2026 Dünya Kupası başladı ve sahaya bu kez üç ev sahibi birden çıktı. Tarih boyunca bu koltuğa oturan 22 ülke arasından yalnızca 6'sı kupayı evine götürebildi. Üstelik bu altısının sonuncusu Fransa'ydı, üstünden tam 28 yıl geçti. Peki o altı takımı birbirine bağlayan ortak zemin neydi?
Altı şampiyon, bir ortak zemin
Listenin tamamı şöyle: Uruguay (1930), İtalya (1934), İngiltere (1966), Batı Almanya (1974), Arjantin (1978) ve Fransa (1998). İlk şampiyon Uruguay, turnuva için Montevideo'da Estadio Centenario'yu sıfırdan inşa ettirdi ve finalde Arjantin'i 4-2 yendi. İtalya dört yıl sonra kupayı kendi sahasında kaldırdı, hem de ev sahibi sıfatıyla eleme oynamadan turnuvaya doğrudan katılarak.
İngiltere'nin 1966'sı Wembley'in tıka basa dolu tribünleriyle anılır. Batı Almanya 1974'te Hollanda'yı kendi taraftarı önünde 2-1 yendi, Arjantin de 1978'de Buenos Aires'in baskısını arkasına aldı. Fransa ise 1998'de Stade de France'ta Zidane'in iki kafa golüyle Brezilya'yı dağıttı.
Aradaki ortak nokta romantik değil, son derece somut. Kendi ülkesinde oynayan takım uzun yolculuk yapmaz, iklime ve saha zeminine alışıktır, maç saatleri de kendi rutinine göre belirlenir. Tribün baştan sona kendi taraftarıyla dolar. Bazen avantaj bunun da ötesine geçer. İtalya'nın 1934'te eleme oynamadan doğrudan katılması gibi kurumsal kolaylıklar da ev sahibinin cebine yazılır.
Avantaj mı, yoksa taşınamayan bir yük mü
Rakamlar ev sahibinin lehine. Veri şirketi Opta'nın analizine göre ev sahibi takımlar, normalde bekleneceğinden belirgin biçimde daha iyi performans gösteriyor. Ama madalyonun ters yüzü çok daha sert.
2014'te Brezilya yarı finalde kendi seyircisi önünde Almanya'yı ağırladı ve futbol tarihinin en travmatik 90 dakikalarından birini yaşadı. Belo Horizonte'de skor ilk 29 dakikada 5-0 oldu, maç 7-1 bitti. Tribünler önce sustu, sonra kendi takımını ıslıkladı. O akşam "Mineirazo" diye anıldı ve ev sahibi olmanın getirdiği beklentinin nasıl ezici bir ağırlığa dönüşebileceğinin simgesi sayıldı.
Son iki ev sahibinin hikâyesi de bu yüzü doğruluyor. Güney Afrika 2010'da, Katar ise 2022'de kendi turnuvasında grup aşamasını bile geçemeden elendi. Anlaşılan kendi seyircisinin önünde oynamak garanti bir avantaj değil. Aynı tribün, takım iyi başladığında sırtını sıvazlıyor, işler kötüye gidince üstüne çöküyor.
1998'den sonra kapı neden kapandı
Fransa son ev sahibi şampiyon oldu, sonrasında bu kapı bir daha açılmadı. Bunun en güçlü açıklaması küresel futbolun düzleşmesi. Bugün her milli takım benzer veri analizine, benzer kamp ve hazırlık yöntemlerine erişiyor. Eskiden ev sahibine fazladan puan kazandıran saha ve iklim bilgisi artık herkesin elinde. Charter uçuşların yaygınlaşmasıyla seyahat yorgunluğu da büyük ölçüde eridi. Geriye, her geçen turnuvada büyüyen beklenti baskısı kaldı.
Üç ev sahibi, 28 yıllık suskunluk
2026'da koltukta tek değil üç ülke oturuyor: ABD, Meksika, Kanada. Açılış sonuçları da fena değil. Meksika ilk maçında Güney Afrika'yı 2-0 yendi, ABD Paraguay'ı geçti, Kanada ise sahadan beraberlikle ayrıldı. Tarihsel örüntüye bakılırsa bir ev sahibi üçlüsünden en az biri turnuvanın derinlerine gidiyor. 28 yıllık o suskunluğu bu üçlüden biri bozabilir mi, yoksa düzleşen futbol bu kez de mi kazanacak?