EMRE ŞENBABAOĞLU
2026 FIFA Dünya Kupası G Grubunda yer alan İran ve Belçika arasında ABD’nin Los Angeles şehrindeki SoFi Stadyumu’nda oynanan maç 0-0 sonuçlandı. İran’ın Taremi ile attığı gol, VAR incelemesi sonrası ofsayt gerekçesiyle iptal edildi. Tartışmalı bir şekilde geçersiz sayılan golün tekrarı maç sırasında da gösterilmedi. Bu kararın tartışma yaratması şaşırtıcı değil çünkü daha Dünya Kupası başlamadan İran milli futbol takımına yönelik ayrımcı ve baskıcı uygulamalar başlamıştı.
İran Milli Takımı tüm bu baskılara rağmen iki maçta iki puan toplamayı başardı. Belçika maçında İran’ın kalecisi Ali Rıza Beyranvend yapmış olduğu kurtarışlarla maça damga vurdu. İran Milli Takımı’nın maç sonunda soyunma odasına bıraktığı not ise Batı’ya medeniyet ve barış dersi verdi: “Binlerce yıl önceki antik İran'dan günümüzün uygar İran'ına kadar, İran’ın ruhu canlı ve sarsılmaz bir şekilde devam ediyor. Los Angeles’a gururlu bir şekilde geldik ve onurlu, haysiyetli bir şekilde yarıştık. Misafirperverliğin için teşekkürler Los Angeles. Her İranlıya bu 180 dakika boyunca ruhunu, kalbini, sesini İran için verdiğinden dolayı teşekkürler. Barış, dostluk ve saygının tüm uluslar arasında hüküm sürmesi dileğiyle”.
Hatırlarsanız, İran Savaşı sırasında, ABD Başkanı Donald Trump, “İran medeniyetini bu gece yok edeceğiz” diyerek İran’ı tehdit etmişti. İran ordusu ve milleti ile emperyalizme karşı direnerek tüm saldırıları püskürttü ve savaştan zaferle çıktı ancak İran’a karşı savaş örtülü bir şekilde hâlâ devam ediyor. ABD başta olmak üzere Batı dünyası İran’ın direnişini ve zaferini sindiremedi. ABD’nin kolektif cezalandırma stratejisinin hedefinde 2026 FIFA Dünya Kupası’na katılan İran Milli Futbol Takımı da var. ABD ve FIFA işbirliği yaparak İran’ı sportif açıdan yıldırmaya çalışıyor. 
İranlı futbolcuların Belçika maçı sonrasında soyunma odasında bıraktığı not ise köklü İran medeniyetine, milletler arasındaki barışa ve saygıya vurgu yapıyor. İran Milli Takımı’na kısa süreli de olsa ev sahipliği yapamayan ve İranlı sporculara düşmanca davranan ABD ise ayrımcı uygulamaları ile medeni olmadığını bir kez daha gösterdi çünkü medeni olmanın ölçütlerinden biri de misafirleri iyi bir şekilde ağırlamaktır. İranlı futbolcular bıraktığı notta “Misafirperverliğin için teşekkürler Los Angeles” derken aslında ABD’nin iyi bir misafirperver olmadığını göstermeye çalışıyor.
BATI DIŞI DÜNYANIN MİSAFİR KÜLTÜRÜ
Asya ve Afrika kültürlerinde, misafir kutsaldır ve bereketlidir, misafirler saygıyla karşılanır ve paylaşım esastır. Örneğin Türk kültüründe misafir Tanrı misafiri olarak görülür, evin başköşesine oturtulur, en iyi yemekler bu misafir için yapılır, en iyi yatak, çarşaf, yastık ve oda bu misafir için hazırlanır, misafir ayrılırken kapıya kadar uğurlanır. Türk kültüründe evin bir odasının adı “misafir odasıdır”. Doğu Asya’dan Afrika’ya kadar hangi kültüre bakarsanız bakın misafirliğin anlamı saygı ve dayanışma kavramları üzerinde yükselir. Batı ise resmi, soğuk, mesafeli ve zaman açısından sınırlı bir misafirlik kavramına sahiptir. İstisnalar olabilir ancak Batı misafirlik konusunda bireycidir ve özellikle Batılı olmayanlara karşı dışlayıcıdır. İran Milli Takımının ABD’deki maçlarının hemen ardından Meksika’ya gönderilmesi emperyalist Batı’nın kültürel kodlarıyla uyumludur. Azteklerin mirası üzerinde oturan Meksika’nın onlara sahip çıkması son derece anlamlıdır, çünkü Meksikalılar da ABD’de kısıtlamalara ve ayrımcılığa maruz kalmaktadır.
BEYRANVEND’İN HİKAYESİ VE BATI’NIN GÖRMEK İSTEMEDİKLERİ
Belçika-İran maçında yıldızlaşan futbolculardan biri de maçta yedi kurtarış yapan ve “maçın adamı” seçilen Ali Rıza Beyranvend idi. İran’ın ünlü Traktör takımında forma giyen Beyranvend’in hayat hikayesi çok çarpıcı. Fakirlik içinde geçen çocukluk yıllarında çobanlık yapan Ali Rıza, boş zamanlarında arkadaşlarıyla taş fırlatma oyunu oynuyordu. Dalparan adı verilen bu yerel oyunda amaç ağır taşları çok uzak mesafelere fırlatmaktı. Çocukluk yıllarındaki bu oyun ona daha sonra bir dünya rekoru getirecekti. Ali Rıza Beyranvend, 2016 yılındaki Güney Kore maçında topu 61 metre uzağa atarak bir futbol kalecisi için en uzun kaleci atışını gerçekleştirdi ve Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi. Beyranvend, 2019 yılında 78 metre ile futbol tarihindeki en uzun kale vuruşu rekoruna da sahip oldu.
Beyranvend’in babası onun futbol oynamasına karşı çıkıyordu ama o hayallerinin peşinden gitmeye kararlıydı. Bir akrabasından borç para alan genç futbol sevdalısı evden kaçtı ve çocuk yaşta bir otobüse binerek tek başına Tahran’a gitti. Tahran’a gittiğinde kalacak yeri yoktu ve sokaklarda yatıyordu. İnsanlar onu dilenci sanıyor ve ona para veriyordu. Beyranvend hayatta kalabilmek için her işi yaptı, sokakları süpürdü, araba yıkadı, fabrikada ve pizzacıda çalıştı.
En sonunda Beyranvend’in futbol tutkusu galip geldi ve 2011 yılında Naft Tahran Futbol Kulübü’nde futbol oynamaya başladı. 2016 yılında İran Ligi’nin en güçlü takımlarından biri olan Persepolis’e geçti. Belçika’nın Royal Antwerp ve Portekiz’in Boavista kulüplerinde futbol oynadıktan sonra Persepolis’e tekrar dönen kaleci, son olarak 2024 yılında Tebriz Türklerinin takımı Traktör’e transfer oldu. Beyranvend, zorluklarla dolu hayatını geride bıraktı ama o nereden geldiğini unutmadı.
Sistemin görmezden geldiği bu futbolcu şimdi aynı sistem tarafından “kahraman” olarak görülüyor. İran’a yıllardır ekonomik ambargo ve ticari yaptırımlar uygulayan, ABD ve İsrail İran’da bir spor salonunu bombalayıp 20 kadın voleybolcunun ölümüne yol açtığında, Tahran’daki Azadi Stadyumu’nu bombalayarak yerle bir ettiğinde ses çıkarmayan Batılı ülkelerin basınına göre Beyranvend’in hikayesi “ilham verici”. Batı, dünya sistemini eleştirmek yerine sistem içinde mağdur olan, azimle bir yere gelen ve başarılı olan kişilerin hikayelerine odaklanıyor. Bireysel başarı örnekleri sistemsel sorunların üzerini örtüyor. O yüzden Beyranvend gibi futbolcuların hikayesini Oryantalist bir üslupla anlatmayı tercih ediyorlar. İran’ın sporcuları ve kulüpleri, birçok gelişmiş Batı ülkesinin sahip olduğu koşullara sahip değil. Yıllardır, yaptırımlarla ve savaşlarla yıpratılmaya çalışılan İran’ın spordaki potansiyel gücü daha fazla ama buna fırsat verilmiyor. Tüm sorunların bu sorunların altında yatan tek bir gerçek varsa da o da “emperyalizm” çağında yaşıyor oluşumuz.
FUTBOL ENDÜSTRİSİ VE 2026 DÜNYA KUPASI BİLETLERİ
Dünya pek çok ciddi sorunla boğuşurken ‘derdiniz futbol mu?’ diye soranlar olacaktır. Bu itirazda haklılık payı var. Ancak futbol bazen yalnızca bir oyun değil; dünya düzenindeki eşitsizlikleri görünür kılan, adaletsizlikleri tartışmaya açan ve geniş kitlelerde farkındalık yaratan güçlü bir araçtır. Maddi imkansızlıklardan dolayı maç formalarını çamaşır makinelerinde yıkayan Gana Milli Takımı bunun en büyük örneklerinden biri. Bu tablo, bir yanda sınırlı imkânlarla mücadele eden milli takımları, diğer yanda ise dev bir ekonomik güce dönüşen futbol endüstrisini karşı karşıya getiriyor.
Kısıtlı imkânlarla Dünya Kupası turnuvasına katılan Afrika ve Asya futbol takımlarının yanı sıra, bu turnuvanın en önemli sorunlarından biri de yüksek bilet fiyatlarıdır. FIFA, “erişilebilir futbol” kavramını kullansa da ABD’deki Dünya Kupası maçlarının bilet fiyatları bazı Batılı taraftarlar için bile erişilebilir olmaktan çıktı. FIFA kendi resmî sitesinden bilet satışı yapıyor ancak biletlerin yeniden satışını mümkün kılan bir sistem de (resale) uygulanıyor. ABD’de bilet fiyatlarının talebe göre belirlendiği “dinamik fiyatlandırma” sistemi de bu satış sisteminin bir parçası. Bu yeniden satış sisteminde FIFA dışındaki bilet satış platformlarında fiyatlar çok daha yüksek seviyelere çıkıyor. Yarı final ve finaldeki karşılaşmaların bilet fiyatları 10 bin doların üzerinde seyrediyor. 2018’de Rusya’da ve 2022’de Katar’da düzenlenen Dünya Kupası maçlarının bilet fiyatları ile ABD-Kanada-Meksika’nın düzenlediği Dünya Kupası maçlarının bilet fiyatları arasında uçurum var. 
FIFA'nın 2026 Dünya Kupası'ndan elde edeceği gelirin 10 milyar dolar civarında olacağı tahmin ediliyor. Bilet satışları, yayın hakları ve sponsorluk gelirleri sayesinde milyarlarca dolar kazanan FIFA, küresel futbol ekonomisinin en önemli aktörlerinden biri. Ancak elde ettiği bu gelirin nasıl dağıtıldığı ve futbolun gelişimine ne ölçüde hizmet ettiği uzun süredir tartışma konusu. Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan ülkeler ve şehirler turizm, hizmet sektörü ve tanıtım faaliyetleri aracılığıyla dolaylı ekonomik kazançlar elde ediyor. Turnuvada öne çıkan oyuncular ise piyasa değerlerini ve ticari gelirlerini artırabiliyor. Kısıtlı imkânlara sahip ülkeler de Dünya Kupası gelirlerinden belirli ölçüde pay alıyor. Bununla birlikte, gelirlerin büyüklüğü ve futbol ekonomisindeki güç dengeleri dikkate alındığında, asıl kazananların FIFA, büyük sponsorlar ve yayıncı kuruluşlar olduğu açıkça ortada. Milyarlarca dolarlık futbol ekonomisinden ayrılan payın en sınırlı bölümü ise ekonomik açıdan daha az gelişmiş ülkelerin futbol altyapılarına ve yerel futbol ekosistemlerine ayrılıyor. Annesini vize masrafları nedeniyle ABD’ye götüremeyen Yeşil Burun Adaları kalecisi Vozinha, geçmişte Tahran sokaklarında yatan İran kalecisi Beyranvend ve turnuvada formalarını yıkamak zorunda kalan Gana Milli Takımı, futbol endüstrisinin arkasındaki bu eşitsiz tabloyu net bir biçimde ortaya koyuyor.