönüp baktığımda geçen onca ay, birçok sorun ve yaşanmışlık var. Bu direniş, pes etmememizi azim ve hırsla hedefimize odaklanmamızı sağladı.

Birçok işçi direniş alanında sorunlarını, dertlerini orada bulunan ve aynı sorunu yaşayan insanlarla paylaştı. Bu sorunlar dinlendikçe insanlar için direniş alanı adeta bir terapi alanına dönüştü. Belki de direnişimizin aylar boyunca canlı kalmasının en önemli nedenlerinden biri buydu.

Direnişimiz boyunca unutamadığım birçok an var. Bunlardan biri, direniş çadırımızın rüzgardan yırtılıp harap olmasıydı. Yağmur yağıyor, çadırın içerisindeki her şey ıslanıyordu. Buna rağmen alana gelen birçok işçiyle birlikte çadırımızı yeniden ayağa kaldırdık. O gün bir kez daha gördük ki bizi ayakta tutan yalnızca çadırımız değil, birbirimize olan inancımızdı. Bir diğeri ise Tokat’ta binlerce kişiyle gerçekleştirdiğimiz Ekmek ve Adalet Mitingi oldu. Birçok partinin, sendikanın, sivil toplum kuruluşunun, Tokat halkının ve tabii ki biz Şık Makas işçileri ile ailelerimizin katılımıyla oluşan o kalabalığı gördüğümde gururlanmıştım. Eminim orada bulunan birçok kişi de aynı duyguları yaşıyordu. O gün yalnız olmadığımızı, sesimizin binlerce insanın sesiyle birleştiğini görmek unutamayacağım anlardan biri oldu.

Ben bu direnişten önce de sisteme, zulme ve haksızlığa boyun eğmeyen bir duruş sergiliyordum. Ancak geçen 9 ayın sonunda daha fazla bilinçlendim, bilmediğim birçok yeni bilgi edindim, yeni insanlar tanıdım ve ne kadar sorun ve sıkıntı yaşarsam yaşayayım pes etmemem gerektiğini bu direniş süreci bana bir kez daha öğretti.

Direnişin son bulmasının ardından Antep’te sendikamızın kongresine katıldık. Doğal ve samimi insanların arasında bulunmak beni fazlasıyla mutlu etti. Direnişimizin kazanımla sonuçlanmasını BİRTEK-SEN Genel Kongresi’nde duyurmak ve oradaki insanların bizlerle bir bütün olduğunu görmek, yaşadığımız sevinci ve gururu hiç tanımadığımız birçok insanın gözlerinde hissetmek, içimde daha önce hiç yaşamadığım duyguların gün yüzüne çıkmasına vesile oldu. Dokuz ay süren bu mücadelenin sadece bizlerin değil, tüm işçi sınıfının mücadelesi olduğunu anladım. Tanımadığımız insanların bizlerle tek yürek olduğunu gördüm.

Her şey bir tarafa, bu direniş kazanımla sonuçlanmasa dahi ben şahsım ve birçok direnişçi arkadaş adına şunu söyleyebilirim ki bizler bu direnişi dokuz ay boyunca sürdürebilmek için çok çaba sarf ettik. Gerçekten zor bir işti. Maddi manevi birçok zorluğa göğüs gerdik ve bu zorluklar bizi daha güçlü kıldı. Kazanamasaydık bile kendimizi kazanmış sayardık. Çünkü bu tecrübeyi başka hiçbir şekilde edinmemiz mümkün değildi.

İyi ki onları tanıdım, iyi ki aynı safta mücadele ettik. Bu direniş bize yalnızca bir kazanım değil, ömür boyu sürecek dostluklar ve yoldaşlıklar da kazandırdı. Çünkü biz birbirimizi en zor günlerde tanıdık ve bugün artık sadece mücadele arkadaşları değil, kocaman bir aileyiz.

Kaynağa Git

İlgili Haberler