Ana içeriğe geç

Prof. Dr. Hakan Kara'dan uyarı: Kur politikasından yumuşak bir çıkış yok

MB eski Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, mevcut kur politikasından kısa vadede çıkılmak istenmediğini belirterek, “Buradan yumuşak çıkış çok zor” dedi. Kara’ya göre 3 yıldır ekonomik aktörler döviz kurunun faizlerin çok altında artacağı varsayımıyla pozisyon aldı; bu nedenle kur rejiminden çıkış zorlaştı. Kara, mevcut politikanın sanayide sıkıntı yarattığını, ekonomide ikili bir yapı oluşturduğunu ve Merkez Bankası’nın gevşeme alanını daralttığını söyledi.

Karar
16

Eski Merkez Bankası Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, Mesele Ekonomi yayınında Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kara, özellikle mevcut kur politikası, rekabet gücü, enflasyonla mücadele ve Merkez Bankası’nın faiz indirimi alanına dair dikkat çeken uyarılar yaptı.

Kara’ya göre mevcut kur politikasından kısa vadede çıkılmak istenmiyor. Bunun temel nedeni ise çıkışın “yumuşak” biçimde yapılmasının artık çok zor hale gelmiş olması.

‘KUR POLİTİKASINDAN ÇIKILMAK İSTENMİYOR’

Mevcut para politikası ve kur dengesinin sürdürülebilir olup olmadığına ilişkin soruya yanıt veren Kara, kısa vadede mevcut kur politikasından çıkış beklentisinin düşük olduğunu söyledi.

Kara, “Kısa vadede şunu söyleyebiliyoruz: Bu kur politikasından bir kere çıkılmak istenmiyor. Çünkü buradan çıkışın yumuşak çıkışla olması çok zor” dedi.

Kara, son 3 yılda şirketlerin, yatırımcıların ve hane halkının döviz kurundaki artışın faizlerin oldukça altında kalacağı varsayımıyla hareket ettiğini belirterek, bu pozisyonlanmalar büyüdükçe mevcut dengeden çıkışın zorlaştığını vurguladı.

‘ORTA UZUN VADEDE BU BİZİ BİR YERE GÖTÜRMÜYOR’

Hakan Kara’ya göre mevcut kur politikası kısa vadede sürdürülebilir görünse de orta ve uzun vadede ekonomiye sağlıklı bir rota sunmuyor.

Kara, “Bu döviz kurundan kısa vadede pek bir çıkış yok ama orta uzun vadede bu bizi pek bir yere götürmüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Mevcut politika bileşiminin “çok verimli bir ekonomi” yaratmadığını ifade eden Kara, sanayide ciddi sıkıntılar başladığını, buna karşılık perakende ve hizmet sektörünün güçlü seyrettiğini söyledi. Kara’ya göre bu durum ekonomide ikili bir yapı oluşturdu.

‘DİYET YAPARKEN YAĞ YAKMAK İSTERKEN KAS YAKMAYA BAŞLIYORSUNUZ’

Kara, mevcut ekonomi politikasını diyet benzetmesiyle anlattı. Enflasyonu ve dış açığı düşürmek için izlenen politikanın bir süre sonra ekonominin üretken kapasitesini zayıflatabileceğine dikkat çekti.

Kara, “Bir diyet yapıyorsanız yağ yakmak istiyorsunuz ama bir süre sonra kas yakmaya başlayınca bu sıkıntılı hale geliyor” dedi.

TL’deki değerlenmenin ithal talebini artırdığını, diğer taraftan rekabetçiliği bozduğunu belirten Kara, bunun dış dengeyi kırılgan hale getirdiğini ifade etti.

‘MERKEZ BANKASI GEVŞEME YAPAMIYOR’

Kara’ya göre mevcut kur rejimi, Merkez Bankası’nın hareket alanını da sınırlıyor. Ekonomi yavaşladığında normal şartlarda Merkez Bankası’nın gevşeme yapması gerektiğini belirten Kara, mevcut sistemde bunun kolay olmadığını söyledi.

Kara, “Ekonomi yavaşladığında Merkez Bankası’nın aslında gevşetme yapması lazım ama gevşetme yapamıyor. Çünkü döviz kuru ve rezerv tarafında sıkıştığı için bu politika içerisinde gevşetme yapamıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bu nedenle Merkez Bankası’nın daha sağlıklı bir para politikasına geçebilmesi için mevcut sıkışmış kur rejiminden çıkılması gerektiğini söyleyen Kara, ancak bunun da kolay olmadığını vurguladı.

‘ÇIKIŞ İÇİN SEVİMSİZ BİR POLİTİKA BİLEŞİMİ GEREKİYOR’

Kara, mevcut kur rejiminden çıkış için “sevimsiz” bir politika bileşiminin kabul edilmesi gerektiğini söyledi.

Buna göre çıkış sürecinde bir miktar döviz ve kredi kısıtlarının gevşetilmesi, buna karşılık ekonomiyi durgunluğa yöneltecek sıkılaşmanın devreye alınması gerekiyor.

Kara, döviz kuru artışının fiyatlara geçmemesi için talebin zayıflaması gerektiğini belirterek, maliye politikasının da bu süreçte kritik olduğunu söyledi.

‘ENFLASYON BEKLENTİLERİNİ DÜŞÜRECEK ŞEY BÜTÇE FAZLASIDIR’

Hakan Kara, enflasyon beklentilerini kalıcı biçimde düşürmek için yalnızca para politikasının yeterli olmayacağını, maliye politikasının da daha güçlü rol alması gerektiğini ifade etti.

Kara, “Gerçek anlamda enflasyon ve enflasyon beklentilerini düşürecek şey bana göre bütçe fazlası vermektir veya kamu harcamalarındaki verimsizliği ciddi anlamda azaltmaktır” dedi.

Kara’ya göre sıkışmış kur rejiminden çıkış için para politikası, maliye politikası ve talep yönetiminin birlikte işlemesi gerekiyor. Ancak seçime yaklaşılan bir dönemde bu adımların atılması zor görünüyor.

‘MERKEZ BANKASI’NIN GEVŞEMEK İÇİN FAZLA ALANI YOK’

Seçim sürecine yaklaşılırken ekonomide gevşeme beklentilerine de değinen Kara, mevcut koşullarda en az hareket alanına sahip kurumun Merkez Bankası olduğunu söyledi.

Kara, mevcut kur rejiminin bütün dengesinin para politikasında düğümlendiğini belirterek, dolar kurunun kontrol altında tutulabilmesinin faiz ve kredi kısıtlarıyla mümkün olduğunu ifade etti.

“Merkez Bankası’nın gevşemek için fazla alanı olmadığı” görüşünü dile getiren Kara, hane halkını TL’de tutmak için makul düzeyde reel faizin korunması gerektiğini söyledi.

‘2023’TEKİ GİBİ VANALAR AYNI ANDA AÇILMAZ’

Kara, seçim öncesi bir genişleme yapılması halinde bunun Merkez Bankası üzerinden değil, daha çok maliye politikası ve kamu bankaları aracılığıyla gerçekleşebileceğini söyledi.

Ancak 2023 seçimleri öncesindeki gibi tüm kredi kanallarının aynı anda açılmasını beklemediğini belirten Kara, “2023 seçimlerindeki gibi bütün baraj kapaklarının, bütün vanaların aynı anda açılacağı bir genişleme beklemiyorum” dedi.

Kara’ya göre olası genişleme daha çok sıkıntılı sektörleri hedefleyen, KOSGEB, KGF ve reeskont kredileri gibi araçlarla sınırlı ve seçici bir destek şeklinde olabilir.

‘REKABET GÜCÜ SON 11-12 YILIN DİPLERİNDE’

Yayında Türkiye’nin rekabet gücüne ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Kara, TÜSİAD’ın rekabet gücü endeksine işaret ederek Türkiye’de üretici ve ihracatçıların rekabetçiliğinin son 11-12 yılın en zayıf seviyelerinde olduğunu söyledi.

Kara, bunun temel nedenlerinden birinin kur politikası olduğunu belirterek, “Dövizi tutuyoruz ama enflasyonu tutamıyoruz. Öyle olunca içeride bütün üretim maliyetleri döviz bazında hızlı artıyor” dedi.

Özellikle gıda, mobilya ve tekstil gibi iş gücü yoğun ve verimliliği nispeten düşük sektörlerde rekabet avantajının daha fazla bozulduğunu ifade etti.

‘İHRACATÇININ KURTULUŞU KURU BIRAKMAK DEĞİL’

Kara, rekabet gücünün yalnızca kur artışıyla kalıcı biçimde düzeltilemeyeceğini de söyledi. Ona göre kurda yapılacak sert artış, güçlü bir enflasyonla mücadele programıyla desteklenmezse yalnızca birkaç aylık geçici rahatlama sağlar.

Kara, kur artışının bir süre sonra iç maliyetlere yansıdığını ve ekonomiyi yeniden yüksek enflasyonla baş başa bıraktığını belirterek, “İhracatçılarımızın kurtuluşu bence kuru bırakmak değil; verimlilik artışıyla beraber enflasyonu düşürmek” dedi.

‘ENFLASYON YÜZDE 5’LERE DOĞRU İNMELİ’

Hakan Kara, Türkiye’de verimlilik artışını destekleyecek sağlıklı bir ekonomik ortam için enflasyonun tek haneye, ideal olarak yüzde 5 civarına inmesi gerektiğini söyledi.

Kara, yüzde 30’lar seviyesindeki enflasyonun sofistike bir ekonomi için çok yüksek olduğunu belirterek, “Dünyada Türkiye gibi derinlikli bir ekonomisi olup da yüzde 30 ya da daha yüksek enflasyonla yaşayan başka bir ülke yok” ifadelerini kullandı.

FAİZ İNDİRİMİ İÇİN TARİH VERDİ: EYLÜL YA DA EKİM

Merkez Bankası’nın faiz patikasına ilişkin beklentisini de paylaşan Kara, Temmuz toplantısında resmi faiz indirimi beklemediğini söyledi.

Kara’ya göre Merkez Bankası, Temmuz’dan sonra likiditeyi aşamalı olarak gevşetebilir; politika faizinde gerçek indirimi ise enflasyon verilerinin desteklemesi halinde Eylül veya en geç Ekim ayında deneyebilir.

Yıl sonu enflasyonu için de değerlendirme yapan Kara, büyük bir dalgalanma yaşanmazsa enflasyonun yılı yüzde 30’un biraz altında kapatabileceğini söyledi. Ona göre Merkez Bankası, böyle bir tabloda yaklaşık 5 puanlık reel faizi korumak isteyecektir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler