Son yazımın başlığı “Suçu şoklarda değil, programda ara” şeklindeydi. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta var. Şu: Ya şokların önemli bir kısmı zaten programın eksikliğinden kaynaklanıyorsa? ‘Ya’ dedim ve soru şeklinde yazdım. Oysa çok daha kesin olabilirdim. Öyle yapayım.
Yargı sisteminin yeniden düzenlenmemesi programın temel eksikliklerinin başında
Son iki yıla yakın bir dönemdir karşı karşıya kaldığımız şokların bir kısmı yurtdışı kaynaklı ve hemen hepsi Trump ve yönetiminin uygulamaları nedeniyle oluştu. Bu şokların patlak vermesini önlemek şüphesiz ne bizim elimizde ne de ABD dışındaki ülkelerin elinde. Ama bir de iç şoklar var ve çok keskin dalgalar oluşturabiliyorlar. Bu şokların büyük çoğunluğunda Merkez Bankası politika faizini yükseltmek ve döviz satmak zorunda kaldı. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması bu şokların en şiddetlilerinden biriydi. Satılan döviz büyük tutarlara ulaştı. Son aylarda ise Bay Butlan – şirketlere gerekçeleri düzgün biçimde açıklanmadan kayyım atanması – sonra bir kısım kayyım atamalarından ‘pardon’ şeklinde vazgeçilmesi – çok sayıda belediye başkanının gözaltına alınması gibi şoklar yaşadık.
Bu uygulamalara yol açan yargı sistemi yapımızın yeniden düzenlenmemesi –mesela HSYK’nın yapısının değiştirilmemesi- programın temel eksikliklerinin başında geliyor. Dolayısıyla başta sorduğum sorunun yanıtı çok açık: Şoklar programın temel eksikliklerinden kaynaklanıyor. Tamam, denilebilir ki “ekonomi programında yargı reformunun ne işi var?” Olmaz olur mu? Yargı reformunun da işi var, ihale yasasının düzgünleştirilmesinin de, rant yasasının çıkarılmasının da. Hadi, rant yasası siyaseten çok zor bir iş. Diğer ikisini yapmak (istek varsa) zor bir iş var mı? Mesela bir yandan davaların çok daha kısa sürede karar bağlanmasını sağlarken diğer yandan daha adil işleyen bir sistem kurmak zor olmasa gerek. Bu konuda fikir üreten çok sayıda hukukçu var.
Gerekli koşul olan ‘istek’ yok!
Ama öte yandan, durun, kızmayın hemen. Biliyorum; zira Türkiye’de yaşıyorum. Her ikisini de gerçekleştirmek çok zor. Zira gerekli koşul olan ‘isteğin’ olmadığı gözleniyor. Hal böyle olunca program çok eksik kalıyor. Mayıs 2023 seçimleri öncesinde ödemeler dengesi krizinin eşiğine gelmiş, açıklanan istatistiklerin yakın tarihimizde hiç görünmediği kadar tartışıldığı, ekonomi politikası seçenekleri üretip karar alıcılara sunacak kadroların liyakat sorunu nedeniyle pek kalmadığı, enflasyonun yüksekliği bakımından dünyanın altıncı ülkesi olan ve yeni atanan Bakanı’nın “rasyonele dönmeliyiz” dediği bir ülkede, ekonomi programı sadece ekonomi programı olamaz. ABD’de, Euro Bölgesi’nde, İngiltere’de ya da Japonya’da bir ekonomi programının salt para ve maliye politikasına dayanması normal karşılanır. Ama Türkiye’de ve de özellikle altını çizdiğim koşullarda olmaz.
Kapsamlı olduğu iddia edilen bir ekonomi programı uygulanırken, ekonomi dışındaki gelişmeler nedeniyle döviz kuru, risk primi ve piyasa faizi artıyor, tepki olarak hem politika faizini yükseltmek hem de döviz satmak zorunda kalınıyorsa, uygulanan programda önemli sorunlar var anlamına gelir. Ekonomi dışında addedilen konuları da bizim gibi ülkelerde ekonomi programının içine almak şart. Alınmıyorsa suçu şoklara atmamak gerekiyor.