S ennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri’nin 11’incisinde, öykü ödülüne yapay zekâ gölgesi düşmüştü.
Dün bu satırlarda, jüri üyelerinden aldığımız bilgilere göre, “ödül almaya değer görülebilecek” dosyaların hepsi, “yapay zekâ destekli metin üretimi” şüphesi doğurduğu, kurumsal çapta bir uzmanlık desteğinin alındığı, kimi dosyalarda yüzde 80 kimi dosyalarda yüzde 30’a kadar çeşitli oranlarda yapay zekâ metin olduğu, bahse konu dosyaların özgünlüğünden kuşkulanıldığı için değerlendirilmediği; kalan dosyaların da ödüle değer görülecek, basılabilecek metin olmadığı yönünde bir kanaat geliştiği”ni aktarmıştık.
Edebiyat dünyası yapay zekâ tehlikesini tartışmaya devam ediyor. Uzmanlar “özgünlüğün” altını çiziyor. Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) 2’nci başkanı ve şair Mustafa Köz ve Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) Başkanı Kenan Kocatürk’ten konu ile ilgili görüşlerini aldık.
‘AÇIKLAMA YAPILMALI’
TYS 2’nci Başkanı Köz, Sennur Sezer Öykü Ödülü’nde bu yıl ödülün verilmemesinin, gerekçesi ne olursa olsun, edebiyat dünyasında üzerinde ciddiyetle durulması gereken yeni bir tartışmayı görünür kıldığı belirtti. Köz, “Eğer bu kararın arka planında yapay zekâ ile üretilmiş ya da yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış metinlere ilişkin kuşkular etkili olduysa artık yalnızca bir yarışmanın sonucunu değil, ‘özgün metin’ kavramının geleceğini de konuşuyoruz demektir” dedi.
Asıl meselenin, yapay zekânın varlığının değil, özgünlük ile yapay üretim arasındaki sınırın nasıl belirleneceği, hangi ölçütlerle değerlendirileceği ve bu değerlendirmenin nasıl gerekçelendirileceği olduğunun altını çizen Köz, “Çünkü yalnızca kuşkunun varlığı bile, edebiyat alanında yeni bir uzmanlık ve etik tartışma alanının doğduğunu göstermektedir. Önümüzdeki yıllarda yarışmaların, yayınevlerinin ve seçici kurulların bu konuda ortak ilkeler geliştirmesi kaçınılmaz görünmektedir. Sennur Sezer Öykü Ödülü, bu sorunun kamuoyu önünde ilk kez bu denli belirgin biçimde tartışıldığı örneklerden biri olarak kayda geçmiştir. Seçici kurulun değerlendirme sürecinde hangi verilere, hangi ölçütlere ve hangi edebi ilkelere dayandığını bilmiyoruz. Ancak tam da bu nedenle, kararın ayrıntılı, somut ve denetlenebilir gerekçelerle edebiyat kamuoyuyla paylaşılması büyük önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.
Yapılması gereken açıklamanın, yalnızca bu yılın yarışmasına ilişkin soru işaretlerini gidermekle kalmayacağını, bundan sonra benzer durumlarla karşılaşacak yarışmalar için de etik ve hukuki açıdan yol gösterici bir örnek oluşturacağını vurgulayan Köz, “Yapay zekâ çağında edebiyatın temel meselesi, teknolojiyi bütünüyle reddetmek ya da koşulsuz kabul etmek değildir. Asıl mesele, insanın yaratıcı emeğini, düşünsel özgünlüğünü ve sanatsal sorumluluğunu hangi ölçütlerle koruyacağımızdır. Bu nedenle bugün verilecek her gerekçeli karar, yalnızca bugünü değil, yarının edebiyat iklimini de biçimlendirecek bir nitelik taşımaktadır” diye konuştu.
‘HEM ESER ÜRETİCİLERİNE HEM DE SEKTÖRE GÜÇLÜ BİR MESAJ’
TYB Başkanı Kocatürk, konunun dünyada hızla yaygınlaşan bir tartışma olduğunu ve Türkiye’deki yansımalarından biri olarak görülebileceğini belirterek “ABD’de bir dergiye yapay zekâ ile üretilmiş çok fazla öykü gönderilince dergi başvuruları geçici bir süreliğine kapatıp yapay zekâ araçlarıyla yazılmış eserleri kabul etmeyeceğini açıkladı. Global büyüklükteki müzik yapım şirketleri, yapay zekâyla üretilen eserlerin prodüksiyonunu yapmayacağını kural olarak belirledi” dedi.
Benzer örneklerin giderek çoğaldığını söyleyen Kocatürk, “Özellikle kreatif endüstrilerde insan emeğini, özgün ve nitelikli içerik üretimini korumaya yönelik bu şekilde güçlü duruşlar sergileniyor. Bu tür kurumsal ve net tavırların somut ve gerçek etkileri de var. Sanat ve kültür üretiminde insan emeği ve özgünlük vazgeçilmez. Bir kurum ‘Yapay zekâyla üretilen bir şeyi temsil etmiyorum, bunu ödüllendirmiyorum’ dediğinde bu aslında hem eser üreticilerine hem de tüm sektöre güçlü bir mesaj anlamına geliyor” diye konuştu.
‘ANLAMLI KARAR’
Kocatürk sözlerini şöyle noktaladı: “Bu meselenin unutulmaması gereken bir başka önemli boyutu var: yapay zekâ modellerini eğitmek için kullanılan yazılı eserlerin büyük bölümü, dünya genelinde hak sahiplerinden izin alınmadan ve telif ödenmeden kullanıldı. Yapay zekâyla eser üretildiğinde şu anda ortada iki katmanlı bir sorun var: bir yanda, izinsiz ve bedelsiz kullanılan eserlerle eğitilmiş bir araçtan yararlanılmış oluyor; öte yanda, aslında yalnızca milyonlarca kelimeyi örüntü olarak takip edip ortaya uygun cümleleri veren bir sistemle ‘yaratıcı’ bir iş yapılmaya çalışılmış oluyor. Bu açıdan bakıldığında, seçici kurulun aldığı karar, insan emeğini ve nitelikli kültür üretimini korumak adına son derece anlamlı.”