Ana içeriğe geç

Enerji sorununu çözmeden olmaz

Rüzgar ve güneş enerjisi zengini olan Türkiye’nin kronikleşen enerji maliyetleri sorununu ve bunun makroekonomik etkilerini, özellikle enerji fiyatları ile döviz kuru arasındaki ilişki ve bunun ihracat rekabetçiliği üzerindeki baskısı üzerinde duracağız.

Enerji sorununu çözmeden olmaz
Dünya Gazetesi
16

Ekonomist – Bankacı UĞUR GÜNDÜZ

En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim. Devletin öncülüğünde petrol ve doğal gaz üretimi için yatırımlar artırılma­lı, devlet kaynaklarını bu yöne ak­tarırken diğer yandan da Rüzgar Enerji Santralleri (RES) ve Güneş Enerjisi Santralleri (GES) için cid­di teşvikler sağlamalıdır.

2021 yılından Mayıs 2026'ya ge­lindiğinde, makroekonomik ve je­opolitik parametreler nedeniyle enerji maliyetlerinde sanayi elekt­rik birim fiyatlarında (vergili) yak­laşık 6,4 katlık; büyük sanayi (Ka­deme 2) doğal gaz birim fiyatların­da ise yaklaşık 11 ila 12 katlık bir nominal fiyat artışı gerçekleşmiş­tir.

Küresel enerji piyasalarında em­tia fiyatları arz-talep dengelenme­si ve alternatif enerji kaynakları­nın devreye girmesiyle dezenflas­yonist bir seyir izlerken; Türkiye, enerji enflasyonunda negatif ay­rışarak (diverjans) küresel ortala­maların oldukça üzerinde bir artış trendini sürdürmektedir.

2025 yılsonu itibarıyla, küresel endekslerdeki gerilemeye rağmen yerel piyasada enerji kalemi, man­şet enflasyonun üzerinde kalmaya devam ederek maliyet tabanlı enf­lasyon baskısını derinleştirmiştir.

Fiyat artış gerekçeleri

1 Kur geçişkenliği ve ithal ma­liyet baskısı: Türkiye’nin bi­rincil enerji kaynaklarında (özel­likle doğal gaz ve ham petrol) yük­sek oranda dışa bağımlı olması, yerel enerji fiyatlarını doğrudan döviz kuruna endekslemektedir. Küresel piyasalarda spot boru hat­tı gazı ve LNG fiyatları düşse dahi, Türk Lirası’nın döviz karşısındaki değer kayıpları bu düşüşü absorbe etmekte ve kur geçişkenliği kana­lıyla fiyatları yukarı yönlü tetikle­mektedir.

2 Vergi yükü, fonlar ve dağı­tım maliyetleri: Enerji fatu­ralarının maliyet yapısı incelen­diğinde; çıplak enerji sarfiyat be­delinden ziyade, sistem kullanım, iletim ve özellikle dağıtım bedel­lerinin toplam fatura içerisinde­ki payının dramatik şekilde arttığı görülmektedir.

Yüksek işletme maliyetleri ve şe­beke yatırımları gerekçesiyle artı­rılan dağıtım bedelleri ile maktu/ nispi vergiler (KDV, ÖTV), tüketi­cinin üzerindeki mali yükü asimet­rik bir şekilde büyüterek fiyat me­kanizmasını bozmaktadır.

3 Yüksek enflasyon ve en­deksleme hatları: Ülke gene­lindeki yapısal yüksek enflasyon, enerji üretim ve dağıtım şirketle­rinin girdi maliyetlerini (işçilik, finansman, bakım-onarım) artır­maktadır. Bu durum, piyasa yapıcı düzenleyici kurumlar (EPDK vb.) tarafından tarifelerin sık aralıklar­la enflasyona endekslenerek gün­cellenmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, genel fiyat düzeyinde­ki artış, enerjiyi hem etkileyen hem de enerji kanalıyla tüm sektörleri yeniden vuran bir kısırdöngü ya­ratmaktadır.

4 Jeopolitik risk primi ve kü­resel belirsizlikler: Küre­sel jeopolitik gerilimler, ticaret ro­talarındaki değişimler ve majör ekonomilerin uluslararası ener­ji arz güvenliği üzerinde yarattığı belirsizlik, fiyatlar üzerinde kalı­cı bir risk primi oluşturmaktadır. Bu makro-belirsizlikler, vadeli iş­lem piyasalarında fiyat esnekliğini azaltmakta ve yukarı yönlü baskıyı canlı tutmaktadır.

Tarife bazlı fiyat artışları ve etkileri

Sübvansiyon yönetiminin ve ma­liyet esaslı tarife politikasının bir sonucu olarak, 2025 yılında elekt­rik ve doğal gaz fiyatlarındaki artış­lar homojen gerçekleşmemiş, kade­meli ve tarife bazlı (konut, ticaret­hane, sanayi) olarak farklılaşmıştır:

Mesken (konut) tarifesi: Sos­yal devlet ilkesi ve hanehalkı büt­çesini koruma amacıyla konut ta­rifeleri belirli bir tüketim limitine kadar (kademeli tarife) sübvanse edilmiştir. Ancak limit aşımında uygulanan yüksek oranlı tarifeler ve yılsonuna doğru bütçe yükünü azaltmak adına sübvansiyonların kısmen daraltılması, hanehalkının gelirini doğrudan azaltarak refah kaybına yol açmıştır.

Sanayi ve ticarethane tarife­leri: Kamu sübvansiyonlarının en az uygulandığı veya tamamen kal­dırıldığı bu segment, maliyet artış­larını en çıplak haliyle göğüslemek zorunda kalmıştır. Sanayi elektri­ği ve yüksek tüketimli ticarethane doğal gaz tarifelerindeki agresif ar­tışlar, doğrudan üretim maliyetle­rine yansımıştır.

İhracat ve kalkınma engeli: Son 4 yıllık projeksiyonda elektrik ve doğal gaz fiyatlarında gözlenen kümülatif reel artışlar, imalat sa­nayisinin uluslararası arenadaki rekabet gücünü zayıflatmıştır.

Maliyet enflasyonu: Enerji, sanayide temel bir girdi olduğun­dan, bu kalemde yaşanan şoklar ni­hai ürün fiyatlarına yansımakta ve çekirdek enflasyon göstergelerini bozmaktadır.

İhracat dezavantajı: Emek ve enerji yoğun sektörlerde (teks­til, demir-çelik, çimento, seramik) faaliyet gösteren ihracatçılar, kü­resel rakipleri karşısında maliyet avantajını kaybetmiştir. Bu durum dış ticaret dengesi üzerinde baskı oluşturmaktadır.

Sürdürülebilir büyüme ris­ki: Enerji arz güvenliği ve fiyat is­tikrarı sağlanmadan, sanayi üre­timinde sürdürülebilirlik, kalıcı ekonomik büyüme ve topyekûn bir makroekonomik kalkınma mode­linin tesisi yapısal olarak mümkün değildir.

Yapısal çözüm şart

Dağıtık enerji ve mikro-ü­retim: Mesken ve ticari alanlar­da çatı üstü GES ve mikro-rüzgar türbini yatırımlarının bürokratik engellerden arındırılarak teşvik edilmesi, şebeke yükünü azalta­caktır.

Yenilenebilir enerji dönü­şümü: Rüzgar ve güneş başta ol­mak üzere yerli/yenilenebilir kaynakların toplam kurulu güç içerisindeki payının artırılması, enerji ithalat faturasını ve dolayı­sıyla döviz kuruna olan hassasi­yeti (kırılganlığı) minimuma in­direcektir. Halen yüzde 10 olan GES’lerin payı en az yüzde 20’li seviyelere çıkarılmalı, yüzde 33 olan kömür santrallerinin payı aşağıya çekilmelidir.

Enerji verimliliği ve diji­talizasyon: Sanayide enerji yo­ğunluğunu azaltacak teknolojik modernizasyonlar ve akıllı şebe­ke yönetimi ile birim üretim başı­na tüketilen enerji miktarı düşü­rülmelidir.

Proaktif enerji diplomasi­si: Çeşitlendirilmiş boru hattı kaynakları, LNG depolama ka­pasitelerinin optimizasyonu ve uzun vadeli, esnek fiyatlı tedarik anlaşmaları aracılığıyla uluslara­rası piyasalarda stratejik bir alıcı konumu tahkim edilmelidir.

Petrol arama faaliyetleri­ne ağırlık verilmesi: Ülkemiz­de ulaşım ağırlıklı olarak kara­yoluyla yapılmakta, bu da gerek emtia ticareti gerekse yolcu ta­şımacılığını kurlara aşırı duyar­lı hale getirmektedir. Orta uzun vadede nakliye/ulaşım yapısı­nı demiryollarına dönüştürmek hedeflense de kısa-orta vadede, mevcut maliyetler açısından, petrol arama faaliyetlerine hız verilmelidir.

Gıda sevkiyatının demir yollarına kaydırılması: Özel­likle tarım ürünleri fiyat artışın­da ulaşım/nakliye önemli rol oy­namakta ve ürünlerin tarla çıkışı ile market fiyatı arasında uçurum meydana gelmektedir. Hızlı tren hatları dahil tüm tren hatların­da yeniden ulaşım planlaması yapılarak, demiryolu taşımacılı­ğı teşvik edilmeli, bir yandan ya­kıt gideri etkisi azaltılırken diğer yandan da ulaşımın ağırlığının elektrik enerjisine yönlenmesi sağlanmalıdır.

Elektrikli araçların teşviki: Petrol ülkesi değiliz ama öyley­miş gibi davranıyoruz. Dolayısıy­la elektrikli araç satışları teşvik edilmeli, vazgeçilen verginin sağ­layacağı getirinin daha fazla ola­cağı unutulmamalıdır.

Kısaca, rüzgar ve güneş enerji­si zengini olan ülkemizde elekt­rik üretimi bu yöne kaydırılıp elektrik üretiminde maliyet bas­kısı azaltılırken, petrol ve doğal gaz üretimine yapılan yatırım­larla da dış şoklara duyarlılığımız azaltılmalıdır.

Kaynağa Git

İlgili Haberler