Ana içeriğe geç

DEM Parti'den 'çerçeve yasa' çıkışı: Dar kapsamlı ve sınırlı düzenlemelerden ibaret olmamalı

DEM Parti'nin 11-12 Temmuz tarihinde gerçekleştirdiği PM toplantısının sonuç bildirgesinde, Meclis'e sunulması beklenen yasa hakkında "Çerçeve yasa, dar kapsamlı ve sınırlı düzenlemelerden ibaret olmamalıdır" denildi

DEM Parti'den 'çerçeve yasa' çıkışı: Dar kapsamlı ve sınırlı düzenlemelerden ibaret olmamalı
Gazete Oksijen
16

DEM Parti 11-12 Temmuz tarihinde gerçekleştirdiği Parti Meclisi (PM) toplantısının sonuç bildirgesini yayınladı. Ülkedeki, bölgedeki ve uluslararası alandaki gelişmelerle çözüm sürecinin değerlendirildiği toplantıda 22-23 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirecek Parti Konferansı ile 20 Eylül’de düzenlenecek 5'inci Büyük Olağan Kongreye ilişkin siyasal perspektifin ele alındığı bildirildi.

"Bu iki yönelim aynı anda sürdürülemez"

"Barışın, demokrasinin, eşitliğin, özgürlüğün ve toplumsal adalet mücadelesinin büyütülmesine ilişkin temel yönelimleri karar altına almıştır" denilen bildiride, çözüm sürecine ilişkin şu ifadelere yer verildi:

"Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en kritik siyasal eşiklerinden birindedir. Bir tarafta onlarca yıl süren çatışmaların ardından demokratik çözümün önünü açabilecek tarihsel bir fırsat bulunmaktadır. Diğer tarafta ise savaş siyasetinden beslenen, hukuku araçsallaştıran, toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren ve demokratik siyaseti daraltan otoriter yönetim anlayışı tahkim edilmektedir. Bu iki yönelim aynı anda sürdürülemez. Kalıcı barışın yolu demokratikleşmeden, demokratikleşmenin yolu ise cesur siyasal adımlardan geçmektedir.

"Tarihsel fırsatın gerektirdiği sorumluluk yerine getirilmedi"

PKK’nin silahlı mücadeleyi sonlandırma ve kendini feshetme kararının ardından, 11 Temmuz 2025 tarihinde Barış ve Demokratik Toplum Grubu tarafından gerçekleştirilen silah yakma töreni, demokratik siyasetin esas alındığının güçlü simgesel göstergelerinden biri olmuş; Türkiye’nin yakın tarihindeki en önemli siyasal dönüm noktalarından biri olarak toplumun geniş kesimlerinde barışa ilişkin güçlü bir umut yaratmıştır. Bir yıl önce atılan bu adım, demokratik siyasetin çözüm üretme kapasitesine duyulan inancı büyütmüş, toplumsal barışa yönelik yeni bir iklim oluşturmuştur. Ancak aradan geçen bir yıl içinde siyasal iktidarın gerekli demokratik ve hukuki adımları atmaması, bu tarihsel fırsatın gerektirdiği sorumluluğun yerine getirilmediğini göstermektedir. Sürecin hukuki güvenceden yoksun bırakılması, demokratikleşmeye ilişkin düzenlemelerin sürekli ertelenmesi ve toplumsal beklentilerin belirsizlik içinde bırakılması, toplumdaki güven duygusunu sarsmaktadır.

Barışın kalıcılaşması yalnızca çatışmaların sona ermesiyle değil, demokratik hukuk düzeninin inşa edilmesiyle mümkündür. Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan komisyonun hazırladığı rapor kapsamlı yasal düzenlemelerin gerekliliğine dikkat çekmiş olmasına rağmen aylar geçmesine karşın çerçeve yasa hazırlanmamış, gerekli hukuki düzenlemeler hayata geçirilmemiştir. Barışa ilişkin toplumsal beklentinin sürekli ertelenmesi ve belirsizlik içinde bırakılması, sürece duyulan güven açısından ciddi riskler yaratmaktadır. Demokratik çözüm iradesi somut hukuki adımlarla güçlendirilmelidir.

"Kapsayıcı ve bütünlüklü bir yasa niteliği taşımalı"

Hazırlanacak çerçeve yasa, dar kapsamlı ve sınırlı düzenlemelerden ibaret olmamalıdır. Demokratik toplumun kök hücresini oluşturacak bu yasa; silahsızlanma sürecini, güvenli ve onurlu geri dönüşleri, demokratik siyasal katılımı ve temel hak ve özgürlüklerin güvencelerini aynı bütünlük içinde ele alan, kategorik ayrımlar yaratmayan, kapsayıcı ve bütünlüklü bir yasa niteliği taşımalıdır. Böyle bir düzenleme, yalnızca bugünün sorunlarına çözüm üretmekle kalmayacak; eşit yurttaşlık temelinde ortak yaşamı güçlendirerek geleceğin demokratik Türkiye’sine de kapı açacaktır.

Diğer yandan sürecin ilerleyebilmesi için Sayın Abdullah Öcalan’ın baş müzakereci olarak etkin bir biçimde çalışabileceği ve iletişim kurabileceği koşulların bir an önce sağlanması vazgeçilmez önemdedir. Yaklaşık elli gündür devam eden tecrit ve yasa taslağının muhataplarıyla paylaşılmaması sürecin gereklerine kesinlikle uymamaktadır. Barış süreci, yalnızca çatışmaların sona ermesini ifade eden dar bir güvenlik başlığı değildir. Kalıcı ve onurlu bir barış; demokratik siyaset üzerindeki bütün vesayet mekanizmalarının kaldırılmasını, kayyım rejiminin son bulmasını, seçilmiş iradeye yönelik müdahalelerin sona ermesini, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınmasını, anadili başta olmak üzere temel hakların eksiksiz biçimde tanınmasını ve eşit yurttaşlık ilkesinin yaşamın bütün alanlarında hayata geçirilmesini gerekli kılmaktadır."

DEM Parti, çözüm sürecinin yalnızca çatışmaların sona ermesiyle sınırlı olmadığını belirterek, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulundu. Bildirgede, "Kalıcı ve onurlu bir barış; demokratik siyaset üzerindeki bütün vesayet mekanizmalarının kaldırılmasını, kayyım rejiminin son bulmasını, seçilmiş iradeye yönelik müdahalelerin sona ermesini, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınmasını, anadili başta olmak üzere temel hakların eksiksiz biçimde tanınmasını ve eşit yurttaşlık ilkesinin yaşamın bütün alanlarında hayata geçirilmesini gerekli kılmaktadır" ifadeleri kullanıldı.

"Yüzde 5 hedefi yalnızca askeri bir tercih değil"

DEM Parti, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’ne ilişkin değerlendirmesinde ise zirve önce yaşanan gözaltı ve tutuklamalar ile savunma harcamalarının artırılması kararını eleştirdi. Bildirgede, "NATO üyesi ülkelerin savunma harcamalarının kademeli olarak milli gelirin yüzde 5’ine çıkarılması yönünde ortaya konulan hedef yalnızca askeri bir tercih değildir" denildi.

"Demokratik siyasetin alanı daraldıkça toplumsal kutuplaşma derinleşiyor"

Bildirgenin son bölümünde, "Türkiye’de kurumsallaşan otoriter siyasal düzen, muhalefeti sistemli biçimde baskı altına alırken toplumsal sorunları da çözümsüzlüğe mahkûm etmektedir. Yargının siyasal müdahalelerin aracı olarak kullanılması, seçilmiş belediye yönetimlerine yönelik operasyonlar, kayyım uygulamaları, ifade özgürlüğünü hedef alan soruşturmalar, gazetecilere, siyasetçilere, sendikacılara ve hak savunucularına dönük sistematik baskılar demokratik yaşamı ağır biçimde tahrip etmektedir. Demokratik siyasetin alanı daraldıkça toplumsal kutuplaşma derinleşmekte, hukuka duyulan güven zayıflamakta ve ülkenin geleceği zarar görmektedir. Böylesi bir siyasal tabloda demokratik siyaseti büyütme sorumluluğu her zamankinden daha yakıcı hale gelirken DEM Parti’nin tarihsel sorumluluğu da artmıştır. Önümüzdeki dönem; Türkiye’nin demokratik geleceğine ilişkin iddiamızı güçlendireceğimiz, toplumsal muhalefetin ortak zeminlerini genişleteceğimiz ve eşit, özgür, demokratik bir yaşam talebini daha güçlü biçimde siyaset sahnesine taşıyacağımız yeni bir mücadele dönemidir. Bu doğrultuda gerçekleştireceğimiz Parti Konferansı ve 5. Büyük Olağan Kongremiz; bir yandan dönemin ihtiyaçlarına uygun örgütsel yenilenmeyi hedeflerken, diğer yandan Türkiye’nin demokrasi, barış ve toplumsal özgürlük mücadelesine yeni bir yön ve güç kazandıracaktır" ifadeleri kullanıldı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler