Selahattin Demirtaş, QAD Institute’de yayımlanan “Az Kaldı” başlıklı yazısında Türkiye’de yürütülen çözüm sürecine, Kürt meselesine, bölgesel gelişmelere ve iç siyasetteki gerilimlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Demirtaş, küresel ve bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’nin bu değişimden doğrudan etkilendiğini belirterek, çözüm sürecinin de bu yeni denklem içinde ele alınması gerektiğini söyledi.
Yazısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bundan sonraki tutumunun belirleyici olacağını vurgulayan Demirtaş, “butlan”, “kayyum” ve “tutukluluk” başlıklarından medet umanlara prim verilmemesi gerektiğini ifade etti.
Demirtaş’ın özellikle “butlan” vurgusu, son dönemde CHP’de yaşanan gelişmelerle birlikte yorumlandı. Bilindiği üzere Kemal Kılıçdaroğlu, mahkemenin verdiği “mutlak butlan” kararıyla tedbirli olarak yeniden CHP Genel Başkanlığı görevine getirilmişti.
“SÜREÇ ARTIK SOMUT ADIMLAR GEREKTİRİYOR”
Demirtaş, çözüm sürecinin artık soyut değerlendirmelerle ilerleyemeyeceğini belirterek somut, görünür ve uygulanabilir adımlar atılması gerektiğini söyledi.
Demirtaş, “Süreç artık somut, elle tutulur, gözle görülür adımlar gerektiriyor” ifadesini kullanarak, bu adımların “taviz” değil, ortak yaşam için hak olan düzenlemeler olduğunu belirtti.
Kürt meselesinin önemli başlıklarından birinin anadil ve kimlik olduğunu vurgulayan Demirtaş, Meclis’te yaşandığını belirttiği bazı örnekler üzerinden sürecin zayıf noktalarına dikkat çekti.
Demirtaş, bir Kürt annenin Meclis Komisyonu’nda Kürtçe konuşamamasını ve bir Kürt gazetecinin üzerinde Kürtçe yazı bulunan çantasıyla Meclis’e alınmamasını eleştirerek, bu tür uygulamaların sürecin ruhuyla bağdaşmadığını söyledi.
KILIÇDAROĞLU TARTIŞMALARI YENİDEN GÜNDEMDE
Demirtaş’ın yazısındaki “butlan” ifadesi, CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemdeki açıklamalarıyla birlikte yeniden tartışma konusu oldu.
Kılıçdaroğlu, katıldığı bir canlı yayında Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik Meclis’te verdiği oydan pişman olmadığını söylemiş, bu açıklama kamuoyunda ve özellikle muhalif çevrelerde tepki çekmişti.
Bu tartışmaların ardından Kılıçdaroğlu’nun yardımcısı Necdet Saraç, “Kılıçdaroğlu Edirne’de Demirtaş’ı ziyaret edecek. O zaman eleştirenleri göreceğim” ifadelerini kullanmıştı.
“KÜRT-TÜRK İLİŞKİLERİ STRATEJİK DÜZEYDE ELE ALINMALI”
Demirtaş, yazısında çözüm sürecinin devlet kanadında stratejik bir perspektifle ele alınmadığını savundu.
Türkiye’nin küresel ve bölgesel değişimlerden güçlenerek çıkmayı hedeflediğini belirten Demirtaş, bunun devlet aklı açısından anlaşılır olduğunu ancak Kürt-Türk ilişkilerinin bölgesel ölçekte yeniden düşünülmesi gerektiğini ifade etti.
Demirtaş’a göre özellikle Suriye ve Irak’taki Kürtlerle ilişkilerde daha kapsayıcı, hak ve hukuk temelinde yeni bir yaklaşım geliştirilmesi gerekiyor.
Demirtaş, Abdullah Öcalan’ın inisiyatif almasının sürece katkı sunduğunu da belirterek, esas eksikliğin bölgesel düzeyde Kürt-Türk ilişkilerinin stratejik bir zeminde yeniden kurulması olduğunu söyledi.
ERDOĞAN’A MESAJ: “YENİ BAŞLANGIÇLARA FIRSAT SUNULMALI”
Demirtaş, yazısının en dikkat çeken bölümünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a doğrudan mesaj verdi.
Sürecin bundan sonraki seyrinde Erdoğan’ın tutum ve kararlarının belirleyici olacağını ifade eden Demirtaş, Erdoğan’ın etrafında “enkazdan ganimet kapmaya hazırlanan fırsatçılar” ve “rant peşinde koşan çevreler” bulunduğunu savundu.
Demirtaş, Erdoğan’ın yeni bir uzlaşma zemini açması gerektiğini belirterek şu çağrıyı yaptı:
“Sayın Cumhurbaşkanı eğer ilkeli, ahlaki, adil uzlaşmaların kapısını aralayacaksa tüm olup bitenlere bir nokta koyup butlandan, kayyumdan, tutukluluklardan medet umanlara da prim vermeyerek yeni başlangıçlara fırsat sunabilmelidir.”
“YENİ BİR SİYASET ZEMİNİ KURMANIN ZAMANI”
Demirtaş, yazısında Türkiye’de siyasetin niteliğinin ciddi biçimde aşındığını belirterek yeni bir siyaset zemini kurulması gerektiğini söyledi.
İktidar ve muhalefete çağrı yapan Demirtaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Yeni Yol Grubu dahil tüm siyasi liderlerin daha geniş ve kapsayıcı bir iş birliği zemini araması gerektiğini belirtti.
Demirtaş, olağanüstü uygulamaların ve olağan dışı gerilimlerin sonlandırılması gerektiğini ifade ederek, yeni bir toplumsal sözleşmeden demokrasi reformuna kadar birçok başlığın ancak daha sağlıklı bir siyaset zemininde konuşulabileceğini söyledi.
“ÖNCE ZEMİNİ BİRLİKTE DÜZELTELİM”
Demirtaş, siyasi rekabetin ve demokratik yarışın devam edeceğini ancak öncelikle siyaset sahasının birlikte onarılması gerektiğini vurguladı.
“Önce sahayı, zemini birlikte düzeltelim, sağlamlaştıralım” mesajı veren Demirtaş, bunun ardından yeni ittifakların, reformların ve toplumsal uzlaşma başlıklarının daha rahat ele alınabileceğini belirtti.
Demirtaş, liderlerin bu zemini kurmaya yanaşmaması halinde de umutsuzluğa gerek olmadığını belirterek, “Biz varız, çare biziz” ifadelerini kullandı.
Yazısını “Ona da az kaldı” sözleriyle tamamlayan Demirtaş, yeni bir siyasal dönemin cesaretle konuşarak, ezberleri bozarak ve birlikte hareket ederek kurulabileceğini söyledi.
Demirtaş’ın yazısının tamamı şu şekilde:
“… Süreç artık somut, elle tutulur, gözle görülür adımlar gerektiriyor, mecbur kılıyor. Bu adımlar da öyle taviz falan değil, hepimizin ortak yaşamı için ana sütü gibi hak ve helal olan adımlardır.”
Küresel düzeyde yaşanan ve kapitalizmin, emperyalizmin doğasına içkin olan krizlerle birlikte büyük bir hegemonya savaşı hem Orta Doğu’da hem Türkiye’de eskiye ait olan her şeyi yıkıyor ama Gramsci’nin deyimiyle “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için mücadele ediyor, şimdi canavarlar zamanı.” Çünkü güç dengeleri ne soğuk savaş dönemindeki iki kutuplu dünyaya benziyor ne de tek kutuplu ABD/Batı hegemonyasının borusunun öttüğü soğuk savaş sonrasına benziyor. Belki de hiçbir gücün tek başına veya blok halinde hakimiyet kuramayacağı, kursa bile bunun sürdürülebilir olmadığı, akışkanlığın kesintisiz olduğu, değişkenliğin esas olduğu uzun bir dönemi yaşayacağız. Yani öyle görünüyor ki bu hegemonya savaşı öyle kısa sürede herhangi bir küresel ya da bölgesel gücün hakimiyet kurmasıyla son bulmayacak. Bu savaş halinin kesintisizliği artık önümüzdeki on yılların yeni normali olacak.
Süreç stratejik olarak ele alınmıyor
Doğal olarak Türkiye de bu değişimden doğrudan etkilenen ülkelerin başında geliyor. Fakat Türkiye bu defa bu değişimi etkileme, yönetme ve yararlanma konusunda da kapasitesini artırmış bir ülke olarak öne çıkıyor.
Yürütülen çözüm süreci de bu yaklaşımın sonucunda ortaya çıkmış ve ana stratejiye katkı sunduğu, sunacağı açıkça belli olan önemli bir taktiktir. “Taktiktir” diyorum çünkü sürece yaklaşım konusunda yapılanlara, yapılmayanlara ve yapılacaklara bakınca sürecin devlet kanadında stratejik olarak ele alınmadığı rahatlıkla görülebiliyor. Devlet için ana strateji, küresel ve bölgesel değişim fırtınasından Türkiye’nin güçlenerek çıkmasını sağlamaktır. Türk devlet aklının bu şekilde çalışması normal ve kendi içinde de tutarlıdır.
Sayın Öcalan’ın inisiyatif alması da şu ana kadar büyük katkılar sağladı, sağlamaya da devam ediyor. Burada da bir yanlış, bir çelişki yoktur. Ama ciddi bir eksik vardır ki o da bölgesel düzeyde Kürt-Türk ilişkilerinin stratejik düzeyde yeniden ele alınmamasıdır. Özellikle Suriye ve Irak’ta, Kürtlerle ilişkiler konusunda daha kucaklayıcı, oralardaki Kürtlerin hakkını, hukukunu gözeten yeni bir yaklaşım herkese daha çok kazandıracaktır.
Süreç artık somut adımlar gerektiriyor
Nitekim sürecin Kürtlere, 90 milyon yurttaşın özgürlüklerine, demokratik yaşamına, temel insan haklarına ve bunlarla doğrudan bağlantılı olarak refahına, ekonomisine ne kazandırdığını, ne kazandıracağını bilmiyoruz. Ne olması gerektiğini biliyoruz ama olup olmayacağını bilmiyoruz.
İşte sürecin en zayıf noktası, en tartışmalı kısmı burası. Türkiye Cumhuriyeti devleti, son yıllardaki savaş ve yıkım kasırgasından süreç sayesinde uzak durmayı başardı ki bu en büyük kazanımımızdır, dolayısıyla bunu yok saymak, buna değer vermemek haksızlık olur. Ama aynı süreçte mesela bir Kürt anne Meclis Komisyonunda Kürtçe konuşamadı, bir Kürt gazeteci üstünde Kürtçe yazı olan çantasıyla Meclis’e sokulmadı. İncitildiler, horlandılar. Kürt sorununun önemli kısmı zaten anadilidir, kimliktir. Bizler birlikte güzel bir gelecek kurmak için çabalarken bize reva görülen şey bu çağ dışı, onur kırıcı yaklaşım mı olacak?
Eminim ve isterdim ki Sayın Devlet Bahçeli’nin haberi olsaydı kendisi bizzat Meclis’in giriş kapısına giderdi ve üstünde bin yıllık kardeşlerinin ana dilinde yazı olan çantayı alır, Kürt gazetecinin de elinden tutup “Gel kardeşim, burası senin meclisindir. Kimse senin anadilini engelleyemez, horlayamaz, yasaklayamaz. Çünkü sen olmadan ben var olamam, ben olmadan da sen var olamazsın. Bundan böyle yasal önlemler de alacağız ve Kürt diline de kendi anadilimiz kadar sahip çıkacağız. Artık eski zihniyetleri gömdük, yeni bir kardeşlik ruhuyla el ele, gönül gönüle beraberce yürüyeceğiz.” derdi. Ve eminim çok çok şey bir anda değişir, gereksiz bir sürü tabu, korku yıkılır, tuzla buz olurdu. Bu konuda geç kalınmış da sayılmaz.
Yani demem o ki süreç artık somut, elle tutulur, gözle görülür adımlar gerektiriyor, mecbur kılıyor. Bu adımlar da öyle taviz falan değil, hepimizin ortak yaşamı için ana sütü gibi hak ve helal olan adımlardır.
İçinden geçtiğimiz radikal değişim sürecini doğru algılayıp iyi analiz edebilenler eğer ki ahlaki, cesur bir duruş sergileyerek Türkiye’de büyük bir uzlaşmanın kapısını açabilirse işte o zaman kazanımlar on değil elli olur, yüz olur. Ama “küçük olsun benim olsun” denirse on bile kazanılamayabilir, birle yetinilmek zorunda kalınır.
Burada da belirleyici olacak olan, Sayın Cumhurbaşkanı’nın bundan sonraki tutumu ve kararları olacaktır. Kendisi de gayet net farkındadır ki olası enkazdan ganimet kapmaya hazırlanan fırsatçılar, rant peşinde kırk takla atan şaklabanlar, yağcılıkta sınır tanımayan riyakarlar etrafına giderek daha fazla toplanmaya başladı. Sayın Cumhurbaşkanı eğer ilkeli, ahlaki, adil uzlaşmaların kapısını aralayacaksa tüm olup bitenlere bir nokta koyup butlandan, kayyumdan, tutukluluklardan medet umanlara da prim vermeyerek yeni başlangıçlara fırsat sunabilmelidir.
Yeni bir siyaset zemini kurmanın zamanı
Memlekette siyasetin bu kadar niteliksiz, seviyesiz, ahlaksız ve çürümüş hallerine katlanmak gerçekten çok zor artık. Kendime siyasetçi demeye utanır hale geldim neredeyse. Sabah erken kalkanların koltuk kapmak için birbirini ezdiği bir ortamda biz halkımızın acılarıyla, sorunlarıyla yatıp kalkıyoruz, çareler üretmeye odaklanıyoruz. Boş tartışmalar, gereksiz gündemler bizim işimiz değil, olamaz. Muhalefetinden iktidarına aklı başında, memleketi ve halkı önemseyen her siyasetçiye düşen şey, dünyanın ışık hızıyla değiştiği şu çağda birlikte ne yapılabileceğini cesurca, uygar bir şekilde konuşmak ve yapmaktır.
Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Bahçeli, Sayın Özel başta olmak üzere Yeni Yol Grubu dahil tüm siyasi liderlerin artık çok daha geniş, çok daha kapsayıcı, çok daha kazandırıcı bir iş birliği zeminini zorlaması herkesin yararına olacaktır. Artık olağanüstü uygulamaları ve olağan dışı gerilimleri bitirecek olumlu adımları karşılıklı atarak yeni bir siyaset zemini kurmanın zamanıdır. Kıyasıya siyasi rekabet ve demokratik yarış elbette olacak, şarttır ama önce sahayı, zemini birlikte düzeltelim, sağlamlaştıralım. Sonra yeni bir toplumsal sözleşmeden demokrasi reformuna kadar, yeni siyasi ittifaklardan mücadele birliklerine kadar her şey çok daha rahat konuşulur, uzlaşılır ve çözülür.
Eğer ki kimse buna yanaşmıyor veya cesaret edemiyorsa da umutsuzluğa gerek yok; biz varız, çare biziz. Nasıl mı yapacağız? Cesaretle konuşarak, ezberleri bozarak birlikte yapacağız, merak etmeyin.
Ona da az kaldı.
Selahattin Demirtaş
24 Haziran 2026