12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü. Bugün de Türkiye’de kayıtlı 1.5 milyon kayıt dışılarla birlikte yaklaşık 3,.5 milyonu aşkın çocuk, atölyelerde, iş yerlerinde ve tarlalarda çalışarak güne başladı. Bu çocuklardan 562 bini bizzat Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okul sıralarından koparılarak sanayiye sürülen mesleki eğitim merkezi (MESEM) kapsamındaki öğrenciler. Ayla, Fırat, İbrahim* de Türkiye’de düşük ücretle, ağır koşullarda çalıştırılan çocuklardan yalnızca üçü.
MESEM’den ağır çalışma koşulları ve düşük ücret nedeniyle ayrılan 17 yaşındaki Ayla, Çanakkale’de bir elma bahçesinde gündelik tarım işçisi olarak çalışıyor. 12 yaşında okul çıkışlarında kafelerde garsonluk yaparak başladığını anlatan Ayla, “Sabah saat 08.00’de başlayıp akşam 17.00’ye kadar süren mesaisinde elma seyrekleştirme ve ilaçlama işi yapıyorum. Günlük 1000 TL yevmiye alıyorum, sigortam yok” diyor. Çalışma alanında tuvalet bile olmadığını anlatan Ayla “Yemeklerimizi kendimiz götürüyoruz. Sadece kadrolu çalışanlara yemek veriliyor” diyor. Henüz 17 yaşında olmasına rağmen kendisini daha büyük hissettiğini dile getiren Ayla “Yaşıtlarım eğlenirken benim kafamı kaldıracak mecalim kalmıyor” dedi.
‘Hayallerim elimden alındı’
En büyük hayalinin güzel sanatlar lisesinde okumak olduğunu belirten Ayla “Resim eğitimi almak isterdim ama ekonomik gerekçelerle babam gönderemedi. Bu hep içimde kaldı, hayallerimin elimden alındığını düşünüyorum” dedi. Açık liseye kayıt yaptırarak eğitimine devam etmeyi planlayan Ayla, geleceğe dair kaygılı: “Ne yaparsam yapayım hep aynı yerde sayacakmışım gibi hissediyorum.”
‘MESEM’de pişman olmayanı görmedim’
“MESEM’e gidip de pişman olmadan çıkan hiç kimseyi görmedim” ifadelerini kullanan Ayla, bizlere hem oku hem de para kazan diye sunulan MESEM’lerde ücretlerin çok düşük olduğuna vurgu yaparak “14 saate varan mesailerle patronları zengin etmek için çalıştırıldık. Ve elimize geçen de aylık 8-10 bin TL gibi komik rakamlar. MESEM’de bir yetişkin gibi çalıştırılıyoruz ama bir yetişkinin aldığı ücreti alamıyoruz” diye konuştu. Çocukların çalışmak zorunda kalmasının temel nedeninin yoksulluk olduğunu söyleyen Ayla ekliyor: “Ekonomik koşullar iyi olsa zaten kimse çocuk yaşta çalışmayı tercih etmez.” Tarımda da çocuklarla yetişkinler arasında herhangi bir ayrım yapılmadığını belirten Ayla, ağır işlerin yaş gözetilmeksizin herkese yaptırıldığını aktaran Ayla “Büyükler ne iş yapıyorsa biz de aynı işi yapıyoruz. Yorulduğunu söylediğimde ise ‘60-70 yaşındaki kadın çalışıyor, sen mi çalışamayacaksın” cevabının verildiğini söyledi.
‘Meslek öğrenmek için gittim işten attılar’
İstanbul’da MESEM kapsamında otomotiv sektöründe çalışan 16 yaşındaki Fırat da okulda geçirdiği kaza sonrası aldığı sağlık raporunun ardından iki gün önce işten çıkarılmış. Raporun ardından iş yerine gittiğinde ‘Eşyalarını al git’ denildiğini anlatan Fırat, çalıştığı iş yerinde sürekli mobbing, hakaret, küfür olduğunu söyleyerek “Sabah 08.00’den 20.00’ye kadar çalıştırıyorlardı” dedi. 14 yaşından beri çalıştığını anlatan Fırat, ağır çalışma temposunun yaşamını ve bedenini tükettiğini dile getirerek “Bu yaşımda sabahları çok zor uyanıyorum. Mesaiye kalıp gece 1-2’de eve geldiğimde ‘Ben daha 16 yaşındayım, neden bu kadar çalışıyorum?’ diye düşünüyordum. 15 yaşımda bel ağrısından öldüğümü sandığım günleri hatırlıyorum. Ruhen de yaşlı hissediyorum” diye konuştu.
‘Yetişkinlerden daha ağır iş yapıyordum’
İş yerinde ağır parçaları tek başına kaldırmak zorunda bırakıldığını anlatan Fırat “Şanzımanları tek başıma kaldırıyordum. Ağrılarım olduğunu söylediğimde ‘Sen gençsin’ deyip geçiyorlardı. İş yerleri göstermelik denetleniyordu. Denetime gelenler çay, kahve içip gidiyorlardı. Hiçbir şey değişmiyordu” dedi. Yaptığı işin ücret olarak da karşılığını alamadığını düşünen Fırat, patronuna günlük on binlerce lira kazandırdığını ancak bunun karşılığında sadece ayda 8 bin TL aldığını anlatarak “Yetişkinlerle aynı hatta çoğu zaman daha ağır işleri yapmama rağmen onlar katbekat az ücret alıyordum” diye isyan ediyor. Haftada 1 gün izin yapabildiğini, akşam 8’de işten çıkınca yapacak bir şeyinin kalmadığını dile getiren Fırat “Yorgunluktan derslerde uyuyakalıyordum. Bir gün yine derste uyuyakaldım. Öğretmen bana ‘Niye uyuyorsun?’ diye sordu. Ben de ‘Hocam vallahi yorgunum, gece 12’ye kadar çalıştım’ dedim. Beni ‘Bana ne, benim için mi çalıştın?’ diye azarladı” diye konuştu.
16 yaşında 4 saatlik uykuyla işbaşı
İbrahim’le ise görüşmek için akşam saatlerinde sözleşmiştik. Ancak o gün mesaisi sabahın erken saatlerine kadar sürdü. Ertesi gün sabah 08.00’de işten çıktı, yalnızca dört saat uyuyabildi. Saat 12.00’de uyandığında ilk işi bizi aramak oldu. Bir saat sonra yeniden işbaşı yapacaktı. 16 yaşındaki İbrahim, dört saatlik uykunun ardından yeniden çalışmaya giderken, yaşadıklarını anlatmak için bize on dakika ayırabildi. Bir dönem MESEM kapsamında çalışan İbrahim, artık MESEM kapsamı dışında bir fabrikada çalışıyor. Kendisini ‘çocuk işçi’ olarak tanımlayan İbrahim, MESEM’de öğrencilerin yasal haklarının sadece kağıt üzerinde kaldığını söylüyor. Öğrencilerin belirli saatlerin üstünde çalıştırılmasının yasak olduğunu ama patronların MESEM’de bunu uygulamadığını anlatan İbrahim, “Ses çıkaramıyorduk. ‘Sen zaten ucuz işçisin, iş öğrenmeye geldin’ anlayışı vardı. Okul yönetimleri de bizim yanımızda durmuyordu” dedi. MESEM’de çalıştığı dönemde iş kazası geçirdiğini, parmağındaki yaralanmaya rağmen hastaneye götürülmediğini anlatan İbrahim “Parmağımdan et koptu. ‘Ufak sıyrık’ diyerek hastaneye götürmediler. Sonra yara enfeksiyon kaptı. Kendi imkanlarımla hastaneye gittim. Masraflarımı da karşılamadılar. Okula söylediğimde ise ‘Sana başka iş yeri buluruz’ diyerek geçiştirdiler” diye konuştu.
‘İki ay iş ayakkabısı olmadan çalıştım’
MESEM’de çalıştığı iş yerlerinde ciddi tehlikelerle karşı karşıya kaldığını anlatan İbrahim “Bir dönem iş ayakkabım yırtıktı ama aylarca yeni ayakkabı almadılar. İstedim, vermediler. İki ay iş ayakkabısız çalıştım. O sırada ağır parçalar taşıyorduk. 350 kiloluk makine parçalarıyla çalışıyorduk. O parçalar ayağıma düşseydi bugün ayaklarım olmayabilirdi” dedi. MESEM kapsamında aldığı ücretin geçinmeye yetmediğini söyleyen İbrahim, “MESEM’lerde meslek öğretmek yerine bizi ucuz iş gücü olarak görüyorlar” dedi. Şimdi bir fabrikada kaynakçılık yaptığını 20 bin TL ücret aldığını sigortasının olmadığını belirten İbrahim “15 yaşındaki bir çocuktan yetişkin işçi performansı bekleniyor. Yapamadığımda ustam kızıyor. Küfür, hakaret ve mobbing de yaygın. Birçok iş yerinde fiziksel şiddet vakaları var ama öğrenciler yaşadıklarını anlatmaktan çekiniyor. Yoğun çalışma temposu sosyal yaşamı da elimizden alıyor. İzin yok tatil yapamıyoruz, yaşadığımız kenti bile gezemiyoruz. Sabah işe gidip akşam eve geldiğinde kemiklerin ağrıyor. Siz söyleyin o ağrılarla nereye gidelim?” diye sorarak yalnızca emeklerinin değil yaşamlarının da ellerinden alındığını söyledi.
‘Çocukluğum öldü, gençliğim çalındı’
Henüz 16 yaşında gençliğinin çalındığını düşünen İbrahim, “Çocukluğumu kaybettim, onu benden çaldılar. Yaşadıkların, uğradığın haksızlıklar bir süre sonra içindeki çocuğu öldürüyor. Bunları yaşadıktan sonra artık çocuk olamıyorsun” ifadelerini kullanarak yeniden seçme şansı olsa çocukluğunu geri getirmek istediğini söylüyor. Hayatta kalabilmek için çocukluğumu kaybettiğine isyan eden İbrahim “Çocukların çalışmak zorunda bırakılmadığı, eğitimin ücretsiz olduğu bir ülkede yaşamak isterdim” diyor.
5 çocuktan 1’i ‘iş gücü piyasasında’
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı “istatistiklerle çocuk” raporunda 15-17 yaş grubundaki çocuk işçi sayılarını gizledi. Buna rağmen TÜİK’in verilerinde 15-17 yaş arası ‘iş gücü piyasasındaki’ çocukların oranı yüzde 25.5 oldu. Geçtiğimiz sene bu oran yüzde 24.9’du. Bu veriye göre yaklaşık 981 bin çocuk halihazırda bir iş yerinde ücretli olarak çalışıyor ya da iş arıyor. TÜİK, 15 yaş altına ilişkin çocuk işçiliği verilerini ise senelerdir yayımlamıyor. Çalışan çocuk iş gücü anketi, en son 2019’da yayımlandı. O nedenle resmi çocuk işçiliği verileri bilinmiyor. MESEM’lerde kayıtlı çalışan çocuk işçi sayısı ise 562 bin. İSİG Meclisi raporuna göre Türkiye’de 2013-2026 arasında iş cinayetinde can veren çocuk sayısı 877. İstatistiklere göre 2025’te çocukların yüzde 36.8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaydı. Yani Türkiye’de yaklaşık 7 milyon 860 bin çocuk düzenli olarak yoksulluk ve sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıya. Öte yandan ortaöğretim seviyesinde okul tamamlama oranı yüzde 81.3 oldu. Bu, lise çağındaki her 5 çocuktan birinin, çeşitli nedenlerle okulu bitiremediğini gösteriyor.
*Çocukların isimleri tarafımızdan değiştirilmiştir.