Ana içeriğe geç

Depremde 125 kişi hayatını kaybetmişti: İskenderun Devlet Hastanesiyle ilgili tazminat davalarında çelişkili bilirkişi raporları

Hatay’da 125 kişinin hayatını kaybettiği İskenderun Devlet Hastanesi A Blok'a ilişkin tazminat davalarında, bilirkişi raporlarının birinde Sağlık Bakanlığı yüzde 95 kusurlu bulunurken, bir diğerinde kusur değerlendirmesi yapılmadı.

Depremde 125 kişi hayatını kaybetmişti: İskenderun Devlet Hastanesiyle ilgili tazminat davalarında çelişkili bilirkişi raporları
Evrensel
16

Hatay'da 6 Şubat depremlerinde 125 kişinin hayatını kaybettiği İskenderun Devlet Hastanesi A Blok'a ilişkin tazminat davalarında, bilirkişi raporları arasındaki çelişki dikkat çekti. Bir raporda Sağlık Bakanlığı'na yüzde 95, AFAD'a yüzde 5 kusur atfedildi. Diğer raporda Sağlık Bakanlığı'na yönelik bir kusur değerlendirmesi yapılmadı.

Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde, hasta, sağlık personeli ve hekimlerin de bulunduğu İskenderun Devlet Hastanesi A Bloku'nun yıkılması sonucu 125 kişi yaşamını yitirdi.

ANKA Haber Ajansı muhabirinin edindiği bilgiye göre, hastanenin yıkılmasına ilişkin açılan tazminat davalarında hazırlanan iki bilirkişi raporu arasındaki çelişki dikkat çekti.

Hastanede babalarını kaybeden iki yurttaşın, hastanenin yıkımında sorumluluğu bulunan kamu kurumları hakkında Hatay 5. İdare Mahkemesi'nde açtığı davada; inşaat yüksek mühendisi, jeoloji yüksek mühendisi, inşaat mühendisi (gayrimenkul değerleme uzmanı), şehir ve bölge plancısı ile harita yüksek mühendisinden oluşan beş kişilik heyet tarafından hazırlanan bilirkişi raporu dosyaya sunuldu.

Belediyeler, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile AFAD toplam yüzde 25 kusurlu

Bilirkişi raporuna göre, yapı müteahhidi, proje müellifleri ve fenni mesuller, "görevlerini yürürlükteki mevzuata uygun şekilde yerine getirmemeleri" nedeniyle yüzde 75 oranında kusurlu bulundu. Kamu kurumları açısından ise toplam kusur oranı yüzde 25 olarak değerlendirildi.

Bilirkişi heyeti, İskenderun Belediyesi'ni "proje ve uygulama konusundaki denetimlerini eksik yapması, riskli yapı veya alanlarda gerekli dönüşüm projelerini hayata geçirmemesi nedeniyle yüzde 15 oranında kusurlu" buldu. Hatay Büyükşehir Belediyesi'nin ise "deprem kuşağında bulunan Hatay ilinin afet ve acil durum planlarını, ekip ve donanımlarını hazırlamada; ilgili bakanlıklar, kamu kuruluşları, meslek teşekkülleri, üniversiteler ve diğer mahalli idarelerle koordinasyon eksikliği bulunması, planlar doğrultusunda halkın eğitimi için gerekli önlemleri almaması, kurum ve kuruluşlarla ortak programlar yapmamış olması, riskli yapı ve/veya alanlarda gerekli dönüşüm projelerini gerçekleştirmemesi nedeniyle yüzde 5 oranında kusurlu" olduğuna kanaat getirdi.

Raporda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın "plan ve projelendirme aşamasında yeterli denetimin yapılmaması, afet bölgelerinde kamu kurum ve kuruluşlarının yönetmeliklere uygun gerekli tedbirleri alıp almadığının yeterince denetlenmemesi ve afet riski olan bölgelerde planlama ile kentsel dönüşüm çalışmalarının yapılmaması nedeniyle yüzde 3 oranında kusurlu olduğu" belirtildi. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nın (AFAD) ise "deprem tehdidi altında bulunan bölgede afet durumuna ilişkin gerekli çalışmaları ve denetim faaliyetlerini yeterli düzeyde yapmamış olması nedeniyle hizmet kusuru bulunduğu ve bu nedenle yüzde 2 oranında kusurlu olduğu" tespit edildi.

Sözkonusu raporda, Sağlık Bakanlığı'na yönelik herhangi bir kusur değerlendirmesi yapılmadı.

Sağlık Bakanlığı'na yüzde 95, AFAD'a ise yüzde 5 kusur atfı yapıldı

Hastanede annelerini kaybeden iki yurttaşın, kamu kurumlarının hizmet kusuruna ilişkin Hatay 4. İdare Mahkemesi'nde açtığı davada 2 inşaat yüksek mühendisi, 1 jeoloji yüksek mühendisi, 1 yüksek şehir plancısı ve 1 yüksek mimar tarafından hazırlanan raporda ise Sağlık Bakanlığı'na yüzde 95, AFAD'a ise yüzde 5 kusur atfedildi.

Bilirkişi raporunda, İskenderun Devlet Hastanesi A Bloku için 2012'de hazırlanan "depreme dayanıksız" raporundaki, "Bina, maruz kalacağı olası deprem anında göçme durumundadır" ifadesine; İskenderun Teknik Üniversitesi'nden 2016 yılında alınan "deprem güvenliği yetersiz" raporundaki, "Söz konusu binalar için yapılan analizlerde binaların öngörülen depreme karşı yeterli performans göstermeyeceği, deprem güvenliğinin yetersiz olduğu anlaşılmıştır. Söz konusu binaların performans düzeyi göçme durumu çıkmıştır" tespitlerine yer verildi.

"Öngörülebilir risk karşısında gerekli önleyici ve düzeltici işlemler yerine getirilmedi"

Raporda, Sağlık Bakanlığı'nın yüzde 95 kusurlu olduğu belirtilerek şu değerlendirme yapıldı: "Dava konusu yapının kamu hastanesi olarak kullanıldığı, bu nedenle yapının güvenli şekilde hizmet vermesinin sağlanması, bakım-onarım süreçlerinin yürütülmesi, gerekli teknik incelemelerin yaptırılması ve bu incelemeler sonucunda ortaya çıkan risklere göre idari ve teknik tedbirlerin alınmasının ilgili sağlık idaresinin görev ve sorumluluk alanında bulunduğu değerlendirilmiştir. Dosya kapsamında yer alan teknik raporlar incelendiğinde, dava konusu yapının deprem güvenliği bakımından yetersiz olduğu, hastane yapıları için gerekli performans düzeyini sağlamadığı, performans düzeyinin göçme durumu olarak belirlendiği ve taşıyıcı elemanların önemli bir kısmında güçlendirme ihtiyacı bulunduğu, deprem tarihinden önce açıkça ortaya konulmuştur. Bu tespitler karşısında, yapının mevcut haliyle kamu hizmetinde kullanılmaya devam edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi; gerekli görülmesi halinde güçlendirme, tahliye, kullanımın sınırlandırılması, yenileme, kullanım dışı bırakma veya yıkım süreçlerinin başlatılması, ilgili sağlık idaresinin sorumluluğundadır.

Hastane yapıları, afet anında ve sonrasında da hizmet vermesi beklenen, içerisinde hasta, personel ve vatandaşların sürekli bulunduğu kritik kamu yapılarıdır. Bu nedenle, bu tür yapılarda deprem güvenliği yönünden tespit edilen yetersizliklerin olağan yapılara göre daha öncelikli ve hassas şekilde ele alınması gerekir. Yapının göçme durumunda olduğunun teknik raporlarla ortaya konulmasına rağmen kamu hizmetinde kullanılmaya devam edilmesi, öngörülebilir risk karşısında gerekli önleyici ve düzeltici işlemlerin yeterli etkinlikte yerine getirilmediğini göstermektedir. Bu kapsamda, dava konusu yapının deprem güvenliği yönünden yetersiz ve göçme riski taşıyan nitelikte olduğunun deprem tarihinden önce bilinir hale gelmesine rağmen, yapının hastane olarak kullanılmaya devam edilmesi nedeniyle, yapının kullanımından, bakım-onarımından, güçlendirme veya kullanım dışı bırakma süreçlerinin değerlendirilmesinden sorumlu sağlık idaresinin asli ve belirleyici kusurunun bulunduğu kanaatine varılmıştır."

"Kritik kamu yapılarının risk takibinde yetersiz"

Bilirkişi raporunda, AFAD'a ilişkin de yüzde 5 kusur değerlendirmesi yapıldı. AFAD'ın görev alanının, yalnızca afet sonrası müdahale ile sınırlı olmadığı, afet öncesi risk azaltma, il düzeyinde afet risklerinin belirlenmesi, kritik kamu yapılarının afetlere hazırlığı ve kurumlar arası koordinasyonun sağlanması süreçlerini de kapsadığı vurgulandı.

Ceza soruşturmasında neler yaşandı?

İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 4 Şubat 2026'da Sağlık Bakanlığı'na gönderdiği yazıda, hastaneyle ilgili 2012'de "depreme dayanıksız", 2016'da ise "deprem güvenliği yetersiz" raporu verildiği belirtildi. Yazıda, 2015'te dayanıklılığının yetersiz olduğu tespit edilen binanın yıkımına ilişkin toplantılar yapıldığı, 2016 tarihli raporun yıkım komisyonuna iletildiği ve bu rapora dayanılarak 2019'da yeni hastane yapımının yatırım programına alındığı ifade edildi. Başsavcılık, depremden bugüne kadar geçen süre dikkate alınarak, olası soruşturma izni talebi beklenmeksizin, binanın yıkımında kusuru bulunan kişiler hakkında 4483 sayılı Kanun kapsamında resen veya idari yönden soruşturma yürütülüp yürütülmediğinin Bakanlıkça bildirilmesini istedi. Başsavcılığın hastanenin yıkılmasına ilişkin başlattığı soruşturma, depremin üzerinden 3,5 yıl geçmesine rağmen tamamlanamadı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler